YALAN TEKRARLANDIKÇA, HAKİKAT ZANNEDİLMEYE BAŞLANIR

YALAN TEKRARLANDIKÇA, HAKİKAT ZANNEDİLMEYE BAŞLANIR

 

Bu durumu en güzel şekliyle anlatan halk deyişi şöyledir: “Birisi, aşağı mahallede bir yalan uydurmuş, yukarı mahallede kendisi inanmış.”

Günümüzde, bu tarihi gerçeği kavrayarak en güzel değerlendirenlerin başında, reklamcılar gelmektedir. Reklamların amacı, insanları tüketim toplumu haline getirmektir. Hedef böyle olunca, reklamdan beklenilen, insanların ihtiyacı olmayan ürünleri satın almalarını sağlamasıdır. Hatırlanacağı gibi, şekerli ve gazlı içeceklerin, atletik gençlerin neşelerine neşe kattığı intibaını uyandıracak reklamlar yapılmaktadır. Hâlbuki çok tüketildiklerinde bu içecekler, aksine insanları şişmanlatırlar. Ama reklamlar sayesinde, yalan hakikat gibi algılanmış ve gazlı içecekler gençlerin tutkusu haline gelmiştir. Reklamlarla ilgili olarak bu sitede yayınladığımız “Reklamın Amacı Üzerine” başlıklı makalemizde başka örnekler de verdik.

Bazı siyasiler ve bazı topluluklar da, reklamcılar gibi, yalanlara başvurmayı adet haline getirmişlerdir. Bunların uydurdukları yalanlar, bazen bir topluluğun mahvına sebep olabilecek kadar, hakikat olarak algılanabilmiştir. Tarihte bu durumun çok fazla örnekleri vardır. Biz burada, sebep ve sonuçları açısından birbiriyle bağlantılı olması hasebiyle ilginç olanlarını kısaca bahsedeceğiz.

Bilindiği gibi, Yahudiler, Roma İmparatorluğu tarafından dünyanın çeşitli bölgelerine sürüldüler. Gittikleri bölgelerde, nispeten uzun bir süre geçtikten sonra başlayan olaylar sonucunda Yahudi topluluğunun başlarına gelen acıların bir kısmı, bölgenin yerli halkının Yahudiler hakkında uydurduğu yalanların bazılarının, hakikat gibi algılanması sebebiyle oluşmuştur. İşin ilginç tarafı, Yahudilerin vatanlarından sürülmelerine sebep olan şey de, Yahudilerin, kendilerinin uydurdukları yalanlara kendilerinin inanmalarıdır.

Yahudiler, kendilerinin Tanrı tarafından seçilmiş ırk olduklarını düşünmüşlerdir. Dolayısıyla, Tanrının, kendilerini her zaman rakiplerine karşı koruyacağı yalanını uydurdukları ve sonunda kendi yalanlarına inandıkları için, Roma Devletine karşı büyük bir isyan başlatmışlardır. Sadece Tanrıya güvendikleri ve hazırlıksız oldukları bu başkaldırı sonrasında, vatanlarından sürülmüşler, başka ülkelere parçalar halinde dağıtılmışlardır. Böyle bir durum, başka bir milletin başına gelmemiştir. Bu sonuç, inandıkları şeyin, hakikat değil, bir yalan olduğunu açıkça göstermiştir. Zaten, Yahudilerden başka, kendilerinin Tanrı tarafından seçilmiş üstün ırk olduklarına inanan bir millet de görülmemiştir.

İnsanlar, kötü sonuçlanan olaylardan sonra, kendilerini sorgulamaya meylederler. Yahudiler de, bu olaydan sonra, muhtemeldir ki, durumlarını sorguladılar. Büyüklük taslamayı azalttılar. Ancak aradan uzun yıllar geçince, eskiyi unuttular. Tekrar kibirlenmeye başladılar. Kendi uydurdukları hikâyelere, başkaları değil, dönüp yine kendileri inandılar. Bu yapıları, bulundukları ülkelerde sevilmelerini engellemekle kalmadı, yerli halk tarafından, Yahudilerin aleyhlerine olacak yalanlar uydurulmasını tetikledi. Bu yalanları hakikat zanneden yerli halklar, Yahudilere karşı hareket ederek onlara olmadık acıları yaşattılar. Tanrı, seçilmiş ırk olduklarına inanan bu insanlara, yine yardım etmedi. Yahudilerin tarih boyunca gördükleri tek yardım, onların bu yalanlarına değil, Allah’a inanan ve zalimlere karşı mücadele edip mazlumları korumaya çalışan Osmanlı Türklerinden geldi.

Yakın tarihte de, insanlar, kendi yalanlarına kendileri inandıkları için, çok kötü sonuçlar doğuran çok sayıda olaylar yaşanmıştır. Bunlardan birisi, Stalin döneminde yaşananlardır. Stalin önderliğindeki komünist muhafızlar, çok sayıda yalanlar uydurdular. Sonunda kendi yalanlarına kendileri de inandılar. Kendileriyle birlikte mücadele etmiş milyonlarca insanı gözlerini kırpmadan infaz ettiler. Eğer, kendi uydurdukları yalanlarına kendileri inanmasalardı, bu kadar çok insanı ve arkadaşlarını öldüremezlerdi. Bugün ise, onların bir zamanlar söyledikleri yalanlara inanan kimse yok gibi.

Günümüzde ise, yalan uydurmayı dünya çapında ve sistemli olarak yapanlar, (vahşi) kapitalist sistemin savunucularıdır. Bunlar, her sorunun, liberal ekonomik sistemin kendi işleyişi içerisinde çözüleceği yalanını uydurmaya devam ediyorlar. Oluşan bunca ekonomik buhrana, çekilen bunca acıya, yaşanan bunca adaletsizliğe, insanlarda görülen iç ve dış huzursuzluğa rağmen, yalanlarını sürekli tekrarlayarak, hakikat gibi algılanmasını sağlama uğraşına devam ediyorlar.

Bu yalanları çıkaranlar mercek altına alınarak incelendiğinde, bunların, ahlâki temele dayanmadan yürütmek istedikleri liberal ekonomiden en çok fayda sağlayanlar olduklarını görmekteyiz. Bunların birinci amacı, küreselleşmeyi savunurken, küresel ahlâkı ve adaleti savunan küresel topluluk oluşmasını engellemektir. Çünkü küreselleşmeyi istedikleri gibi yönetip, kârlarına kâr eklemeye devam edebilmeleri için, her insanı fert olarak ayrıştırıp, onların birlikte hareket etmelerini engellemeleri gerektiğini çok iyi biliyorlar. Bu nedenle, bir taraftan kendilerinin bozdukları liberal sistemi güzel göstererek, asıl hedeflerini perdelemeye çalışıyorlar, bir yandan da, karşılarına çıkabilecek küresel gurupları içten parçalamak için, gurup mensupları hakkında, her türlü yalan ve iftirayı söylemekten çekinmiyorlar. Yalan ve iftiralarını çokça tekrarlarlarsa, bir gün hakikat gibi algılanabileceğini düşünüyorlar.

Tarih içerisinde, uydurulan bazı yalanlar, bir süre sonra hakikat gibi algılanmıştır. Ama her yalan sonunda anlaşılmıştır. Değişen tek şey, yalanların ortaya çıkış zamanlarıdır. Geçmişte, asırlar sonra ortaya çıkan yalanlar da olmuştur. Ancak günümüzde, kitle iletişim ve ulaşım araçları teknolojisindeki hızlı gelişmeler, yalanların daha kısa sürede anlaşılmasını sağlamaktadır. Çünkü artık, bilgi kirliliğini sorgulamak, içten pazarlıklı ile düzgün olanı ayırmak kolaylaşmıştır. Belki halkın bir kısmını kandırmaya devam edebilirler, ama konular hakkında bilgi sahibi olanları kandırmaları ihtimali çok zayıftır.

Allah’ım, yalan ve iftira atmayı huy edinenlerin doğru yolu bulabilmeleri için, onlara yardımcı ol.

Senin gösterdiğin yolda mücadele edenlerin ayaklarını sağlam tut. Onların, şeytanın vereceği vesveseye kapılmamaları için, kendilerine yardımcı ol.

Senin her şeye gücün yeter.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir