YOL VE MÜRŞİT ÜZERİNE

YOL VE MÜRŞİT ÜZERİNE

 

Mürşit ve yol bağlantısı hayatın bir gerçeğidir ve hattâ yaşamın kendisidir bile denilebilir. Anne veya babalar, çocuklar için birer mürşittir. İnsanların çoğunluğu, ilerleyen yaşlarında, aile büyüklerinin dışında da bir mürşit yani yol göstericilerinin olmasını arzu ederler. Bu arzular hemen her alanda kendini gösterir. İster ideolojik çalışmalarda, ister ticarette, ister sporda olsun, insanlar yol gösterici ararlar.

Ancak mürşit ve yol bağlantısı, genellikle ideolojik konularda ve dini konularda birbirini daha çok etkiler. Fikri açıdan bakılınca dünya genelinde yaygın olan ideolojilerin en belirginleri; komünizm, kapitalizm ve ırkçı milliyetçiliktir. Bu alanlarda, yol gösterici olan önderlerin söylemlerinin sorgulanması, sorgulayan insanın dışlanmasına sebep olur.

Benzer durum dini hususlarda da geçerlidir. Gerek semavi dinlerde ve gerekse Budizm gibi öğretilerde, mürşitlerin söylemlerine itiraz edilmeden kabul edilmeleri beklenilir. Mürşitlerin söylemlerini sorgulayanlar, küçümsenir. Hattâ, sorgulamasalar bile, biraz farklı fikir söyleyenlerin dâhi, mürşidin tesir gücüne göre, din dışı olarak kabul edildikleri görülmüştür.

Ancak, tarih içerisinde, tam tersi tavır sergileyerek, sorgulamayı teşvik eden mürşitler de olmuştur. Kendisi kitap yazmadığı halde, mürşitlerin en eski ve meşhur olanlarından birisi, Sokrates’tir. Sokrates’in önemi, öğretilerinde, kendisinden önceki ve sonraki mürşitlerin büyük bir kısmından farklı yöntem izlemesidir. Sokrates, çevresindeki her yaştan ve her kesimden öğrencileriyle sohbet ederken, onlara –şöyle seslenir:

“Sokrates’e değil, gerçeklere önem verin ve bana söylediklerimin doğru olması durumunda hak verin. Bütün savlarınızı kullanarak bana karşı çıkın ve coşkuya kapılarak, hem sizi hem de kendimi aldatarak, iğnesini içeride bırakan arılara benzememi engelleyin.”

Sokrates bu sözleriyle, aynı zamanda insanlığa seslenmiş oluyor. Siz yola bakın, mürşitlere değil diyor. Eğer mürşidin yolunu doğru buluyorsanız, onu dinleyin. Doğru olduğunu düşünmüyorsanız, mürşidi değil, doğru bulduğunuz yolu izleyin diyor.

Semavi dinlere göre, asıl yol gösterici, Yüce Yaradan’dır. Allah, yarattığı insanlara yol göstermek için, yine insanlardan elçiler seçmiştir. Müslüman âlimlerdeki genel kanaate göre, yaklaşık 124.000 peygamber görevlendirmiştir. Fakat Yüce Yaradan’ın bütün peygamberleri aracılığıyla gösterdiği yol –biz farklı isimlerle bahsetsek bile- aynıdır. Yani yol sabittir, değişen şey mürşitlerin kimlikleridir.

Peygamberlerin dışında da, çok daha fazla sayıda mürşit, insanlara yol göstermek için çabalamışlardır. Mürşit ve yol arasındaki sorun da, peygamber olmayan bu insanların bazılarının tavırları sonucu çıkmıştır. Hıristiyanlıkta azizler, Sünni İslâm’da evliyalar, Şii İslâm’da Ayetullahlar, Budist rahipler -genel anlamda- sorgulanmadan doğru kabul edilmiştir. Yol değil, mürşit önemli olmuştur. Böyle olmasında, bazı mürşitlerin, onların altında olup gurubu yöneten öncülerin ve dönemin iktidarlarının tavırları etkili olmuştur.

Buna karşılık, bazı gurupların anlayışlarında, mürşit, yoldan önemli görülmemiştir. Nitekim Müslümanlar arasında, Yesevilik, Bektaşilik gibi bazı görüşlerde, genel anlayışın tam tersine olarak, mürşitlerin bazılarının söylemlerinde faklılıklar olabileceği, dolayısıyla yolun esas alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Bilindiği gibi, Yüce Yaradan’ın gösterdiği yol sabittir. Değişen şey, peygamberlerin cisimleri ve isimleridir. Dolayısıyla Yesevilik ve Bektaşilikteki bu anlayış, İslâm’a, yani Yüce Yaradan’ın gösterdiği tek yola, daha uygundur. Sokrates’in uyarıları da, İslâm’daki anlayışa uygundur. İslâm, insanlık anlayışıdır. İslâm, iyiliği emreden, kötülüğü yasaklayan ahlâklı bir toplum oluşturmayı hedefler.

Nitekim Yüce Yaradan, Kur’an’ında, bizlerden, sorgulamadan kabul etmememizi çağrıştıran ayet ile bize seslenmektedir. Bakara Suresi 260’ta Hz. İbrahim, Allah’tan, ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini talep ediyor. Böylece kalbinin mutmain olmasını sağlamaya çalışıyor. Yüce Yaradan, bu talep üzerine kızmıyor ve ona kalbini yatıştıracak yolu gösteriyor. Hz. İbrahim’den bir kuşu dörde bölmesini, parçaları iyice belledikten sonra her birini bir uzak tepeye bırakmasını istiyor. Sonra onları çağırmasını söylüyor ve çağırınca parçalar geliyor.

Bilindiği üzere, peygamberler dâhil, bütün mürşitler insandır. Hepsi de, her insan gibi nefis taşımaktadır. Dolayısıyla -küçük günahlar şeklinde de olsa- hata içerisinde olabilirler. Mürşitlerle karşılaştırıldığında peygamberlerin şansı, hata yaptıklarında Yüce Yaradan tarafından uyarılmalarıdır. Nitekim değişmemiş tek kutsal kitap olan Kur’an ayetleri incelendiğinde, bu husus müşahede edilmektedir.

O halde, asıl olan, Yüce Yaradan’ın gösterdiği yoldur. Dolayısıyla, tam bağlılık gösterilecek olgu, mürşitler değil, yol olmalıdır. Bir taraftan mürşitlerin söylediklerini, yol hakkındaki bilgimiz ve mantığımız ile birlikte sorgulamalı, diğer yandan -mümkün olduğunca- Allah’ın yolunda ilerlemeliyiz.  Bilhassa, Yüce Yaradan’ın gösterdiği yol ile ilgili olarak bazı gerçekleri yaşayarak gördükten sonra, şeytanın yolunu seçersek, sorumluluk –mürşitlerin değil- tamamen bize ait olur.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir