KAPİTALİZM İLE TEKNOLOJİ ARASINDAKİ KISIR DÖNGÜ

KAPİTALİZM İLE TEKNOLOJİ ARASINDAKİ KISIR DÖNGÜ

 

Bilindiği gibi, insanlar bireysel menfaatleri için çaba gösterirler. Bu durum, en azından, bilinen tarih boyunca böyle olmuştur. Ancak toplumlar, bireysel menfaat mücadelesine sınırlar koymaya çalışmışlardır. Kapitalist anlayış ise, bu sınırlamaları kaldırmıştır. Kendi menfaati peşine düşen insanların içerisinden, her ne şekilde olursa olsun, maddeten güçlenme başarısını gösterenlerin, toplumu da yukarıya çekeceği fikrini savunmuştur.

Bazı insanlar için, tek hedefin zenginleşmek olması, rekabeti körüklemiştir. Rekabet ise, bir taraftan hile yarışına dönüşmekle birlikte, diğer yandan teknolojinin gelişmesine vesile olmuştur. Teknolojinin gelişmesi de, kapitalistlerin zenginlemelerine zemin hazırlamıştır. Böylece, kapitalizm ile teknoloji arasında bir döngü oluşmuştur.

Bu ikili birbirlerini tetiklemelerine rağmen, birbirlerinin sorunlarına faydaları olmamıştır. Ne, kapitalizm anlayışı, teknolojinin oluşturduğu sorunları çözebilmiştir, ne de, teknolojik gelişmeler, kapitalizmin eksiği olan eşitsizlik meselesine çözüm üretebilmiştir. Dolayısıyla aralarındaki döngü, kısır bir döngü halini almıştır.

Günümüzde, kapitalistlerin ve kapitalist olmak isteyen siyasilerin güçleri, devletlerin gücünü de kontrol altına almıştır. Bu sebeple, dünya genelinde, sıkıntılı bir ortam vardır. Kapitalistler olmasa, teknoloji sıçrama yapamayacak, teknoloji sıçrama yapmazsa, kapitalizm anlayışı ayakta kalamayacak durumdadır.

Kapitalistlerin anlattıkları liberal ekonomi tanımları, kulağa hoş gelmektedir. Ancak liberal ekonominin uygulanışı sonrasında, insanlar arasındaki eşitsizlik giderek artmıştır. İnsanlığın sorunlarına da, belirli bir gurubu rahat yaşatma dışında, bir çare olamamıştır.

Kapitalizmin ekonomi kuramcıları, 1930’larda sanayi alanındaki teknolojik gelişmeleri övmekteydiler. Teknolojideki bu gelişmelerin, insan hayatını çok kolaylaştıracağını ve 2030’lara gelindiğinde, haftada 15 saat çalışmalarının, hayat standartlarını sürdürmeleri için, yeteceğini iddia ediyorlardı. Sanayi sahasındaki teknolojik gelişmeler, kapitalizmin kitabını yazanların bile tahmininden daha hızlı oldu. Ama çalışma saatlerindeki düşüş beklenenin yarısı kadar bile olmadı. Hattâ kolay para kazanan finans sektöründe, çalışma saatleri artış gösterdi.

Kapitalizmin savunucuları, muhtemelen, kapitalizmin temel anlayışını dikkate almadan, tahmin yürütmüşlerdi. Kapitalizmdeki, daha çok bireysel menfaat elde etme hırsını hesaba katmamışlardı. Bu nedenle daha çok kazanan guruplar, çalışmak için daha fazla zaman ayırdılar. Dolayısıyla, gelişen teknolojinin insanlara gereğince faydasının olmamasının temelinde, kapitalizmin anlatısındaki çelişki var.

İlginç olan, 1930’lardan yüz yıl sonrasında, çalışma hayatı hususunda yine benzer savunmaların yapılmakta oluşudur. Bu defa bu iddiaların temelinde, teknolojideki farklı gelişmeler var. Bazıları, bilişim teknolojisindeki hızlı gelişmelerin bu sonuçları doğuracağını söylüyorlar. Bazıları ise, biyoteknoloji ve yapay zekâ çalışmalarındaki ilerlemelerin, insanları işsiz bırakacağını veya çalışma saatlerinin mecburen azalacağını düşünüyorlar. Bu fikir giderek dünya genelinde yaygınlaşıyor.

Bu fikrin savunucularının verdiği belirgin bir örnek var. Şöyle diyorlar: “Yüz yıl önce otomobiller çoğalmaya başlayınca, işini kaybeden at arabası sürücüleri, ya araba sürmeyi öğrendiler veya otomobil fabrikasında çalışmaya başladılar. Atlar ise, tamamen sistemin dışına itildiler. İşte bilişim teknolojilerindeki, biyoteknolojideki gelişmeler, yapay zekâ çalışmaları, günümüz insanlarını, yüz yıl önceki atlarda görüldüğü gibi, sistemin dışına itebilir. İnsanlar işsiz kalabilir.”

Yukarıdaki iddiaların da dikkat etmediği husus, kapitalizmin, insanlarda oluşturduğu, aşırı kâr etme ve daha çok kazanma hırsının artmakta oluşudur. İşsiz kalma konusunda haklı olabilirler. Fakat işsizliğin sebeplerinin en önemlileri, biyoteknolojideki gelişmeler veya yapay zekâ olmayacaktır. Zengin ile fakirlerin varlıklarının arasının her geçen gün açılması ve zenginliğin, üreterek değil, sanal ekonomik ortam sayesinde elde edilir olması gibi sebeplerle işsizlik artacaktır. Ayrıca, sorumluluk sahibi olarak yetiştirilmeyen, her istediği yapılan, anne-babaları ayrı yaşasın veya bir arada olsunlar, ebeveynlerini birbirine kırdırarak geçimini sağlayan, eskilere göre daha tembel olan nesiller, mevcut işlerde bile çalışmak istemeyeceklerinden işsizlik olabilecektir.

Son dönemlerde hızla gelişen teknoloji, insanlığın sorunlarına çok az çözüm üretebilmiştir. Teknolojik gelişmelerin en faydalı olduğu alan sağlıktır. Fakat sağlık alanındaki gelişmelerin faydaları, fakir ülkeler için çok yetersizdir. Diğer ülkelerde ise, yeni sorunlar oluşturmaktadır. Çocuklar kreşlerde, ömrü uzayan büyükler ise huzur evlerinde sevgiden ve mutluluktan uzak yaşamaktadırlar. Anne ve babalar ise, her tarafa yetişebilmek için çok daha fazla çalışmak zorundadırlar ve genellikle mutsuzdurlar.

Teknolojinin bozduğu ekolojik sistemi düzeltmek için, yine teknolojiden medet umulmaktadır. Hâlbuki çevreyle ilgili sorunu çözmek için, ek olarak ve kâr getirmeyen para harcamak, teknolojinin gelişmesinde en büyük paya sahip olan kapitalistlerin menfaatlerine terstir. Bu yapıdaki zenginlerden, yapacakları çevre yatırımından ayrıca para kazanmadan, insanlığın faydasına çaba göstermelerini beklemek için, kapitalizmin anlayışında köklü bir değişiklik olmalıdır. Diğer bir ifadeyle, kapitalizm kendisini inkâr etmelidir.

Biz, öncelikle, kapitalizm-teknoloji kısır döngüsünden kurtulmanın yollarını aramalıyız. Kanaatkâr insanlar yetiştirebilmek için, parası olanın değil, şahsiyeti olanın itibar gördüğü ortamlar oluşturmaya çalışmalıyız. Daha çok para kazanma hırsıyla, yeni teknolojileri oluşturmak isteyenlere değil, yeni bir buluş yapmanın zevkini tatmak için ve kendi ruhunu tatmin için çabalayanlara destek vermeye çalışmalıyız.

Çözmemiz gereken sorunlardan birisi de, teknolojilerin uygulanması hususundaki tavırlarımız dır. Teknolojiyi geliştirenler, çok iyi niyetli insanlar olabilirler. Fakat geliştirilen teknolojinin, insanlığın hayrına değil de, şahsi veya gurup menfaati doğrultusunda kullanılması durumu, insanlığın sıkça yaşadığı bir vakıadır. Geliştirilen teknolojilerin, insanlığın faydasına kullanılabilmesi, devletlerin, kurumların ve gurupların ortak tavırlarıyla mümkündür.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir