ÖĞÜN ÇALIŞ GÜVEN

ÖĞÜN ÇALIŞ GÜVEN

 

Yazımızın başlığındaki söz Atatürk’e aittir. Türkler için söylemiştir. Bu ifadelerdeki “öğün” kelimesinin anlamı üzerine çeşitli yorumlar yapılmıştır. Bazı yorumcular bu kavramın, övünmekten farklı olduğunu açıklamaya çalışmışlardır. Kelimenin, Orta Asya’da Türklerin kullandığı sözcüklerin kökenleri ile bağlantıları üzerinde uzun açıklamalar yaparak, asıl anlamının “aklını kullanmak” olduğunu vurgulamışlardır.

Eğer Atatürk, sözü Türkler için söylememiş olaydı, böyle bir anlamının olabileceği dikkate alınabilirdi. Fakat sözün muhatabı Türkler olunca, öğün sözünün böyle bir anlamının olması ihtimali çok azdır. Vecizedeki maksat, Türk’ün, tarihiyle, atalarıyla övünmesinin gerçekle örtüşeceğini vurgulamaktır. Yani, atalarının, devlet yönetimi olarak yaptıkları işlerin içerisinde, yanlışlıklar ve zalimliklerin çok az olduğu, büyük çoğunluğunun övünülecek işler olduğu anlatılmak istenilmiştir.

Sadece övünmenin, yani boş bir şekilde gururlanmanın, bir toplum için tehlikeli olduğunu gören Atatürk, hemen ikinci kelimede, çalış diyerek yol göstermiştir.

Atatürk’ün bu veciz ifadesi, dünya tarihi üzerinde etkili olmuş bütün milletler için de geçerlidir. Örneğin, Çinliler için de geçerlidir. Çinliler bölgenin en kalabalık nüfusuna sahip olduklarından, kendilerine olan güvenleri tamdı. Bu sebeple, ara sıra karşılaştıkları istila girişimlerini önemsememişlerdi.

Çinlilerin, çevrelerindeki bölgenin dışından gelen insanlarla karşılaşmaları, 16ıncı yüz yılda başlamıştır. Bu dönemde dünyada fethedilecek yer aramaya çıkan Avrupalılar, Çin bölgesine gelmeye başlamışlardı. Çin’in büyüklüğünün farkına varan Avrupalıların ilk amaçları, ticaret yapmak oldu. Ticaret izni alabilmek için de, her gelen heyet Çin imparatorunu ziyaret etti.

Her heyetin imparatorlarını ziyaret etmesi, Çin halkının kendileriyle övünmelerine vesile oldu. Çin halkı, imparatorlarının, bütün dünyayı idare ettiğini düşünmeye başladı. Böyle düşünenlere göre, gelen heyetler, kendi küçük krallıklarındaki tebaanın ricalarını iletmeye gelmişlerdi. Bazıları ise, ziyaretçilerin, imparatoru överek yüceltmeye geldiklerini zannediyorlardı.

Çin ülkesi, büyüklüğünden dolayı istila edilemiyordu. Böyle bir girişimde bulunanlar, bir süre sonra ya Çinlileşiyorlar ya da geri dönüp geldikleri yerlere gidiyorlardı. Dışarıdan gelenlerin böyle davranmalarının iki önemli sebebi vardı. Birincisi, sayılarının, Çin nüfusuna göre çok az olmasıydı. Diğeri de, Budizm ve Konfüçyüs’ün etkileriydi. Bu iki fikri akım da, sakinliği tavsiye ediyordu. Dolayısıyla fetih amacıyla gelenler, bir süre sonra dinginleşiyorlar ve amaçlarından uzaklaşıyorlardı.

Bütün bu görüntülere bakılınca, Çin halkının imparatorlarının konumuyla ilgili olan fikirleri makul karşılanabilir. Bilhassa, o dönemdeki haberleşme ve ulaşım şartları dikkate alındığında, gayet normal karşılanır. O dönemdeki haberin yayılma hızına iki ayrı bölgeden örnek verelim. Çin’in kuzeyinde başlayan ve yıllarca (yaklaşık 8 yıl) süren meşhur An-Lu-Şan isyanını, karşı kıyıdaki Japonlar üç yıl sonra duymuşlardı. O dönemdeki haberleşmenim hızıyla ilgili diğer örneği, Amerika’nın ilk keşif ve istilasından vereceğiz. Avrupalılar, ilk vardıkları yerlerden olan Azor adalarında, önce güler yüzlü davranmışlar, ama akabinde katliam yapmışlardı. Aztekler, İspanyolların yaptıkları bu vahşeti duymadıkları için, kendi ülkelerine gelen İspanyol Cortes’in 550 adamına yenildiler. Çok rahatça yenebilecekleri bu insanların, başlangıçtaki güleryüzlü ve fakir halktan yana görünen oyunlarına geldiler ve soy kırımına uğradılar. Hâlbuki aynı gelişmeler Azor adalarında da yaşanmıştı.

Dolayısıyla dönemin şartlarına göre, Çin halkı belki haklıydı. Ancak Çin halkı kuru bir övünmenin ötesine geçmeyince, Avrupalılar karşısında gerilemeye başladılar. Avrupalılar tarafından afyona alıştırılınca, gerilemeleri, ezilmeye dönüştü.

Eğer bugün Çin kültürü halen ayakta ise, bunun tek sebebi, kültürlerinin güçlü olması değildir. Ülkenin büyüklüğü etkenlerden biridir. Ayrıca, Rusya gibi karmaşık halklardan oluşmaması, daha homojen bir halk yapısına sahip olması da, önemli bir etkendir. Ülkenin büyüklüğüne rağmen, bazı ara dönemler hariç, genelde tek merkezden yönetilmesi de bir başka etkendir. Dolayısıyla, bu etkenlerin hepsi birlikte, kültürün geçmişe dayanan güçlülüğü ile birleşince, ayakta kalma ihtimali artmıştır.

Eğer, Çin halkı, sadece övünmekle kalmayıp çalışsalardı, atalarının ulaştığı bilgileri geliştirselerdi, Avrupalıların, çok uzaklardan gelerek onları ezmeleri ihtimali çok küçük olurdu. Çinlilerin ezilmelerinin ihtimalinin düşük olmasının bir diğer sebebi, Avrupalılardaki anlayış idi. Avrupalılar, Çin ve Hindistan’a gelmeden önce, buraların kültürlerine karşı çok saygı duyuyorlardı. Avrupalıların amaçları arasında, Çin ve Hindistan’ın felsefi düşüncelerinden, teknik bilgilerinden ve zenginliğinden istifade etmek vardı.

Fakat Çin halkının çoğunluğu, boş bir övünmeye kapılınca, Avrupalılarda, umduklarını bulamamanın şaşkınlığı başladı. 1800’lü yıllara gelindiğinde, Avrupalıların, Çin ve Hindistan’daki uygarlığa olan saygılarından pek eser kalmamıştı. Dolayısıyla istedikleri gibi ezici davrandılar. Eğer, Avrupalıların kendi aralarında yaptıkları, Çin’den pay kapmak üzerinde rekabetleri ve mücadeleleri olmasaydı, Çin için çok daha kötü sonuçlara sebep olabileceği açıktır.

Demek ki, kibirlenmeden övüneceğiz, bıkmadan çalışacağız ve böylece geleceğe güvenle bakabileceğiz.

Bu yazı YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir