KUR’AN, BİLİMSEL BAKIŞ REHBERİDİR

KUR’AN, BİLİMSEL EL KİTABI DEĞİL, BİLİMSEL BAKIŞ REHBERİDİR

 

Kur’an’ın ilk emri, “oku” şeklindedir. Ortada henüz yazılı bir şey yok iken gelen bu emir, tabiatı ve insanı incelememizi istemektedir. Çevremizi ve kendimizi sorgulayarak incelememiz, her şeyi yaratan bir Yüce Yaradan’ın varlığına ulaşmamızı sağlar. Dolayısıyla, insanlardan, Rablerini bilebilmeleri için, sorgulayarak araştırmaları istenmektedir.

İnsanlar, kendilerini dış dünyadan soyutlayarak yaşayamazlar. Sadece iç dünyalarına yönelerek huzuru bulabilmeleri mümkün değildir. Kur’an, insanlara hem iç dünyaları, hem de dışlarındaki dünya hakkında yol gösterir.

Brahma veya Buda’nın, insanlardan istediklerinin önemli bir kısmı ile Kur’an’ın istedikleri birbirine benzemektedir. Ancak, Brahma veya Buda, insanın dışındaki dünyayı dışlayarak, tamamen iç dünyasına dönmesini istemektedir. İşte, Kur’an ile Brahma veya Buda’nın ayrıldıkları temel fark bu bakış açısıdır.

Kur’an ile diğer semavi nitelikteki dinlerin günümüzdeki algılamaları arasında da, aynı temel fark vardır.

Kur’an, insanlara, yeryüzünde dolaşmalarını ve etrafı incelemelerini tavsiye eder. Örneğin Gaşiye suresi 88/17-20inci ayetler, çevremize bakarak sorgulamamızı ister:

  1. Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?
  2. Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?
  3. Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş?
  4. Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?

Kur’an, çok sayıda ayette böyle yol gösterirken, iç dünyamızla dış dünyayı nasıl birleştireceğimiz hususunda da fikir veriyor.

Hac Suresi 22/46ıncı ayet: “Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, olanların akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.”

Demek ki, yeryüzünde sorgulayarak dolaşmak, bizim akledecek bir kalbe ve işitecek bir kulağa sahip olmamızı sağlıyor. Ayete göre, kalp akletmez ise, kör oluyor.

Bu konuyu daha iyi anlayabilmek için, Kur’an’ın yol göstermesi sebebiyle insanlarda değişen bir bakış açısına bakmamız yeterli olacaktır. Kur’an inmeden önce, insanlar, yıldızlara bakarak astroloji bilimi oluşturmaya çalışıyorlardı. Kur’an’ın oluşturduğu bilimsel bakış nedeniyle, aklı kullanmaya başlanılması sayesinde, astroloji gitti, astronomi bilimi geldi.

Astroloji, insanları kendi iç dünyalarına hapsediyordu. Bu durumda iç huzuru bulmak zorlaşıyordu. Fakat astronomi sayesinde Yüce Yaradan’ın varlığı daha net anlaşıldı. Böylece, sorgulayan akılların kalp ile birleşerek huzura ulaşması daha kolay oldu.

İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğu, önce astronomi ile ilgilenmişler, sonra diğer dallara geçmişlerdir. Âlimlerin, astronomiden sonra geçtikleri bu alanlar, sadece tıp, coğrafya, kimya gibi olmayıp, felsefe, sosyoloji, ruh bilimi gibi sahalar da olmuştur. Böyle olmasının sebebi, astronomi bilgisinin, diğer alanları daha iyi kavramayı kolaylaştırmasıdır.

Kur’an’ın bilimsel bakışı sayesinde, caminin bitişiğinde, medrese yani okul oluşturulmuştur. Kur’an nazil olmadan önce böyle bir uygulama olmamıştır. İlk defa Kur’an’ın yol göstermesiyle uygulanmıştır.

Bilindiği gibi, İslâmi medreseler, günümüzdeki ilahiyatlar gibi değildir. Sadece teoloji eğitimi vermemişlerdir. Tıptan hukuka, edebiyattan müziğe, matematikten astronomiye kadar, dünya ile ilgili değişik ilimler öğretilmiştir.

İslâm anlayışına göre, insanın, bilim adına dini reddetmesi yanlıştır, anlamsızdır. Benzer şekilde, din adına, hayatını zorlaştırması da yanlıştır, anlamsızdır.

Dolayısıyla insan, hem toplumun huzurunu hem de iç huzurunu, ancak, iç dünyası ile dışındaki dünyayı birbiriyle bağdaştırarak sağlayabilir.

Bu yazı KUR'AN ÜZERİNE kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir