İSLÂMİ FİNANSIN TEMELLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER 3

İSLÂMİ FİNANSIN TEMELLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER 3

 

Bir önceki yazımızda ifade ettiğimiz gibi, İslâm’da paranın zaman değeri yoktur. Çünkü paranın bizatihi kendisinin hiçbir ihtiyacı karşılaması mümkün değildir. Fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşılayamayacağı gibi, yazı yazmak için kâğıt olarak bile kullanamayız.

Geleneksel sistemin temeli ise, paranın zaman değeri üzerine kurulmuştur. Bankacılık ve finans kuruluşlarının temeli, paranın zaman değerini muhafaza ve artırma gayretleridir. Bu sebeple, doğrudan faiz alınarak, borsa ve döviz işlemleriyle uğraşarak, paraya para kazandırmak için gayret edilir.

Peki, paraya, doğrudan para kazandırmak yöntemi İslâm’a uygun değilse, varlığımızın muhafazası ve artırılması için nasıl bir yol izlememiz uygun olacaktır? Aslında bu sorunun cevabı daha önceki yazılarımızda verdiğimiz ayetlere bakılınca, basittir. Parayı, bir zaman değeri oluşturacak hale getirmek gerekir. Bunun da yolu, üretime katmak, bir emtiaya bağlamaktır. Üretimden veya ticaretten elde edilecek kâr, varlığımızın artmasına sebep olacaktır. Böylece, paranın zaman değerinin dolaylı olarak artmasına vesile olacaktır.

Bu yöntemle, hem para sahibi kazanmış olacak, hem de yapılan üretimin veya ticaretin çeşitli basamaklarında emeği geçen insanlar kazanmış olacaktır. Yani kazanç paylaşılacaktır. Fakat gerek paranın kendisini ve gerekse parayı değişim aracı olarak kullanarak aldığımız emtiaları, üretimde kullanmayıp biriktirirsek, yine İslâmi anlayışa ters düşmüş oluruz. Üretimde kullanarak veya ticaretini yaparak kazandıkça, kazandıklarımızın zekâtını vermez ve infak etmezsek, yine İslâm’a ters davranmış oluruz.

İşte İslâmi Banka veya finans kuruluşu anlayışı, paranın değil, emtianın zaman değeri üzerine inşa edilmelidir.

Bu ihtiyaçtan dolayı, önceleri İslâmi Banka olarak kurulan, sonra bazı ülkelerde katılımcı banka ismine dönüştürülen kuruluşlar kuruldu. Bunlar, geleneksel sistemin işleyişine uydukları için her geçen gün mevduatlarını artırıyorlar. Ancak henüz, bankacılık sisteminin %5’inden az kapasiteye sahipler. Mevduatlarının da büyük kısmı, Müslüman olmayan yatırımcılardan gelmektedir. Bu kuruluşlar, bankalarına vadeli mevduat yatıran mudilerine, faiz değil, kâr payı verdiklerini söylüyorlar. Bilindiği gibi, pay verilecek bir kârın olabilmesi için önce ortada bir ticaretin olması gerekir. Ticaretin ana kuralı, kâr ve zararın ortak kardeş olmasıdır. Garanti kârlı bir ticaret, ticari anlayışın dışındadır. Dolayısıyla eğer kâr payı veriliyorsa, ortada hem bir ticaret olmalıdır, hem de de zarar edilmesi durumunda zarar da paylaşılmalıdır. Zarar paylaşılmıyorsa, o işlemin adı ticaret değildir.

İslâmi adı altındaki bankaların, mudilerine kâr payı vaat ederlerken, genellikle sabit oranlar söylediklerine şahit olmaktayız. Vadeleri bir ay, üç ay veya bir yıl olan mevduata sabit kâr payı verilmesi, ticari olarak mümkün değildir. Dolayısıyla ortada şeklen bir ticaret ortamı olsa bile, sabit oranda verilen kâr payı nedeniyle, durum tamamen paradan para kazanmaktır. Yani faizdir.

İslâmi adı atındaki bankalar, kâr payı verebilmek için ticaret yapmakla yükümlüdürler. Bu kuruluşlar para değil, emtia satmalıdır. Uygun gördükleri tüccarlar veya imalatçılarla ortaklıklar tesis etmelidir. Fakat yapacakları ticaretin çeşidinden de sorumludurlar. Ticaretleri İslâmi kurallara uygun olmalıdır. Kur’an’ın yasakladığı uyuşturucu, insanların ahlâklarını bozan emtialar, domuz eti, kumar gibi ticaretten gelir sağlanması İslâm’a aykırıdır. Yapılacak ticaretin İslâm’a uygunluğu hususunda din âlimlerinin onayının alınması gerekir. Onayı alınacak din âlimlerinin, yaptıkları ile söylediklerinin mümkün olduğunca birbiriyle örtüşmesine dikkat edilmelidir. Kendi uygulamaları İslâm’a uymayan kişilerin fikirlerine itibar edilmemelidir.

Ayrıca, geleneksel sistemdeki bankacılık ürünleri ile ilgili yapacakları alışverişlerde de İslâmi kurallara uygun davranılmalıdır. Örneğin, geleneksel bankalara paraları yatırıp faiz almaları yanlıştır. Veya geleneksel sistemin, karşılığı olmayan türev ürünlerinden olan kredi temerrüt takası anlamındaki CDS’leri satın alarak, mudilerine satmaları İslâm’a uygun değildir. Türev ürünlerin –aynı para gibi- kendi içsel değerleri yoktur. Bir finansal ürünün yönü üzerine bahis şeklindeki sözleşmedir. Sözleşmelerin çoğunluğu borsa dışında satılmaktadır. Bilgiler halka açık olmadığından, şeffaf değildir. İslâm ise şeffaflık ister.

Geleneksel sistemin işlemlerinin birçoğunda ters bir gelişme başladığında, satın almak için yatırdığınızdan daha fazlasını kaybetme riskiniz vardır. İslâm ise, satın alınan bir emtiadan daha fazlasının kaybedildiği bir alımı uygun görmez. En fazla aldığınız bir emtiayı, yani evi veya arabayı kaybedebilirsiniz. Aksi durum kumar şekline dönüşmüş olur. Ama geleneksel sistemde hızlı değer düşüşlerinin yaşandığı ortamda, evin elinizden gitmesi dışında borçlanılabilmektedir. Borsalardaki hisselerin alınıp satılması işlerini yaparak para kazanmaya çalışmak da uygun değildir. Borsaya yeni açılmış bir şirketin hisselerini satın alıp, ortak konumuna girerek şirketin kazancını beklemek uygundur.

İslâmi Finans Kuruluşlarının dikkat etmeleri gereken bir husus, İslâm’a göre sahip olmadıkları bir şeyi satamayacaklarıdır. Müşterilerine satacakları emtiayı önce kendileri almalıdır. Geleneksel sistemdeki gibi açığa satış yapmak yanlıştır. Açığa satışlarda kâr garantisi yoktur. Zarar da edilebilir. Bu açıdan bakıldığında bu ticaretin uygun olacağı düşünülebilir. Fakat yukarıda ifade ettiğimiz gibi, İslâm’da, yatırdığınız para ile aldığınız emtiadan daha fazlasını kaybetme anlayışı yoktur.

Yanlış bir ticaretle, yatırdığınızdan daha fazlasını kaybedebilirsiniz. Fakat borçlanarak aldığınız bir emtiadan, sizin hiçbir tesiriniz olmadan gelişen olaylar sonucunda, daha fazlasını kaybetmek İslâm’a uygun değildir. Diyelim bir kişi İslâmi Finans Kuruluşundan taksitle bir ev aldı. Ekonomik ortamdaki ani değişmeler sonucunda borcunu ödeyemedi. Bu şahsın yaşayacağı en büyük zarar, ödediklerini geri aldıktan sonra, satın aldığı evi finans kuruluşuna geri vererek evini kaybetmesi olmalıdır. Evin değerinin çok fazla düşmesi sonucu oluşacak zararı, evi taksitle satan finans kuruluşu üstlenmelidir.

Dünya ekonomisindeki bütün uygulamaların İslâmi Finans anlayışına uygun olması düşünülemez. Geleneksel sistemle birlikte yürümelidirler. Muhtemeldir ki, türev ürünlerinin başına gelebilecek ciddi bir olumsuzluk, geleneksel sisteme olan güveni temelden sarsacaktır. Çünkü hiçbir hükümet, bu türev ürünlerin zararlarını karşılayacak güce sahip değildir. Türev ürünlerle ilgili olarak bütün dünyada yatırılan para 700 trilyon dolar civarındadır. Bu rakam bütün dünya GSYİH’sının 11 katı kadardır. Türev ürünlerdeki bir buhran, bahsedilen bu değerin sıfırlanması anlamına gelmektedir. Sebebi, yukarıda belirttiğimiz gibi, türev ürünlerin kendilerinin içsel bir değerinin olmamasıdır. Dolayısıyla, böyle bir para dünyada olmadığından zararları karşılamak mümkün değildir. Zararları karşılamak için para basmak, ileride daha büyük zararlara yol açabilir.

İşte böyle bir felâket ortamının oluşması halinde –ki kapitalizm, buhranları doğasında barındırdığı için, uzak bir ihtimal değildir- insanlar, daha insancıl ve daha ahlâklı çözümler arayacaklardır. Bu çözüm, ancak, Yüce Yaradan’ın gösterdiği yol olabilir.

Para ve borç konusuna, insanın nefsani bakışıyla değil, Allah’ın bize öğütlediği nazarla bakılmasıdır. Aksi takdirde gidişat insanlığın felâketine doğrudur. İnsanlığı toparlayacak yol, ne sadece bizim bu konudaki makalelerimizde ifade ettiklerimizdir, ne de günümüzdeki İslâmi finans kuruluşlarının şekli uygulamalarıdır. Çözüm, bütün dünyadaki dürüst din insanlarının ve düzgün uzmanların birlikte istişare ederek oluşturacakları ve dolayısıyla, Allah’ın gösterdiği yola en yakın olacak sistemdir. İnsanların içerisinden Yüce Yaradan’ın yoluna yönelenlerin artması oranında sistem işleyecektir. Sistemdeki sorunlar, yine dürüst din insanlarının ve düzgün uzmanların ortak istişareleriyle çözülebilir. Uzmanların sadece ekonomi alanından olmaları sorunları çözmek yerine büyütebilir. Para-maliye-üretim politikaları birlikte değerlendirilmelidir.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir