İSLÂMİ FİNANSTA PARA BASIMI

İSLÂMİ FİNANSTA PARA BASIMI

 

Para arzı üzerinde denetimi ve disiplini olmayan finansal sistemler, buhranlara davetiye çıkarırlar. Geleneksel finans sisteminde bu denetimin ve disiplinin yetersiz olduğunu, “Ekonomik Buhranın Tetikleyicisi, Hükümet ve Merkez Bankası Politikaları” başlıklı makalemizde daha ayrıntılı olarak ifade ettik.

Geleneksel sistemde para, itibari para niteliğindedir. Bu nedenle, para arzının miktarını belirlemek, tamamen siyasidir. Diğer taraftan, arz miktarını etkileyen bir başka husus daha vardır, o da borçlar konusudur. Bilindiği gibi, geleneksel sistemde para, alınıp satılabilen, yani borç sistemini oluşturan bir meta niteliğindedir. Geleneksel sistemin verilerine bakılınca, dünya üzerindeki borçların toplam miktarı, piyasada dolaşan paraya göre çok fazladır. Gerek devletlerin gerekse şahısların borçlanmaları sadece ülke içerisinden değildir. Hattâ borçların çoğunluğu dış ülkelerdendir. Dolayısıyla, hükümetlerin, para arzını, kendi arzu ettikleri ölçüde belirlemeleri çok zordur. Hükümetler ve merkez bankaları, para arzını istedikleri gibi belirlemekte mahir olduklarını iddia etseler bile, gerçek durum çoğunlukla öyle olmamaktadır.

İslâmi finansta ise para, önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz gibi, emtia değildir. Alınıp satılmaz. Dolayısıyla para arzındaki artma ve azalmanın, sistemdeki borçla bir ilgisi olmaz.

İslâm’da, para basmakla yetkili kurum hükümettir. Eğer onlar, bu görevi merkez bankasına devretti ise, merkez bankası ancak o zaman yetkilidir. İslâmi anlayışta, para basımında yetkili olanlar, para basarken iki şeye dikkat etmek zorundadır. Birincisi, sahip olduğu metallerin değerine göre para basmaktır. İkincisi, paranın ekonomideki ticari değerini düşürmeden para basmaktır. Eğer yetkililer bu kurallara uymazlarsa, para basılmasıyla hiçbir bağı ve suçu olmayan halkın göreceği zarardan, sorumludurlar.

Yukarıda bahsettiğimiz İslâm’ın bu anlayışı, para basımının denetlenebilmesini sağlar. Çünkü paranın oluşturulmasını, tek kurum yapmaktadır. Borçlar konusu para arzını etkilemediğinden, bütün sorumluluk hükümetin olur.

Aslında geleneksel sistemde de, teorik olarak bakıldığında, para basmaya yetkili olan kurum yine hükümettir veya onun yetkilendirdiği kurumdur. Fakat borçlar konusunun, para arzı üzerindeki etkisi çok fazladır. Bu nedenle, Merkez bankaları tek başlarına sorumlu tutulamazlar. Çünkü geleneksel finans sisteminde parayı yaratan sadece merkez bankaları değildir.  Borç veren bütün bankalar, para arzını etkilemektedir.

Takdir edileceği gibi, İslâmi finans sisteminin temeli, ahlâktır. Eğer, İslâmi finans sisteminin uygulanışı sırasında, ahlâki değerlerden uzaklaşılırsa ve her hükümet kendi fetvasını kendi verirse, sistem aşınır. Şeklen İslâmi görünür, ama öz olarak, geleneksel sistemle aynı olur.

İslâmi anlayışta Kamu borcu, varlıkla desteklenmelidir. Aksi takdirde kamu borçlanamamalıdır. Hâlbuki geleneksel sistemde borç, bilhassa günümüzde, sadece vaat ile desteklenmektedir. İslâmi finansta, hayırseverlik dışında yapılan diğer bütün borç anlaşmaları, varlıkla desteklenmelidir. İslâmi Finans konusundaki yazılarımızdan İslâmi Bankacılık makalemizde, bu hususta daha ayrıntılı bilgi verdik. Eğer, varlık karşılığı borçlanma yapılırsa, para arzı da dolaylı olarak denetlenmiş olur.

Günümüzde, geleneksel sistemdeki itibari para uygulamasının aksaklıkları, net bir şekilde görülmeye başlandı. Bu sebeple, altın standardına geri dönülmesi tartışılmaktadır. Bu geri dönüş isteğinden maksat, para arzını denetleyebilmektedir. Ancak, bu geri dönüşün, sorunları ne kadar çözeceği bilinememektedir. Altın standardına dönüş, başlangıçta para arzını denetlemekte işe yarayacaktır. Fakat bu uygulama tek başına yeterli olmayacaktır. Çünkü eğer, borçlar da varlık temelli olmazsa, sistem bir süre sonra, nasıl olduğunun farkına bile varılamadan, şimdiki bozuk haline gelebilir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, karşılıksız borçlar bir nevi para basımı anlamına gelmektedir.

Geçmişte de görüldüğü gibi, altın standardının iki önemli kusuru vardır. Zaten uygulanışının terk edilmesinin sebepleri de bunlardır. Uygulama sırasında görüldü ki, altın standardı ekonomik büyümeyi sınırlandırmaktadır. Para arzının ve borçlanmanın sınırlı olduğu ortamlarda harcamalar kısıtlanmaktadır. Dolayısıyla az harcama, az ekonomik büyüme demektir. Hattâ geleneksel sistemin günümüzde borç ve büyüme ilişkisi açısından geldiği nokta bile ekonomik gelişmeyi kısıtlamaktadır. Çünkü alınan her birim borç, ekonomideki büyümeye artık eskisi kadar etki etmemektedir. Ekonomik büyüme sağlamak için eskisine göre daha fazla borç alınması gerekmektedir. Ancak, devletlerin ve vatandaşların borç alma kapasitelerinin de bir sınırı vardır.

Altın standardının ikinci kusuru, altına sahip olmadaki eşitsizliktir. Ülkelerdeki altın yataklarının miktarları çok değişkendir. Ayrıca elde ediliş imkânları arasındaki eşitsizlik, çok fazladır. Altın yataklarına sahip olan ülkelerin büyük çoğunluğu, altınlarını kendi teknolojileri ve firmaları ile elde edememekte, yabancılara yaptırmaktadır.

Altın standardındaki bu aksaklıklar bilindiği için, altın karşılığı para basımına tam olarak dönülmesini savunanlar, geri adım atmaktadırlar. Günümüzde altın standardına geri dönüşü hararetle savunanlar, yok gibidir.

Peki, hem geleneksel sistemin günümüzdeki uygulanışı, hem de altın standardına dönüş bize bir fayda sağlamayacaksa, ne yapmak gerekir? Yukarıda bahsettiğimiz gibi, varlık karşılığında veya ekonomideki ticari değerine göre para basılırsa ve varlık temelli borçlanma yöntemi uygulanırsa, altın standardının bu kusurlarından kurtulmuş olunur. Böylece, sistem daha planlanabilir bir hale gelir.

Günümüzde, hükümetlerin ve merkez bankalarının parayı idare etme becerilerine olan güven, her geçen gün azalıyor. Bu azalma belirli ülkelerle sınırlı kalmıyor, bütün dünya kamuoyunda aynı duygu yaşanıyor. Dolayısıyla, küçük çaplı bir ekonomik sıkıntının hızla büyüyerek dünyayı sarması ihtimali kuvvetlidir. Öncelikle zenginlerden başlayarak halka yayılacak bir hep birlikte dibe vurmayı yaşamadan önce, hep birlikte tedbir almamız daha mantıklıdır. Öncelikli görev, kaybedeceği varlıkları çok olanlara düşmektedir. Kaybedecekleri şeyleri az olanlar, zaten zorluklarla dolu yaşama alışkındırlar. Alacağımız tedbirler ahlâk temelinde olursa, hep birlikte huzurlu yaşayabiliriz.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir