İSLÂMİ FİNANSIN TEMELLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER 1

İSLÂMİ FİNANSIN TEMELLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER 1

 

Başlıktaki “İslâmi” sıfatı, Kur’an’dan bizim anladığımız fikirlerimizi ifade eder. İslâm olarak ifade edilen kuralların ve kurumların özünde yatan ilkelerden, mümkün olduğu kadar bütünü niteleyen düşüncelerimizi isimlendirmek amacıyla kullanılmıştır. Hap niteliğinde hazır bir çözümü sunmak için değildir. Konulara yaklaşım yöntemini tartışmaya açmak için bu sıfat kullanılmıştır.

İslâm, arz ve talebin serbest piyasa şartları tarafından belirlenmesine izin verir. Fakat ahlâk kurallarının dışına çıkılmasını reddeder. Enam Suresi 152inci ayette, ölçü ve tartıyı tam adaletle yapmamız istenilmektedir. Benzer uyarı, Araf Suresi 85inci, İsra Suresi 35inci ve Rahman Suresi 9uncu ayette de yapılmaktadır.

Demek ki, ticaret yapmak İslâm’ın tavsiye ettiği bir şey. Bunu yaparken de ahlâk kurallarına titizlikle uyulmasını istiyor. Eğer arz ve talep, gerçek anlamda serbest piyasa şartlarına göre belirlenmezse, güçlü olanların tesiriyle belirlenirse, yani ahlâka uygun değilse, İslâm’a da uygun olmaz. Bu durumda devlet, fakirleri ve güçsüzleri korumak için müdahale edebilir.

Çünkü İslâm’ın amacı, sosyal adaleti oluşturmaya çalışmaktır. Sosyal adaletin sağlanmasını yalnızca hayırsever insanlara veya diğer insanların insafına bırakmamıştır. Devlet eliyle de müdahalede bulunabilmek için, devlet hazinesine (Beytülmal) pay ayırır. Enfal Suresi 41inci ayette, ganimetlerden beşte biri, Allah adına devlet hazinesine ayrılmıştır. Ayrıca, zekât şartı ile de, devlet hazinesi güçlendirilmek istenilmiştir.

Sosyal adaleti sağlama görevi sadece devlete verilmez. İnfak, sadaka ve benzeri yardımlar yapmak, gücü olan her Müslümanın sorumluluğundadır. İslâm, insanları, sevap kavramlarıyla, yardımsever ve hayırsever olmaya teşvik eder. Günah kavramıyla da, nefsini tatmin ederken insanları ezenler engellenmeye çalışılır.

Diğer taraftan, din insanlarından ve devleti yönetenlerden, hazineye toplanan paraları Allah yolunda harcamayanlar şiddetle eleştirilir. Tevbe Suresi 34üncü ayet, hem din insanlarına hem de devleti yönetenlere yönelik ciddi bir ikazdır. Toplanan paraları Allah yolunda harcamayanlar için, acıklı bir azap olacağı vurgulanır. Fakat maddi gücü olup da, insanlara yardım etmeyenler için, bu dünyada verilecek bir cezadan net bir şekilde bahsedildiğine –münafıklık yapmadıkları takdirde- rastlamadım. Ancak böyle davrananların ahirette cezalandırılacaklarına dair ayetler mevcuttur.

İnfak ile ilgili ayetlerde ve diğerlerinde, Bakara 177, 215, 219, 262, 267 ve diğerlerinde görüldüğü gibi, fakir insanlara yardım teşvik edilir. Fakat münafıkların yapacakları infaklar ve yardımların kabul edilmeyeceğini Tevbe Suresi 53üncü ayet net bir şekilde ifade eder. Diğer taraftan bilindiği gibi, zekât mecburi kılınmıştır. Bu yapısıyla zekât, hem devleti güçlendirmek içindir hem de bir nevi varlık vergisidir.

Ticaret teşvik edilmiştir. Nahl Suresi 80inci ayette, bizim ticaret yapmamız için gerekli olan eşyaları ve malları, Allah’ın verdiği, yani yarattığı anlatılır. Ancak, Tevbe Suresi 24üncü ve Nur Suresi 37inci ayete göre ticaretin kârı, Allah’ı anmaya ve Onun yolunda savaşmaya engel olmamalıdır. Kur’an, bir ticaret el kitabı olmadığından, ticaretteki kâr oranları için alt ve üst sınır belirtilmemiştir. Ancak, anlaşmalarda mutlaka karşılıklı rıza olması istenilmiştir. Dolayısıyla kârın sınırı, varılacak karşılıklı rızadır. Ancak bu rıza, kalpten gelmelidir. Mecburiyet karşısında olmamalıdır. Mecbur kalındığı için gösterilen rıza sonucu elde edilen kâr, helâl kabul edilmemiştir. Nisa Suresi 29 da bu durumlar net bir şekilde ifade edilir.

Karşılıklı rıza çok önemlidir. Hattâ, Bakara Suresi 233’te, çocuklarının memeden kesilmesine karar vermek için bile, hem annenin hem de babanın rızasının olması istenilmektedir.

İslâm’da, batmayan bir ticaret umudunun, sadece Yüce Yaradan ile yapılan anlaşmanın şartlarına uymamız durumunda olabileceğini, Fatır Suresi 29uncu ayetten anlıyoruz. Demek ki, dünya şartlarında yapacağımız her ticaretin batma ihtimali vardır. Çünkü İslâm’da kâr ve zarar, kardeştir. Fakat Allah’ın gösterdiği yolda yürüyenler için, ahiret hayatında karşılığını alacakları, “asla zarar etmeyen bir ticaret” umudu olduğunu, Yüce Yaradan, ayetinde ifade etmektedir.

İslâm’a göre, hidayetin yerine sapkınlığı satın alanların ticaretleri, kâr etmez. (Bakara 16) Böyleleri kendilerini toparlayıp doğru yolu bulamazlar.

Demek ki ticareti, İslâm’ın ahlâk kurallarına uygun yaparsak, hem dünyevi ticaretimizden kâr etmemiz, hem de ahiret hayatımızda kazanmamız ihtimali kuvvetlidir.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir