İNSANLIĞA FAYDAMIZ KENDİMİZİ SORGULAMAKLA BAŞLAR

İNSANLIĞA FAYDAMIZ KENDİMİZİ SORGULAMAKLA BAŞLAR

 

(Not: Bu yazı Kasım 2013’te yayınlanmıştı, silindiğinden aynen yayınlıyoruz.)

Mareşal Tito’nun itiraflarında “Düşünün, şu kâinatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koruyucusu olmalıdır.“ “Mazlumca gidenlerle, zalimce gidenlerin hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını alamadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum.” dediğini aktarmıştık.

Yunus Süresi 4. ayet, sanki Tito’nun düşüncesine cevap veriyor. “Allah’ın hak olan vaadi gereğince dönüşünüz hep O’nadır! Çünkü O, ilk önce yaratıyor sonra iman edip iyi işler yapan kimselere karşılık vermek için onu geri çevirecek. Küfredenlere ise küfrettikleri için kaynar bir içecek ve acı bir azap vardır.”

Kur’an 23 yılda parça parça indi. Bazı ayetler olaylara göre vahyedildi. Böylece insanlar, Hz. Muhammed’in de örnekliği ve yardımıyla anlatılanları içselleştirebildi. Sonunda hem insanlık ve duyarlık üst seviyede oldu, hem de ilimde ilerlendi. Kuran’da diğer peygamberler ve kavimler için anlatılan kıssaların hepsinin bugüne yansıyan anlamları vardır.

Allah’ın başkalarına hitaben buyurduğu ayetleri dahi biz doğrudan kendimize söylenmiş olarak algılarsak, önce kendimizi düzeltir sonra insanlığa faydalı oluruz.

Nisa Suresi 58: “Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmedesiniz! Hakikat, Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah işiten ve görendir.”

Dünyanın neredeyse her yerinde, emanetlerin ehline verilmediği, emaneti alanların adaletle hükmetmediği şeklinde şikâyetler vardır.

İsra Suresi 100: “De ki: Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, o vakit elden çıkarmak korkusuyla tutar, kimseye bir şey vermezdiniz. “İnsan zaten pek cimridir.”

İnsanlar ne kadar çok mala sahip olurlarsa, o kadar mutlu ve güçlü olacaklarını zannederler. Hâlbuki zengin olmak hırsıyla kazanılan para, çoğunlukla mutsuzluk getirir. Türkçe’ deki bir atasözü de bunu işaret eder: “parayla saadet (mutluluk) olmaz.”

Zenginliğin ve makamın, başka destekler olmadan insanlara güç vermediğini, çoğu insan yaşayarak görmektedir. Hattâ aşırı zenginliğin, kişinin başının belâsı olduğunu anlamaktadırlar. Hümeze Suresi 1-2: “Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkasından çekiştirip kaş göz hareketleriyle alay edenlerin vay haline!”  

Sadece zengin olmak amacıyla zengin olanlar, sonunda çıkış yolu bulamamaktadırlar. Bu nedenle girdikleri fasit daireden (kısır döngü) çıkabilen çok az kişi, kendilerinin şanslı olduklarını haklı olarak düşünmektedirler.

Enam Suresi 160: “Kim bir iyilik ile gelirse ona on misli verilir, kim de bir kötülük ile gelirse ona da misliyle ceza edilir ve hiçbirine haksızlık edilmez.”

Bakara Suresi 263: “Bir tatlı dil, bir mağfiret arkasına eza takılacak sadakadan daha iyidir. Allah zengindir. Halimdir.”

İyilik yapmak insanların mutlu olmasına vesile olur. Bir tatlı dil, her iki tarafı da mutlu eder. Yani iyilik yapmak için mutlaka zengin olmak gerekmez. Aksine ayette belirtildiği gibi, arkasından eza gelen bir maddi yardım daha kötüdür.

Dolayısıyla “bizler zengin olmalıyız, zengin olmazsak insanlara yardım edemeyiz, bu sebeple zengin olmak için her yol geçerlidir” düşüncesi yanlıştır, sadece kendi nefsini tatmin içindir. Allah Al-i İmran Suresi 92. ayette “Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe asla iyiliğe eremezsiniz” diyerek bize iyiliğin ve mutluluğun yollarını gösteriyor.

Dünya hayatında hep yükseliş veya her zaman güzellik yoktur. Sürekli yükselmek isteyenler, mutlu olamazlar. Mutluluk, kaybettiklerine sabrederek sahip olduklarına kanaat edebilmektedir. Tekrar yükselişe geçince şükredebilmektedir. Yoksa insan, sadece kendini kemiren kurt olur. Bakara Suresi 155:Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”

Furkan Suresi 67: “Ve onlar ki infak ettikleri (harcadıkları) vakit israf etmezler cimrilik de yapmazlar, ikisi arası denk giderler.”

Demek ki, cimrilik de yapılmayacağı gibi, saçıp savrulmayacaktır. Dengeli davrananlar ruh zenginliğine daha kolay ulaşırlar. Asıl zenginlik de ruh zenginliğidir.

Ruh zenginliğine giden yollardan birisi hatalardan dönmektir. Furkan Suresi 71: ”Ve her kim tövbe edip de, iyi iş yaparsa o muhakkak Allah’a kabul edilmiş olarak döner.”

Cezalandırmak kolaydır. Ama ruh zenginliğinin bir diğer yolu insanları kazanmak için makûl bir çaba sarfetmektir. Şura Suresi 40: ”Kötülüğün cezası da misliyle kötülüktür. Fakat her kim affedip ıslah ederse, onunda mükâfatı Allah’adır. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.”

Başkalarının açığını aramakla bir yere varılamaz. İnsanların başkalarına zarar vermeyen ayıplarını örtmek gerekir. Şuara Suresi 43: “Her kim de sabreder, ayıp örterse işte o üstün davranışlardandır.”

İnsanlar, davranışlarından kendileri sorumludur. İsra Suresi 36: “Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardınca gitme; çünkü kulak, göz gönül; bunların her biri ondan sorumlu bulunuyor.” Demek ki, peşinde gittiğimiz kişilerin veya fikirlerin yanlışlarından biz de sorumluyuz. Bilmiyordum diyerek kurtulamayız.

Allah Kalem Suresi 52. ayette: ”Hâlbuki o Kur’an bütün akıllı âlemler için bir uyarıdır.” diyerek aklı olan her insana hem yol gösteriyor hem uyarıyor. Kuran’da çok geçen “hiç akıl erdirmez misiniz?”, “hiç düşünmez misiniz?” sözleri bize ışık olmaktadır. İnsan aklıyla doğruyu-yanlışı kendisi bulabilir. Yeter ki düşünsün.

Bu yazı KUR'AN ÜZERİNE, Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir