AYDINLARIN SORUMLULUKLARI

AYDINLARIN SORUMLULUKLARI

 

Bu yazının konusu, halkın dini inançları üzerinde, aydınların etkileri ve sorumluluklarını irdelemektir.

2002 yılında yayınladığımız “Tarihin aydınlattığı Gelecek” adlı kitabımda, aydın kavramını en özlü olarak “dönüştüren “insandır” şeklinde tanımlamıştım. Daha ayrıntılı olarak yaptığım tanımda “yaşadığı toplumdan etkilenen ve sonrasında toplumları etkileyip yönlendiren insandır” ifadesini kullanmıştım. Bu yazımızda bahsedeceklerimiz açısından aydın kavramının, kendisinin aydın olduğunu zanneden her insanı kapsaması düşünülmüştür. Bu sebeple, eğitim görmüş veya halkı etkileme konumunda olan insanları, aydın olarak ele alacağız.

Konumuz açısından, aydınları iki ana guruba ayırabiliriz. Birinci gurup, dini gerçeklere kuşkuyla yaklaşanlardır. Bunlar insanları, kendi düşünceleri doğrultusunda etkilemeye çalışırlar. İkinci gurup aydın, dini formların içerisinde kalanlardır. Bunlar da insanları, kendi fikirleri doğrultusunda inandırmaya çalışırlar.

Birinci guruptaki aydınların sayıları daha az olmasına rağmen, ikinci guruptakilerin hatalı anlatım ve davranışlarından dolayı, birincilerin taraftarları her geçen gün artmaktadır. Birinci gurup, dinin, sosyal hayatımızı olumsuz etkilediği iddiasındadır. Dinin ticari bir meta haline gelmesi arttıkça, bunların dinle ilgili görüşleri, “dinin ömrünü tamamladığı” inancına dönüşüyor.

Hâlbuki bu guruptakilerin yapması gerekenler daha farklı olmalıdır. Hâlbuki bunlar, ikinci guruptakilerin çelişkili anlatımlarını ortaya koyduktan sonra, daha çelişkisiz anlatımları geliştirmeleri gerekir. Bu anlatımlarını sadece akıl temeline oturtmadan, ama daha zeki bir biçimde oluşturabilirler.

İkinci guruptakilere baktığımızda, onların yerleşmiş dini şekillere sarıldıklarını görürüz. Hâlbuki bunlar, şekillerin değil, dinin özünün peşine düşmelidirler. Fakat tembellik ettiklerinden özü aramaya çabalamıyorlar. Muhtemelen, hayatlarını nefislerinin yönlendirmesine engel olamıyorlar. Hayatlarını, dini emirler ve yasaklara göre şekillendirmiyorlar. Geleneklere, örf ve adetlere göre biçimlendiriyorlar. Ayrıca devletin yasal düzenlemelerinden istifade edecek şekilde biçimlendiriyorlar.

Birinci guruptakilerin bizim beklediğimiz çelişkisiz anlatımları yapamamalarının muhtemel nedeni, onların da kafalarının bulanık olmasıdır. Bunlar sahip oldukları bulanık anlayışı, çoğunluğu oluşturan kitlelere aktarmaya çalıştıkça, insanlar ikinci guruptakilere doğru yaklaşıyorlar. Böylece, birinci guruptakiler, kendileri açısından kitleleri uyandırmak istedikleri halde, aksine onların uyanmalarını engelliyorlar.

Dolayısıyla iki farklı aydın gurubunun arasında sıkışıp kalan çoğunluk, gerçek dini hayatı öğrenemeden yaşamlarını sürdürüyorlar. Öncelikle Batıda başlayan bu durum, asırlardır değişmeden devam ediyor. Aydınların anlayışlarında değişme olmadıkça da devam edeceğe benziyor.

Kitlelerin içerisine düştükleri bu çıkmazdan kurtulabilmeleri için, din adamlarının yardımına ihtiyaçları var.  Onların anlayışlarına ve anlatımlarına daha çok bağlı hale geldiler. Fakat din adamlarının büyük çoğunluğu, bu hususta insanlara yardımcı olmuyorlar. Onlar, insanların, sorgulamayan, sabit fikirli robotlar gibi olmaları için, ne gerekiyorsa onu yapmaya devam ediyorlar. Din adamlarının çoğunluğunun, insanlardan istedikleri şeylerin başında gelen anlayış, din adamlarının Tanrı’dan güç aldıklarına inanılmasıdır. Sadece bunu istemekle de yetinmiyorlar. Bunların büyük bölümü, insanların, Tanrı’ya değil, kendilerine boyun eğmelerini bekliyorlar.

Halkı bu sarmaldan kurtarmaları beklenen bilim insanları ise hiç umut vermiyorlar. Çünkü bunların çoğunluğu, bambaşka işlerle uğraşıyorlar. İlginç olan, bu uğraşlarıyla halka hizmet ettiklerini düşünüyorlar.

Geçmiş asırlarda yaşamış bilim insanlarının büyük çoğunluğu, dönemlerinin yöneticileri olan kralları, sultanları, imparatorları sorgulamıyorlardı. Hattâ, yöneticileri sorgulamayı gereksiz görüyorlardı. Günümüzde de, çoğu ülkelerdeki bilim insanları, siyasi yöneticileri sorgulayamıyorlar veya sorgulamayı düşünmüyorlar. Bunlar da, daha öncekilerin yaptıkları gibi, halkın anlamayacağı şekilde ve üst perdeden fikirler belirterek yahut da, yaptıkları teknolojik gelişmelerle veya buluşlarla halka hizmet ettiklerini zannetmeye devam ediyorlar.

Geçmiş dönemlerdeki yöneticiler, krallar, sultanlar, çarlar, imparatorlar, halka hitap ederken, ne kadar dindar olduklarını vurgularlardı. Çünkü makamlarını korumak için ordulara ihtiyaçları vardı. Orduları oluşturan askerler, dini duygularıyla hareket eden halkın çocuklarıydılar.

Günümüzdeki siyasilerin de çok büyük çoğunluğu, halka hitap ederken ne kadar dindar olduklarını vurgulamaya çalışıyorlar. Çünkü makamlarını koruyabilmeleri için halkın oyuna ihtiyaçları var. Halkın da çoğunluğu dini duygularıyla hareket ediyorlar.

İnsanları ve toplumları harekete geçiren en önemli etken, dindir. Bu durumu bilen ikinci gurup aydınların çoğunluğu da, dini istismar eden yöneticileri destekliyorlar.  Bu durumu bilen birinci gurup aydın da, kendi kafalarının bulanıklığını giderip, halkı, dinle ilgili hakiki bilgilere doğru yönlendiremiyorlar.

Bilim insanları, kâinatın işleyiş sistemleri üzerine araştırmalar yapmalıdır. Elde ettikleri bulguları kutsal kitaplarla karşılaştırarak, halkın bilgisine sunmalıdır. Ayrıca bu işleyişe uygun yeni teknolojiler geliştirmeye çalışmalıdır. Geliştirdikleri teknolojileri halkın faydasına sunmalıdır. Fakat bilim insanlarının birçoğu, böyle yapmak yerine, varoluş üzerine fikirler yürütüyorlar. Biraz farklı bir fikir yürüten kişi, kendine göre yeni bir teori ortaya atıyor. Bir süre sonra, bir başkası bu kuramı geçersizleştiriyor. Yerine kendisi yeni bir teori oluşturuyor. Bu yeni kuram da, bir başkasının ortaya çıkıp, yeni bazı bulgular eşliğinde eskisini geçersiz kılana kadar tartışılıyor. Böylece kısır bir döngü içerisine girilmiş oluyor ve çıkılamıyor.

Bütün bu yanlışlıklar, bilim insanlarının toplumla ilişkilerine tesir ediyor. Toplumdaki itibarlarını zayıflatıyor. İtibarları zayıfladıkça, bilim insanlarının din ve insanlık ile ilgili sözleri kabul görmüyor.

Aydınların ve bilim insanlarının, toplumun dini inançları üzerinde tesirli olabilmeleri için, önce kendi kafalarını netleştirmeleri, sonra da savundukları fikirlere uygun yaşamaya gayret etmeleri gerekir.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir