AHLÂKLI OLMAK İSTİYORSAK, BİLGİLİ OLMALIYIZ

AHLÂKLI OLMAK İSTİYORSAK, BİLGİLİ OLMALIYIZ

 

Ahlâklı olabilmenin birçok temel şartı vardır. Bunlardan birisi de bilgili olmaktır. Bilgili olmak, ahlâklı olmanın, olmazsa olmaz şartlarından birisidir.

Elbette, bilgisi çok yetersiz olan insanlar da ahlâklı olabilirler. Kendilerinin doğrudan yapacağı işlerde ve davranışlarda erdemli insan tavrı sergileyebilirler. Ancak, bunlar, kötü niyetli insanlar tarafından kandırılmaya daha açıktırlar. Elbette, her insan kandırılabilir. Abraham Lincoln’un dediği gibi: “Her insanı bir süre kandırabilirsiniz. Bir kısım insanları her zaman kandırabilirsiniz. Ancak, her insanı her zaman kandıramazsınız.”

Her insanın bir süre kandırılabilmesi mümkündür. İster bilgili ister bilgisiz olsun, her insan, kısa bir süreliğine kandırılabilir. Bir insanı kandırmak için, yalan söylemek gerekir. Bir yalanı söylerken, hep yalan konuşmayıp, araya doğruları da katan ve yalan söylerken, yalan değil de gerçekmiş gibi tavır sergileyen bir kişi, herkesi kandırabilir.

Ancak uzun süre kandırılmamamız için, Yüce Yaradan bize yol göstermektedir. İsra Suresi 36: “Bir de bilmediğin bir şeyin ardınca gitme; çünkü göz, gönül ve kulağın her birinin onda sorumluluğu vardır.”

Demek ki, öncelikle bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmeyeceğiz. Eğer bilmediğimiz şeylerin peşinden gidersek, kötü niyetlilerin bizi kuşatmalarından kurtulamayız. Sadece menfaatinin peşinde koşan kötü niyetli insanların en sevdiği kişiler, cahil ve umursamayan yapıdakilerdir. İşte her zaman kandırılabilecek insanlar, bilgisiz ve umursamaz yapıdaki şahıslardır.

Umursamamak, bilgisizliğin bir sonucudur. Konu hakkında bilgisi olan her insan, sonunda vicdanıyla başbaşa kalır. Kandırılmanın toplum için doğuracağı kötü sonuçlarını umursamaya başlar. Umursamaya başlayan insanların bazıları, tepkilerini dışarıya vurur, bazıları kendi içinde tutar. Ama her ikisi de -en azından- aynı kişi tarafından veya benzer şekilde kandırılmazlar.

Dolayısıyla, her zaman kandırılamayacak olanlar, bilgili insanlardır. Allah, bu hususta da bizlere yol gösteriyor. Zumer Suresi 9: “… De ki; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak özü temiz olanlar anlar.”

Ayet, bilenlerin, bilmeyenlere göre daha üstün olduklarını vurguluyor. Ayetin devamında ise, bilginin önemine yapılan bu vurguyu, ancak özü temiz olanların anlayabileceği ifade ediliyor. Demek ki, özümüz temiz değilse, cahil olmaktan hicap duymuyoruz. Cehaletimizi örtmek ve bilgili bir insanı küçümsemek için de, “ben onun gibi elli tanesini cebimden çıkarırım” diye böbürleniyoruz. Böbürlendikçe, bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duymayacağımız için, öğrenmeye gayret etmiyoruz.

Biz cahil olarak kaldıkça, aynı kişiler bizi her zaman kandırabilirler. Eğer bizler, aynı insanlara her zaman kanıyorsak, ayetlerin ifadelerine göre, hatalı olan biziz. Bizim hatamızın sebebi de, özümüzün temiz olmaması. Eğer özümüz temiz olsa idi, öncelikle, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmezdik. Gözümüzün, kulağımızın ve gönlümüzün (kalbimiz ve aklımızın birlikteliği) gördüklerinin, işittiklerinin ve kavradıklarının sorgulamasını yapardık. Göze, kulağa ve gönle sahip olmanın sorumluluğunu yerine getirirdik.  Getirmiyorsak, biz de bizi kandıran ile aynı anlayıştayız demektir. Bu durumda biz kandırılmış olmuyoruz.

Bazı siyasilerin, din tüccarlarının, mesnetsiz ideoloji bezirgânlarının sürekli kandırdığı çok sayıda insan vardır. Aynı insanları, bu defa da biz kandırmaya çalışalım. Meselâ ticari bir alışverişte, sülale içerisindeki bir miras konusunda veya tavla oynarken onları kandırmaya çalışalım. Acaba, siyasilerin kolayca kandırdıkları bu insanların yüzde kaçını kandırabiliriz? Demek ki, bu insanlar aslında, siyasiler ve diğerleri tarafından kandırılmıyorlar. Bu insanlar, siyasilerin ve diğerlerinin kendilerini kandırmalarını istiyorlar.

Yıllarca, birinin veya bir düşünceyi savunanların peşinden gitmiş bir insanı düşünelim. Bu insanın, ardından gittiği kişinin veya fikrin yıllar sonra yanlışlarını gördüğünü farzedelim. Bu şahıs, kendisini boşlukta hissedecektir. Çevresinde kendisini uyaran insanlara karşı şimdi ne diyecektir? Çevresindeki bu insanlara mahcup olacak, başı önde dolaşmaya başlayacaktır. Bu duruma düşmüş insanların çok küçük bir kısmı, aptallıklarını kabul edeceklerdir. Çok az insan aptallığı kabul eder. Belki de bu sebeple, “kişinin noksanını bilmesi gibi irfan olamaz” denilerek, hatasını bilmek çok fazla övülmüştür.

Çevresindekilere mahcubiyetten kurtulmasının tek bir yolu vardır. Bu yol, yıllarca peşinden gittiği liderin bir yalan daha uydurması, şahsı ve fikri hakkında söylenenlerin bir iftira olduğunu haykırması, rakiplerinin hatalarını –iftira da olsa- ortaya koymasıdır. Böylece, takipçilerinin çevre baskısından kurtulmalarının yolu açılır. Liderin takipçisi olan vatandaş, çevresindekilere mahcup olmaktan kurtulur ve göğsünü gererek dolaşmaya devam eder.  Bu durumda, takipçinin gözü, kulağı ve gönlü, takipçisi olduğu liderinkiyle benzer demektir. Dolayısıyla sorumlulukları da benzerdir.

Tarihin Aydınlattığı Gelecek isimli kitabımızın çözüm önerileri bölümünün eğitim ile ilgili kısmında şunları ifade etmiştik:

“Bir insanın kendisine ve çevresine faydalı olabilmesi için şahsiyetli olması gerekir. Şahsiyetli olması, yani kendisine sahip çıkması, hayatla olan ilişkilerinde dürüst ve hareketli olmasına bağlıdır. Bunun için ise, bilgili olması, bilgiyi kullanmasını bilmesi ve ayrıca çaba göstermesi şarttır. Bilgili olmak için eğitim, bilgiyi kullanmak için irade, çaba göstermek için istek gerekir.”

Bu sitede yayınladığımız, “Halk, Hayrını, Şerrini Nasıl Bilebilir?” başlıklı makalemizde, Mehmet Akif Ersoy’un 14 Şubat 1913 Süleymaniye Camii Vaazında söylediği; “Halk hayrını şerrini bilmiyor, çünkü büsbütün cahil” tespitini aktardıktan sonra, yazımızı şöyle bitirmiş idik:

“Demek ki, kimseye bağlı kalmadan kendimiz bilgi sahibi olmaya çalışacağız. Önder olarak bildiğimiz veya yönetici durumundaki insanların söylemlerini ve eylemlerini sorgulayacağız. Sorgulayabilmek, düşünebilmek için de “özü temiz” olmaya çalışacağız. Yoksa Benjamin Franklin’in “insanlar, yalanla avutanı, gerçekle korkutana tercih eder” sözündeki gibi davranırsak, desteklediğimiz önderlerimizin ve yöneticilerimizin her söylem ve eyleminden sorumlu oluruz.”

Allah’ım, Seni ve yarattıklarını daha iyi anlayabilmemiz için, ilim ve hikmetimizi artır.

Bu yazı YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir