DİN VE BİLİM BİRBİRİNİN RAKİBİ MİDİR?

DİN VE BİLİM BİRBİRİNİN RAKİBİ MİDİR?

 

Daha önceki “Bilim ve Din karşılaştırması” ve “Hıristiyanlık ve Bilim” başlıklı yazılarımızla, bu husustaki bazı fikirlerimizi ifade etmiştik. Bilim ve dinin karşılaştırmasını yaptığımız makalenin sonunda aynen şöyle demiştik:

“Sonuç olarak, bilim ve din insanlığa hizmet ettikçe anlamlanır. Bu sebeple birbirleriyle çelişmezler. Eğer bilim ve din söylemleri arasında çelişki varsa, mutlaka bir yerlerde bağnazlık veya yanlış algılama vardır.”

Bu yazımızda, bilim ile din arasında neden aralarında rekabet olmadığını, başka bir bakış açısıyla irdelemeye çalışacağız.

Yine bu sitedeki bazı makalelerimizde, Kur’an ayetlerinden örnekler vererek, insanların ve evrenin yaratılışı hakkında bir kanaate varmıştık. İnsanların, Yüce Yaradan’ın yeryüzündeki vekil yöneticisi olduğuna olan inancın yaygınlığını vurgulamıştık. Bu genel kanaati, İsmail Hakkı Bursevi’nin şu ifadeleriyle vermiştik: “Allah, insanı, Kendi zatının sıfatlarının suretinde hayat sahibi, çekip çeviren, işiten, gören, bilen, güç sahibi, konuşan ve iradesi olan bir varlık olarak yaratmıştır.”

Yüce Yaradan’ın, konumuzla ilgili olarak Kur’an’da bahsettiği özelliklerinden birisini, Kehf Suresi 109uncu ayetinden anlıyoruz: Deki: “Eğer Rabbimin sözlerini (bilgisini, ilmini) yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile.”

Kâinat kitabını okumaya çalışan, diğer bir deyişle, sahip olduğu araştırma imkânları nispetinde, çevresini veya uzayı araştıran her insan, Allah’ın kurduğu sistemin mükemmelliği karşısında nutku tutulurcasına hayrete düşüyor.

Düşünen her insan, kâinattaki bu muhteşem düzenin bir ilk sebebinin olması gerektiği sonucuna varmaktadır. Semavi dinlere göre bu ilk sebep, ilmini yazmaya denizlerin bile yetmeyeceği bir Yüce Yaratıcıdır. Bazılarına göre bu ilk sebep, tesadüflerdir, doğanın kendisidir.

Bir örnekle açıklamaya çalışalım. Dünyamızın içerisinde bulunduğu güneş sisteminin ilk oluşumunu düşünelim. Semavi anlayıştakiler, bunu Allah’ın oluşturduğunu, dolayısıyla milyarlarca yıldır hiç şaşmadan aynen sürdüğünü düşünür. Diğer bazıları, kendiliğinden ve doğadaki bazı olayların bir araya gelmesiyle tesadüfen olduğunu düşünür. Günümüz bilim insanlarınca yapılan keşiflerin sonucunda vardıkları genel kanaat, bu tesadüfler anlayışını kökünden çürütmektedir. Nitekim bilim insanlarının ifadelerine göre, mevcut her şey aynen kalsa, sadece ışık hızında ufak bir farklılık olsaydı, gezegenimizde insanların yaşayabilmesi için gerekli hiçbir ortam oluşmazdı.

Diyelim ki, güneş, içinde yaşadığımız dünyamız ve diğer gezegenler de bir şekilde kendiliğinden oluştu. Peki, dünyamızın hem kendi etrafında hem de güneşin etrafında dönme hareketi nasıl başladı? İlk hareketi kim veya ne verdi? İşte bu soruya “tesadüfen hareket başladı” diye cevap vermenin hiçbir inandırıcılığı kalmıyor.

Anlaşılan o ki, evrenin ve insanlığın yaratılışı, kendiliğinden ve tesadüfler sonucu oluşmamıştır. Bütün sistemi yaratıp düzenleyen bir Yüce Yaradan vardır. O da, kendisinin vekil yöneticileri olarak insanları yaratmıştır.

Yüce Yaradan, bizi yeryüzündeki halefi yaparken, bize verdiği özellikler hakkında, Kur’an’da Hz. Âdem’e öğrettiği ‘esma’dan bahseder. Biz bu esma ifadesinden ne anladığımızı, “Allah’ın Öğrettiği Esma” başlıklı makalemizde şöyle vurgulamıştık: “Sonuç olarak ‘esma’ sözünün tek anlamı, eşyaların isimleri değildir. Allah, Kendisinin ve yarattıklarının isimlerinden Hz. Âdem’e mutlaka bazı şeyler öğretmiştir. Ama Kur’an’a göre asıl öğrettiği şey, olayları kavrama ve karar verme, onları güzele yönlendirme kabiliyetidir. Yüce Yaradan bizlere verdiği bu özelliklerden dolayı bizleri yeryüzünün halifesi yapmıştır. Bakara 38’de bahsettiği üzere, bizlere uyarıcı uyarıcılar göndererek, destek vereceğini belirtmiştir.”

Demek ki, Yüce Yaradan, yeryüzünde vekil yöneticisi olarak yarattığı insanlara, Kendi ilmini anlayıp, yaşamlarını kolaylaştırmaları için, ilminin bir kısmını kavrayacak özellikler vermiştir. Diğer bir deyişle insanlar, Hakk’ın Yansımasıdır.

Eğer insanlar Allah’ın yansıması ise, Onun özelliklerinden -çok küçük de olsa-  pay almışlarsa ve Yüce Yaradan, insanlara ayrıca yardımcı oluyorsa, din ile bilimin çeliştiğini söylemek mümkün değildir. Zaten, evrenin yaratılışı ve düzeni, bizatihi, muhteşem bir ilim sonucudur. Çelişki, yalnızca, insanların kendi nefisleri doğrultusunda geliştirdikleri zihni anlayışlardaki farklılıklardır.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir