MÜHENDİS İLE BİLİM İNSANI SAYISI VE ÜLKE KALKINMASI ÜZERİNE

MÜHENDİS İLE BİLİM İNSANI SAYISI VE ÜLKE KALKINMASI ÜZERİNE

 

Bu yazımızda, bir ülkedeki mühendis ve bilim insanı sayılarının ve kalitesinin, devletin kalkınması üzerindeki tesirini irdelemeye çalışacağız.

ABD, tarihinde ilk cari açığını 1971 yılında verdi. Halen hemen her sene açık vermeye devam ediyor. Sürekli cari açık veren bir ülkenin kalkınmasını sürdürmesi için başka bazı etkenler gerekir. Bunlardan birisi de konumuzla ilgili olan, mühendis ve bilim insanı sayılarıdır.

Bilindiği gibi, ABD, sadece kendi ülkesinin öz insanlarının kabiliyetleriyle kalkınmamaktadır. Diğer ülkelerden gelen beyinler sayesinde ilerlemektedir. ABD’ye gelen beyin göçünün yapısına baktığımızda, mühendis sayısının diğer alanlara baskın olduğunu görüyoruz. Benzer oran, bilimsel alandaki çalışmalarda da geçerli. Fen bilimleri olarak nitelenebilecek konularda çalışan insan sayısı daha fazla. Bu oran, bilimsel alanda ABD’de yaşayan insanların aldıkları Nobel ödülüne de yansımaktadır.

Japonya, en hızlı kalkındığı dönemler olan 1980’lerde mühendis sayısının oranı olarak daha iyi durumda idi. Ancak bu gücünü bilimsel çalışmalarla destekleyemedi. Bu sebeple, Paul Kennedy’nin verdiği rakamlara göre, ABD’nin 142 Nobel ödülü aldığı dönemde (1987 ye kadar) sadece 4 ödül alabildi. Böyle olmasının bir nedeni, eğitime ayırdığı payın, diğer zenginlere göre daha az olmasıdır. Bir diğer sebebi, lisansüstü programlardan ziyade, lisans eğitimine ağırlık vermeleridir.

Japonya, mühendis ve bilim insanı sayısında, kişi başına düşen oran açısından G8’in Avrupalı üyelerinden daha fazladır. Ancak eğitimde, ağırlıklı olarak uygulamaya yönelik düşünmeleri ve beyin göçü almamaları nedeniyle, bekledikleri sonucu almalarını engellemiştir.

Bilindiği gibi, Japon halkındaki tasarruf anlayışı yüksektir. Ayrıca insanlarında, çalıştığı şirkete karşı sadakat anlayışı vardır. Bu iki güzel özelliklere rağmen, 1990’lı yıllardan itibaren Japonya’nın ekonomik anlamda borç yükü giderek artmaktadır. Bu durumun önemli sebeplerinden biri, gençlerin artık mühendislik alanlarını değil, daha çok para kazandırdığını düşündükleri finans eğitimini tercih etmeleridir.

Çin 1980’lerin ikinci yarısından itibaren hızla kalkınmaya başladı. Aynı dönem için, Çin’de üst yönetimdeki mühendislerin oranına baktığımızda, diğer mesleklere göre baskın bir fark olduğunu görmekteyiz. Hattâ Çin Komünist Partisinin politbüro üyeleri içerisinde de, mühendis kökenliler, diğer mesleklere göre çok daha fazladır. Bu durum, halen geçerliliğini korumaktadır.

ABD’nin yerli gençleri (en azından üç nesildir orada yaşayanların çocukları), mühendislikten ziyade, finans sektörü, avukatlık ve psikologluk gibi kazancı daha yüksek olan alanları seçmektedirler. Bu nedenle, ABD’ye, yurt dışından, mühendislik ve bilim alanında çalışmak üzere gelen insanlar olmasaydı, ABD’nin kalkınmasının sekteye uğraması ihtimali kuvvetli olurdu.

Kalkınma gayretinde olan orta halli ve fakir ülkelerin, bilimsel alanlardaki etkileri giderek azalmaktadır. Çünkü bu ülkeler az sayıda yetişen kapasiteli insanlarını daha zengin olan ülkelere kaptırmaktadırlar. Zenginliğe doğru yönelen beyin göçüne rağmen, bazı devletler kalkınmalarını hızlandırabilmektedir. Bu ülkelere bakıldığında, mühendis ve bilim insanı sayılarının, rakiplerinden daha fazla olduğu görülür. Bu duruma ilaveten, eğer bu ülkelerde yöneticiler arasında da mühendislerin oranı fazla ise, kalkınmaları daha hızlı olmaktadır. Mühendisleri yeterli sayıda ve kalitede olmayan ülkelerin GSYİH içerisindeki hizmet sektörünün payı, daha yüksek olmaktadır.

Bir ülkedeki avukat sayısının nüfusa oranı arttıkça, o ülkedeki eşitsizlik, hukukun uygulanışındaki aksaklık da artmaktadır. Bu konuda “Avukat Sayısı İle Eşitsizlik ve Kalkınma Arasındaki Bağ” başlıklı makalemizde örnekler vermiştik. Demek ki, avukat sayıları ile nasıl eşitsizlik ve hukuksuzluk arasında bir bağ var ise, mühendis ve bilim insanı ile kalkınma arasında da bir bağ vardır.

Mühendis ve matematikçi yetiştirmesiyle ünlü ülkelerden birisi de Hindistan’dır. Ancak yetişen bu insanların oranı genel nüfus içerisinde düşük kalmaktadır. Ayrıca ülkede oturmuş güzel bir sistem olmadığından, yetişen bu insanların bir kısmı, bilgilerini kendilerini zenginleştirmek için kullanmaktadırlar. Bir kısmı da yurt dışına gitmeyi tercih etmektedirler. Bu sebeple, yetişen bu insanların, kendi ülkelerine faydaları beklenilenin çok altında kalmaktadır. Bu insanların ülkelerine olan katkıları azaldıkça, ülkedeki zengin ve fakir arasındaki fark, giderek artmaktadır. Bir tarafta yoksullukla boğuşan büyük bir kitle, diğer yanda sahip oldukları yüksek geliri savurganca harcayan küçük bir gurup oluşmaktadır.

Mühendislerin ve temel bilimlerle uğraşan insanların, ülkelerinin ekonomilerine katkılarını daha iyi anlamak için, ülkeler arasında karşılaştırma yapmak yerinde olacaktır. Bu konuda Paul Kennedy’nin verdiği örneği aynen aktarıyoruz. Yazar, Doğu Asya’daki Güney Kore ile Afrika’daki Gana’yı karşılaştırmış. Her iki ülkenin de 1960’larda kişi başına milli gelirleri 230 dolar civarında imiş. Bilindiği gibi, her iki ülke de sömürge hayatı yaşadı. Her ikisinde de tek sektör, tarım idi. Her ikisinde de yeraltı kaynakları yetersizdir. Fakat 1990’lara gelindiğinde, Güney Kore, Gana’yı on kat fazla gelir ile geride bırakmıştı.

Böyle olmasının çeşitli sebepleri vardır. Silahlı kuvvetlere ayrılan pay, bürokrasinin konulara bakışı, KİT’lerin durumu gibi etkenler de vardır. Ancak en önemli sebebi, iki ülkenin mühendis ve bilim insanı sayıları arasındaki farktır. Burada bir hakkı teslim etmek gerekirse, Japonya, Güney Kore’yi bağımlısı ilân ettikten sonra, oranın modernleşmesi için çok gayret sarf etmiştir. Güney Kore’nin sonraki hamlesinin temelinde bu gayretler vardır. Gana ve diğer pek çok Afrika ülkesi, aynı şansa sahip olmadılar.

Güney Kore’de yükseköğrenimde okuyan öğrenci sayılarını başka bazı ülkelerle karşılaştırması verilmiş. Meselâ, Güney Kore’den %25 daha kalabalık olan İran’ın yükseköğrenimdeki öğrenci sayısı, aynı yıl, Güney Kore’nin onda biri kadar. Yani Koreli öğrencilerin sayısı on kat fazla. Aynı karşılaştırma Güney Kore ile Etiyopya arasında yapıldığında durum çok daha kötü. Aradaki fark yüz katı kadar.

1980 yılında Güney Kore ile Avrupalı devletlerin karşılaştırması da verilmiş. Güney Kore’de yükseköğrenim kurumlarının mühendislik alanlarında mezun olan öğrenci sayısı; İngiltere, Batı Almanya ve İsveç üçlüsünün aynı alandaki toplam mezun sayısı kadar imiş. Anlaşılan o ki, Avrupalılar ülkelerine gelen beyin göçü sayesinde aradaki farkı kapatıyorlar.

Bu konuda verilebilecek bir başka örnek Tayvan’dır. Kennedy’ye göre, 1988 yılında Tayvan’da Bakanlar Kurulunun 14 üyesinin 12si yurt dışından doktoralı imiş.

Demek ki, bir ülke ekonomik olarak kalkınmak istiyorsa, öncelikle yöneticilerini seçerken dikkatli olacak. Mühendis ve bilim insanı olanlara daha çok değer verecek. Sonrasında eğitime önem verecek. Eğitimde de, mühendislik ve temel bilimlere öncelik verecek. Eğer sadece eğitime ve eğitimde de mühendis yetiştirmeye önem verir, ama bu durumun önemini kavrayamayan yöneticiler başta olursa, o ülkenin beyinleri, zengin ülkelere gitmek zorunda kalır.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir