MEDENİYET VE MADDİ GÜÇ İLİŞKİSİ

MEDENİYET VE İNSANIN MADDEYE BAĞIMLILIĞININ İLİŞKİSİ

 

1492 keşifleri sonrasında sömürgeler oluşturan Avrupalılar, maddeten güçlendiler. 1500 yılındaki Avrupa’ya ve Avrupa’nın fiziki kaynaklarına bakan hiç kimse, onların maddeten bu kadar güçlenebileceğini düşünemezdi. Güçlendikçe medeniyette ilerleyen Avrupalılar, 1914 yılında tarihin o güne kadar gördüğü en kapsamlı savaşı başlattılar.

Dünya Savaşını çıkaran bu medeni ülkeleri eleştiren Mehmet Akif Ersoy, “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” ifadesini kullanmıştır. Fakat Avrupalılar ve maddeten kalkınmış ülkeler, böylesine eleştirilere kulaklarını tıkamışlardır. İlk büyük savaşın üzerinden 20 yıl geçince hemen çok daha kapsamlı olan II. Dünya Savaşını çıkardılar. Bu savaş, insanlığa, bilinen tarihteki en büyük acıları yaşattı.

Mehmet Akif, medeniyeti hem manevi yükselme hem de teknik gelişme olarak düşünmüştür. Fakat öyle olmamıştır. Bir taraftan evrim teorisinin savunucuları, diğer yandan Nietzche gibi düşünürlerin etkisiyle, manevi temel sarsılmış, yıkılmaya yüz tutmuştur. Dolayısıyla Batı Medeniyeti, tek ayak üzerinde durmaya çalışmaktadır.

Batı anlayışı, medeniyet ile kültürü birbirinden ayırmıştır. Medeniyeti, sadece doğaya ve eşyaya hükmetmeye çalışan teknik gelişme çabası olarak görmüştür. Kültürü ise, manevi duyguların ve tavırların bileşimi olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirmeler açısından bakılınca, medeni insan tanımı yanlış olur. Medeni toplum tanımı daha gerçekçi olur. Aynı bakış açısına göre, kültürlü toplum terimi de yanlıştır. Kültürlü toplum değil, kültürlü insan olur.

Batı anlayışının yukarıda ifade ettiğimiz tanımına göre, günümüzde en medeni toplum, ABD’de yaşayanlardır. ABD toplumu, günümüz rakamlarına göre, kişi başına tüketimi en çok olandır. Aynı zamanda israf açısından da, dünya birincisidir. Bu veriler gösteriyor ki, bir toplum medeniyette ilerledikçe, insanlarının maddeye olan bağımlılığı artmaktadır. Kendilerini yönetim tarafında gören insanları, hayat mücadelesini, tüketme becerisi olarak değerlendirmektedir. İsrafı ise, maddi gücün doğal bir sonucu olarak görmekte, israf olarak bakmamaktadır. ABD toplumundaki maddeten daha güçsün olan insanların bile birçoğu, orta ve üst seviyedekilere özenmektedir.

ABD’de görülen bu durumun benzeri, tarihteki bazı imparatorluklarda da görülmüştür. Avrupalıların kurduğu ilk imparatorluk, Roma Devletidir. Asya’da da imparatorluklar olmuştur. Fakat kendilerini devletin sahibi gören insanların, günümüz ABD toplumuna en çok benzeyeni Roma İmparatorluğunun yönetim gurubudur. Diğer devletlerde, sadece iktidardaki yönetim gurubu israf ederken, Roma Devletinde iktidarıyla muhalefetiyle bütün yönetim gurubu tüketim ve israfın öncüsü olmuştur. Belki de bu sebeple, Romalılar, tarihe, kültürsüz ama yüksek medeniyet oluşturan bir gurup olarak geçmiştir. Uyguladıkları resmi kölelik sistemi, insanları, halk (pleb) ve yöneticiler (patrici) olarak ayırmaları, kültürsüzlüklerinin en önemli göstergesidir. Arenalardaki gladyatör gösterileri ile esirleri, vahşi ve aç hayvanlara parçalattırırlarken zevklenmeleri de kültürsüzlüğün göstergelerindendir.

Avrupa’nın maddeten güçlenmesini sağlayan 1492 keşifleridir. Bu keşifler sonrasında yeni bir dünya ile karşılaşıldı. Yeni keşfedilen bu dünyanın toplumları, medeniyette, Avrupalıların çok gerisinde idiler. Ama insanları kültürde ileriydiler. Medeni Avrupa’nın, Amerika Kıtasına ulaşan insanları, altın için kendi arkadaşlarını öldürdüler. Kızılderililer, İnkalar ve Mayaların kültürlü insanları, onların bu tavırlarını büyük bir şaşkınlık içerisinde seyrettiler. Medeni Avrupa’nın insanlarına, “şu dağların arkalarında altın tarlaları var” diyerek, onların binbir meşakkatle yollara düşmelerini ihtihza ile izlediler.

Avrupalılar ise; Kızılderililer, İnkalar ve Mayalar gibi Amerika Kıtasının yerlilerini, insan olarak bile görmüyorlardı. Fakat Avrupalı düşünürlerin ve insanlarının birçoğunun günümüzde geldikleri anlayışa göre, insanlık açısından, yerliler, o dönemdeki Avrupalı maceraperestlerden ve yöneticilerden daha ileri idiler.

Günümüzde, birçok insanın medeniyet ve kültür konusundaki düşüncelerinde değişim vardır. Ancak, medeniyetin ilerlemesiyle hızlanan maddeye bağımlılık halen devam etmektedir. Eski tarihte ve keşifler sonrasında yapılanlar ayıplanırken, günümüzde benzer uygulamalar, daha ince yöntemlerle sürmektedir.

Maddi güce bağımlılık, insanlığın güzel geleceğini tehdit etmektedir. Medeniyet ilerledikçe, insanların dostlarının sayısı azalıyor veya hiç dostu olmuyor. İnsanlar yalnızlaşıyor.

Medeniyet ilerledikçe, yani maddi güce bağımlılık arttıkça, ergenlikten itibaren tiyatro oynayan insanların sayısı artıyor. Maddi güce bağımlılık arttıkça yani medeniyet ilerledikçe, hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, soysuzluk, şiddet kullanımı artıyor.

Medeniyet, insanın yaşamını kolaylaştıran bütün gelişmelerine rağmen, insanları mutlu edemiyorsa, bilimin, insanların kökeni ve yapısıyla ilgili olarak söyledikleri anlamsızlaşır.

Maddi gücün artmasına paralel gelişen medeniyet, insanlığın var oluşunu anlamsızlaştıracak yönde ilerliyor.

Medeniyet ilerledikçe, bir gurubun maddi gücü artıyor. Maddi güç arttıkça, toplumun medeniyet seviyesi artıyor. Sorun “tavuk ve yumurta” konusuna dönüşüyor. Görülen o ki, insanlık bu kısır döngüden, maddeten güçlenme ile değil, ruhen yükselme ile çıkabilir.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir