HADİSLERİN GÜVENİLİRLEKLERİ

HADİSLERİN GÜVENİLİRLİKLERİ ÜZERİNE

 

(Not: Bu yazıda aktarılan eski kaynaklar, Kur’an araştırmalar gurubunun “Uydurulan Din ve Kur’an’daki Din” kitabından alınmıştır)

Hz. Muhammed (s.a.v.) ile ilgili bir konuyu anlatan din insanları veya herhangi bir kişi, sözlerinde şu üslubu kullanır. “Bir gün peygamber efendimiz aralarında tartışan bir gurup gördü. Ne için tartıştıklarını sordu. Onlar anlatınca onlara dedi ki…”

Görüldüğü gibi anlatım dili, olayın içerisinde bulunan, bizzat şahit olan bir kişinin bizlere aktarışı gibidir. Hadisleri yani Hz. Muhammed’in sözlerini de aynı üslupla dinleyen vatandaş, anlatılana hemen inanır. Zannedilir ki, Peygamberimiz konuşurken etrafında bulunanlar, söylediklerini hemen anında yazmışlar. Hocalar da, o yazılanları ilk kaynaklarından aktarıyorlar.

Hâlbuki böyle bir şey yok. Hattâ İslâm kaynaklarının birçoğu, Peygamberimizin, kendi sözlerini yazanları görünce onları uyardığını ve imha etmelerini istediğini anlatırlar. Bu konuda birbirinden farklı ama aynı anlamı çağrıştıran hadislerden bahsederler: Böyle bir hadiste peygamberimiz şöyle demektedir: “Allah’ın kitabında helâl kıldığı helâl, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.” (Ebu Davud; K.Etime 39, Tırmizi; K. Libas 6; İbni Mace, K.Etime 60; El- Müracaat sayfa 20).

İlginçtir hadis yazarlarının çoğu, kitaplarında, Hz. Muhammed’in bu tavrının aynısını peygamberin en yakınında bulunan dört halifenin de uyguladığını yazarlar. (Zehebi, ibni Abdül Berr, İbni Sad, Hanbel (kitabul Ilel 1)

Daha ilginç olan en sahih yani gerçek hadisleri aktardıkları düşünülen ve onların hadislerinin birini inkâr edenin neredeyse dinden çıkacağı söylenen İmam Buhari ve İmam Müslim’in kendi kitaplarında yazdıklarıdır.

“Şeddad, İbni Abbas’a (meşhur sahabelerdendir) ‘Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?’ diye sordu. O da ‘sadece Kur’an’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı’ cevabını verdi.” (Kaynaklar: Buhari, K. Fezailul Kur’an; Müslim, K. Fezailus Sahabe; Ebu Davud, K.Fiten; Tırmizi, K.Fiten, İbn Abdül Berr)

Dini anlatan insanlardan olayların içindeymiş gibi hadisleri dinleyen vatandaş, hadisçilerin yazdıklarındaki bu çelişkileri bilemez. Bu sebeple her anlatılana, imanı gereği hemen inanır.

Bu açıdan bakılınca Hadislerin durumu, İncillerin durumundan daha tehlikelidir. Çünkü Hz. İsa’nın getirdiği İslâm’a inandığını düşünen Hıristiyanlar bilirler ki, İnciller Hz. İsa’dan çok sonra yazılmışlardır. Zaten tek İncil yoktur. Yüzlerce İncil içerisinden dört tanesi uygun görülmüştür. Dördünün anlattıklarının bazısı da birbirini tutmaz.

Ama Hadisler için durum farklı. Gariban vatandaş hadisleri, Peygamberimiz konuşurken yazılmış zannediyor. Bu sebeple inanıyor. Aslında bazı konularda ne yazmışlar diye merak edip biraz okusa, hatasını anlayacak. Nitekim ciddiyetle okuyanlar, aynı kitap içerisindeki hadislerdeki büyük çelişkileri, Allah’a ve Hz. Muhammed’e iftira mertebesindeki hadisleri gördükçe, hadisleri bırakıp hemen Kur’an’a sarılıyorlar.

Allah’a ve güzel ahlâklı peygamberi Hz. Muhammed’e iftira edilen yalan hadisleri burada yazmaktan hayâ duyarız. Ama diyelim ki “orta namazı hangisidir?” diye merak eden insanlara Kütüb-i Sitte adlı güya çok güvenilir hadis kitabının 2. Cildinin 218inci sayfasından itibaren bakmalarını öneririz. Bu sayfalarda aktarıldığına göre orta namazı; sabah, öğlen ve ikindin namazlarından biridir. 221inci sayfada aktarıldığına bakılırsa, Kadı İyaz gibi bazıları da “orta namazından murad, beş vaktin hepsidir” demişlerdir. Güvenilir hadis kitabındaki bu bilgileri okuyan her bir kişi, farklı karara varabilir. Peki, hadis kitabının amacı kafaları karıştırmak mıdır?

Diğer taraftan, en sahih hadis gibi görünen bir hadisi inceleyerek, konunun bir başka yönünü görmeye çalışalım.

Bir gün Hz. Ayşe, Peygamberimize “Ya Resulullah, Senin geçmiş ve gelecek günahların affedildiğine göre, neden geceleri bu kadar çok ibadet ediyorsun?” diye sorar. Peygamberimiz de “şükreden kul olmayayım mı? Ya Ayşe” diye cevap verir.

Şimdi bu hadisi Kur’an ayetleriyle karşılaştıralım. İsra Suresi 79: “Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makamı mahmuda göndermesi kesindir.” Müzemmil 2: “Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk (namaz kıl).” İnsan Suresi 26: “Gecenin bir bölümünde de O’na secde et. Hem de O’nu uzun bir gece tesbih et.”

Ayetlerden anlaşıldığına göre peygamberimiz gece namazlarını sadece şükretmek için kılmıyor, kendisine farz olduğu için kılıyor. Demek ki bu açıdan bakınca hadis Kur’an ile çelişiyor.

Nasr Suresi : “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde, Rabbini överek tesbih et, O’ndan bağışlanmanı dile, çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.”

Bu sure, peygamberimizin vefatını haber verdiği sonradan anlaşılan bir ayettir. Ayette açıkça peygamberimize “Allah’tan bağışlanmasını dilemesi” emredilmektedir. Demek ki, peygamberimiz dahil kimsenin gelecek günahları affedilmemiştir. Esas olan günah işlememeye çalışmaktır. Günah işlediğini anladığında da, tövbe ederek af dilemektir.

Demek ki, yukarıdaki hadis bu açıdan da Kur’an ile çelişiyor. Eğer böylesine masum bir hadis Kur’an ile çelişiyorsa, bizim hadislerin hiçbirini dikkate almamamız gerekir. Zaten aksi bir anlayış, Allah’ın unutucu olduğunu (haşa!) kabul etmek olur. (Not: Bu konularla ilgili olarak “İslâm Kur’an’dan İbarettir” başlıklı makalemizde yeterince örnek ayetler verildiğinden bu yazıda bahsetmeyeceğiz.)

Gelelim hadislerin kaynaklarına. Hüseyin Hilmi Işık’a göre, İslâm’ın hükümlerinin çıktığı hadislerin yarısı Ebu Hureyre’den alıntıdır. Bu nedenle de Işık’a göre, Hureyre’yi inkâr eden şeriatın yarısını inkâr etmiş olur.

Ebu Hureyre, peygamberimizin vefatından sadece 3 yıl önce Müslüman olmuştur. İslâm’a girdiğinde 15 yaşında idi. Fakirdi. Peygamberimizin Hakka yürüdüğünde 18 yaşında idi. Dolayısıyla 5.000 civarında hadisi duyup, ezberleyip, öğrenecek kadar zamanı olmadı.

Hz. Ayşe, Hz. Ali ve Hz. Ömer, Ebu Hureyre’nin yalancı olduğunu söylemişlerdir. Hz. Ayşe ona “sen peygamberden duymadığın hadisler rivayet ediyorsun” dediğinde ona edepsizce cevap verir. (Zehebi,Siyeru Alemin Nubela 2. Cilt)

Hz. Ali ise şöyle demiştir: “Yaşayanlar arasında Allah Resulüne en fazla yalan isnat eden Ebu Hureyre’dir.” (İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa 1. Cilt)

Hz. Ömer, onu Bahreyn valisi yapıp sonra rüşvet aldığı için görevden almıştır. Ebu Hueryre’nin bizzat kendisinin aktardığı olayda Hz. Ömer, Ebu Hureyre’ye şöyle demiştir: “Ey Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı! Allah’ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?” (İbni Sa’d, Tabakat 4. Cilt)

İşin ilginç yanı Ebu Müslim, eserinin 1. cildinde, bizzat Ebu Hureyre’nin ağzından şöyle aktarır: “Ömer ölünceye kadar ‘Allah’ın Resulu buyurdu’ diyemezdik.” Sahih hadis yazarı olarak nitelenen İmam Müslim’in kendi kitabında Hureyre’nin bu sözünü aktardıktan sonra ondan hadisler yazması, kendi iddiasıyla büyük bir çelişkidir.

Dört halife döneminde hadis söylemesi yasaklanan ve Hz. Ömer döneminde göreve getirildiği valiliği sırasında Beytülmalden para çaldığı için azledilen Ebu Hureyre, Emeviler döneminde altın çağını yaşamıştır. Emeviler konusunda Hz. Ali’nin fikri şöyledir: “Bunlar da din elbisesi giyiyorlar, ama ters çevirerek giyiyorlar.”

Sonuç olarak;

1) Hadisler, peygamberimiz konuşurken kaleme alınmamıştır. Sahih hadis yazarı denilen İmam Buhari, kitabını peygamberimizden yaklaşık 250 yıl sonra yazmıştır.

2) Peygamberimiz ve onun en yakınında bulunan dört halife, hadis toplanılmasını ve yazılmasını “Allah’ın Kur’an’ı yetmiyor mu?” diyerek yasaklamışlardır.

3) En masum hadisler bile, Kur’an ile çelişebilmektedir. Kur’an ile çelişen hadisi esas almak, en hafifinden Allah’ın yüceliğini reddetmektir.

4) En çok hadis söyleyen Ebu Hureyre’nin hayatı ve kendisinin anlattıklarına bakıldığında, hiç güvenilmeyecek bir durum vardır.

5) En sahih hadis kitaplarını yazdığı söylenilen İmam Buhari ve İmam Müslim’in kendi kitaplarındaki hadislerin bazısında “Allah Resulu bize sadece Kur’an’ın iki kapağı arasındakini bıraktı” diye yazmalarına, Ebu Hureyre’nin kendi aktardığı ve kendisinin yalancılığını gösteren hadisleri aktarmalarına rağmen, halen itibar edilmeleri, eğer art niyet yoksa ciddi bir aymazlıktır.

6) Hadislerden bazı dini bilgileri öğrenmek isteyen bir kişi, eğer tek hadise bakmaz ve o konuda aynı kitapta yazılmış birbiriyle çelişen diğer hadislere de bakarsa, ne yapacağını şaşırır.

7) Sahih hadis yazarlarının, kitaplarını yazarken 600.000 hadisi, günlerce deve ile giderek güvenilirliklerini araştırdıklarını anlatmalarının, insan ömrüyle karşılaştırılınca hiçbir inandırıcılığı olmadığı açıktır.

Bütün bu gerçeklere rağmen, halen hadisleri ve atalarından duyduklarını esas alanlara, Kur’an şöyle cevap vermektedir. Kâfirun Suresi 6: “Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”

Allah’ım, bizleri doğrulukla girdir ve doğrulukla çıkar.

Bu yazı Dini kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir