KÜRESEL UYGARLIK İÇİN YENİ EKONOMİ ANLAYIŞI

KÜRESEL UYGARLIK İÇİN, YENİ EKONOMİ ANLAYIŞI

 

Kapitalizmin ortaya çıkıp etkisini artırdığı dönemde, Batı ülkelerinde, farklı tek düşünce olarak “komünizm” fikri gündeme geldi. Ancak komünizmin uygulanışının sonuçları, kapitalizmden daha kötü oldu. Gerek kapitalist ve gerekse komünist ekonomi anlayışlarıyla ilgili olarak, bu sitede birkaç yazı içerisinde fikirlerimizi ifade ettik. Bunlardan bazıları şöyle: “Ekonomik Buhranlar, Kapitalizmin Doğası Gereğidir”, “Ekonomik Buhranlarda Bankaların Etkisi” ve “Dünyadaki Ekonomik Buhranın Sebepleri”.

Günümüzde komünizmin devre dışı kalması, kapitalizmin taraftarlarını yüreklendirdi. Kapitalizmi savunmaya başladılar. Fakat bu konuda söylediklerine bakıldığında, kapitalizmi onların da tam bir inançla savunmadıkları anlaşılıyor.

Kapitalizmin savunucularının tutundukları en önemli fikir, “artık kapitalistler dışında kimsenin yönetemeyeceği bir dünya oluştuğu” iddiasıdır. Yani “ister beğenin ister beğenmeyin, başka seçeneğiniz yok” deniliyor. Bu savunma şekli, insanların kapasite ve becerilerine meydan okumaktır. Aynı zamanda insanların geçirdikleri gelişmeleri hesaba katmamaktadır. Bu savunma, Dünyanın yani insanların geldiği konumu, adeta, “kapitalizm dininin cenneti” gibi algılamanın bir sonucudur.

Kapitalistler yaptıkları bu savunmanın temellerinin zayıf olduğunu kendileri de farkettiklerinden, başka bir iddia daha ortaya atıyorlar. Bize diyorlar ki; “biraz sabredin, bahsettiğimiz cennetin belirginleşmesine az kaldı”. Bize sabır tavsiye ederlerken, geçmiş hatalardan ders çıkardıklarını ifade ediyorlar. Kendi ifadelerine göre, kapitalizmin geçmişteki önemli hataları, Afrika’dan yaptıkları köle ticareti ve sanayi devrimi sonrasında işçilerin acımasızca ve güvenceleri olmadan çalıştırıldıkları uzun dönemdir.

Kapitalistlerin iddialarında kısmen haklı oldukları konu, kapitalizmin dünya üretimi artırması ve çocuk ölümlerini azaltmasıdır. Fakat artan üretimin paylaşımı konusunda hep zenginlerin tarafını tutmuştur. Fakirlik sınırının altına indiği için, artan bu üretimden pay alamayanların sayısı her geçen gün artmaktadır.

Bu sitedeki “Kapitalizm İnsanlığın Düşmanı İse Çözüm Nedir” başlıklı yazımızda kapitalizmin zararlı sonuçlarını azaltabilmek için fikirlerimizi ifade ettik. Bu yazımızda, ekonomi anlayışımızın değişebilmesi için, düşüncelerimizde gerçekleşmesi gereken değişikliklerin bazısını ele alacağız.

Ekonomik sisteme bakışın değişebilmesi için, öncelikle tüketime bakışın değişebilmesi gerekiyor. Günümüzdeki kapitalizmin tüketim konusundaki söylemi, “tüket ki mutlu olasın” veya “mutlu olmak için tüket” şeklinedir. Medyadaki bütün reklamlar, bu anlayış üzerine inşa edilmektedir. Kapitalizmin reklamları, ters giden bir şeyle karşılaştığımızda hemen tüketmemizi söyler. Böylece mutluluğu yakalayacağımızı iddia eder.

Hâlbuki ihtiyaç dışındaki her yeni tüketim, aslında mutsuzluğa çıkarılan bir davetiyedir. İnsanların çoğu zaman ihtiyaç fazlası tüketimleri yapacak maddi güçleri olmaz. Ayrıca her yeni tüketim, bir üst değerdeki tüketimin tetikleyicisidir. Dolayısıyla tüketiciliğin sonunu getiremeyiz. Birgün, tüketebileceklerimiz de tükenir. Dolayısıyla mutsuz oluruz.

Kapitalistler de bu gerçeği çok iyi bildiklerinden, bizlere bu konuda yeni bir çözüm sunarlar. Paran yoksa sana kredi verelim derler. Böylece, tüketim yapamadık diye mutsuz olmamızı önlediklerini düşünürler. Hâlbuki onların tek düşündükleri, bizim o tüketimi yaparak onların kârlarını artırmamızdır. Onlar da bilirler ki, biz kredi alarak geleceğimizi ipotek ettirdiğimizde, artık ticari hapishanenin içerisine girmiş oluruz. Buradan çıkış çok zordur.

Kredi alma hususunda tarihe bakarsak, geçmiş tarihte Amerika’ya ilk giden olan İspanya, Amerika seferlerinin masraflarını karşılamak için aldığı borçların faizlerini ödeyemediğinden 1558’de borç erteleme ilan etti. İspanya o dönemde, Avrupa’nın en büyük devleti konumunda idi. Amerika gibi yeni bir yeri keşfetmişti. Yepyeni gelirlere sahip olmuştu. Ama aldığı borçları yerli yerinde harcamayınca, tabiri caizse, küme düştü. Onların yerine, İspanya’nın bağımlısı Hollanda öne geçti. 1568’de Katolik İspanya’ya karşı bağımsızlık mücadelesi başlatan ve çoğu Protestan olan Hollanda, Avrupa’nın finans merkezi haline geldi.

Diğer taraftan babası Yavuz Sultan Selim’in doldurduğu hazineyi, hesapsız harcamalarla boşaltan Kanuni Sultan Süleyman, Galata Bankerlerinden borçlar aldı. Kanuni’den sonra devlet düşüşe geçti. Ama karşısındaki güçler henüz zayıf olduğu için, bu düşüş kendisini zaman içerisinde gösterebildi.

Renkli bir hayat yaşayan Padişah I. Abdülmecit de, Avrupalılardan borçlar aldı. Ama aldığı borçların çoğunu, devletin ihtiyaçları için harcamadı. Alınan borçlar, ileride II. Abdülhamit gibi zeki ve vatansever bir padişahı Duyunu Umumiye Reisliği gibi bir kurumu kurmak zorunda bıraktı. Bu kurum ve borcumuzu ödeyememizden doğan diğer kayıplar, devletin içini boşalttı, topraklarını küçülttü. Osmanlı Devleti dıştan çınar görünümündeydi, ama içi boşaldığı için yıkıldı. Eğer Allah, kendi menfaatini düşünmeden tehlikelere atılan bir nesil bahşetmeseydi, devletin yıkılışı bir milletin de çöküşü olurdu.

Tarihten bu örnekleri vermemizin nedeni, alınan borçların ihtiyaçlara değil de başka yerlere harcanmasının sonuçlarını göstermektir. Alınan kredileri öncelikli ihtiyaçlarına harcamayan devletler gerilerken, o devletin halkı muhtemelen, mutlu olmak bir tarafa mutsuz oluyorlardı. Belki devletlerinin aldığı borçlardan bazı insanlara düşen paylardan dolayı, geçici olarak mutluluk duyanlar olmuştur. Ama sonrasında onlar bile mutsuz olmuşlardır. Çünkü yayan yürüyen birisinin eşeğe binmesi ona mutluluk verir, fakat attan inen birisinin eşeğe binmesi onu mutsuz eder.

Demek ki, kredinin bizatihi kendisi ne mutluluk ne de mutsuzluk verir. Alınan kredinin harcanma şekli insana mutluluk veya mutsuzluk verir. Eğer, ihtiyaçlarımız dışındaki yerlere harcarsak, geçici olarak mutlu oluruz. Çünkü aldığımız kredilerin geri ödemeleri aksadıkça mutsuzluk duyarız. Benzer şekilde aldığımız kredileri ödeyebilmek için, daha fazla çalışmak zorunda kaldığımızda veya hiç sevmediğimiz insanların tavırlarını çekmek mecburiyetine düştüğümüzde, mutsuz oluruz. Hâlbuki aldığımız kredileri ihtiyaçlarımız için harcadığımız,da çoğunlukla geri ödemekte zorlanmayız. Böylece hem ihtiyaçlarımızı zamanında giderebildiğimiz için mutlu oluruz, hem de krediyi ödeyebildiğimiz için mutlu oluruz, en azından, mutsuzluk duymayız.

Zenginler için de benzer şeyler geçerlidir. Eşiyle arasında tatsızlık yaşayan bir milyoner, aralarını düzeltmek için karısına pahalı hediyeler veya lüks bir Paris seyahati verebilir. Ama ileride bir bakar ki, aralarındaki tatsızlıkların oluşması giderek sıklaşmaya başlamıştır. Dolayısıyla, aralarını düzeltmek için yapacağı harcamanın sonu gelmez. Hâlbuki aralarını düzeltmek için, daha çok sevgi gösterse ve çok daha küçük hediyeler alsaydı, kuvvetle muhtemeldir ki aralarının bozulması seyrekleşirdi. Yine muhtemeldir ki, daha mutlu olurlardı.

O halde mutlu olmak istiyorsak veya en azından maddi konularda gereksiz mutsuzluk yaşamak istemiyorsak, ekonomi anlayışımızı değiştirmeliyiz. Harcamalarımızı öncelikli ihtiyaçlarımızdan başlayarak yapmalıyız. Öncelikli ihtiyacımız olmayan mal ve hizmetleri satın alabilmek için kredi almamalıyız. Mutluluğu; aile bağlarımızda, çevremizde oluşturacağımız dostlarımızda yani sevgide aramalıyız.

Harcamalarını öncelikli ihtiyaçlarından başlayarak yapmayı düşünen ve davranan insanların sayısı arttıkça, dünyayı kapitalistler değil, düşünerek hareket eden sıradan insanlar yönetmeye başlar.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.