ALLAH, RAHMETİ KENDİ ÜZERİNE FARZ KILMIŞTIR

ALLAH, RAHMETİ KENDİ ÜZERİNE FARZ KILMIŞTIR

 

(Not: Bu yazı Nisan 2016’da yayınlanmıştı. Yazılım hatalarını düzelterek aynen yayınlıyoruz.)

Enam Suresi 12: De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır” de. O, rahmet etmeyi Kendi nefsine yazmıştır. Sizi, varlığında asla şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini zarara sokanlar inanmazlar.

Ayete göre, Yüce Yaradan, her ahvalde insanlara rahmetini açıklayacaktır. İnsanların inanması veya inanmaması fark etmez. İnsanların tavrı ne olursa olsun, Allah, insanlara yol gösterecek, düşüncelerini aktaracaktır.

Araf Suresi 52: “Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdik.”

Demek ki, Yüce Yaradan, bizlere yol göstermek için Kur’an’ı göndermiş. Tıpkı, önceki tarihlerde başka kitaplar gönderdiği gibi. Bu kitaplarında, insanlara sürekli yollar göstermiş. Bizlerin faydamıza olan ve zararımıza olanları, her dönemde açıklamış.

Bu açıklamaları, bizlerin neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmemiz için yapmaz. Çünkü Yüce Yaradan’ın verdiği akıl sayesinde, bunları insanlar kendileri de bulabilirler. Bu açıklamaları, öncelikle Enam 12inci ayetten anlaşıldığı gibi, sırf Tanrı, yani yaratıcı olduğu için yapar.

Allah, gönderdiği kitaplarında bizlere, insanların faydasına olanları yapmamızı emreder. İnsanların zararına olanları yapmaktan men eder. Emirlerine uyanları, Cennet ile müjdeler. Uymayanları, Cehennem azabı ile korkutur. Böylece bizleri iyiliğe doğru motive etmek ister. Çünkü biz, kendi aklımızla bulduğumuz iyi şeyleri, nefsimize zor geleceği için uygulamak istemeyebiliriz.

Yaratıcı olmanın şanına yakışan da, yarattığı insanlara yol gösterici elçiler ve kitaplar göndermesidir. Eğer bizlere elçiler ve kitaplar göndermeseydi, bizler onun Tanrı olduğunu nasıl bilecektik? Yerin ve göklerin sahibi olan Allah, insanlara açıklamalar göndermeseydi, herşeyin sahibi olmasının ne anlamı kalırdı?

Allah, kurduğu düzende, dünya hayatından sonra bir de ahiret hayatı oluşturmuş. Dolayısıyla sistemini, bizlerin yaptıklarımıza göre mükâfatlandırmak veya cezalandırmak üzerine kurmuş. Peki, bu konuda bizlere bilgi vermeseydi, bizi nasıl ödüllendirecek veya cezalandıracaktı? Kurduğu imtihan sisteminin bir anlamı kalır mıydı?

Sadece bize verdiği akıl sayesinde, bizlerin iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı bilmemiz Tanrı’nın yapacağı imtihan için yeterli olur muydu? Bizlere konular hakkında bilgi verilmeden, elimize okuyacağımız bir kitap tutuşturmadan, nasıl imtihan yapılırdı?

İşte bu sebeplerle Allah, yaratıcı olmanın gereği olarak insanlara rahmet etmeyi, merhamet etmeyi, yol göstermeyi, Kendi üzerine görev olarak alıyor. O, yaratıcılığının gereğini yapıyor. Bizlerden de, insan olmamızın gereğini yapmamızı istiyor.

Allah, Zuhruf Suresi 44üncü ayette, hem peygamber(ler)in hem de insanların, gönderdiği bilgilerden hesaba çekileceğini söylüyor. 44üncü ayet: “Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.”

Verdiği bilgiler ve öğütler için öğrencilerini imtihan edecek bir hoca, onları zorla çalıştırır mı? Hayır. Kendilerine bırakır. İşte Yüce Yaradan da aynısını yapıyor. Yunus Suresi 99: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?”

Dolayısıyla Allah, bizleri zorlamıyor. Dayatmıyor. Bizlerin hür irademize bırakıyor. Sadece peygamberleri ile ve kitapları ile bizleri bilgilendiriyor, öğütler veriyor. İsterse verdiği bilgileri herkes bilsin, isterse bilmesin. İster peygamberlerini herkes dinlesin, isterse hiç kimse dinlemesin. O, Tanrı olmanın gereğini yapıyor.

Bizlere “size verdiğim akıl, irade ve vicdan sayesinde, siz zaten konuları ve ne yapacağınızı biliyorsunuz” demiyor. Bizlere aramızda evrensel bir sözleşme niteliğinde olan Kur’an’ı gönderiyor. Kur’an’da iradesini ve kurduğu sistemi beyan ediyor. Bizleri bilgilendiriyor. Aynı zamanda ödev veriyor, sorumluluklarımız olduğunu belirtiyor.

Allah Kendi üzerine yazdığı rahmeti dolayısıyla bu sözleşmeyi tek taraflı olarak imzalıyor. Sözleşmenin diğer tarafı olan bizleri ise bilgilendirdikten sonra, sözleşmeye katılıp katılmamakta serbest bırakıyor. Bize zorla imzalatmıyor. Zorbalık, despotluk yapmıyor.

Bize sunduğu sözleşmeye baktığımızda maddelerin insanların faydasına olduğunu anlıyoruz. Yani tamamen bizin yararımız gözetilmiş. Bizim için zararlı olan şeyleri bıkmadan açıklamış. Bıkmadan bizlere elçiler göndermiş. Bıkmadan deliller sunmuş.

Leyl Suresi 12: “Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.”

13: “Kuşkusuz ahiret de dünya da bizimdir.”

14: “Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.”

15: “Ona ancak en azgın olan girer.”

16: “Öyle azgın ki, yalanlamış ve sırtını dönmüştür.”

Demek ki, Yüce Yaradan’ı ve sözleşmeyi yalanlayıp sırtını dönenler, mutlaka cezalandırılacaklar. Böylelerini cezalandırmak zorbalık değildir. Çünkü Allah, üzerine farz kıldığı rahmeti ile sürekli bilgilendirmiş ve öğüt vermiştir. Öğütleri dinleme konusundaki seçimi insanlara bırakmıştır.

Allah’ım, bizlere Senin gönderdiğin ayetleri (delilleri) anlayarak, yaptığın sözleşmeye uyan ve rahmetine nail olanlardan eyle!

Bu yazı KUR'AN ÜZERİNE kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir