MUTLULUK ÖLÇÜLEBİLİR Mİ?

MUTLULUK ÖLÇÜLEBİLİR Mİ?

 

İngiliz filozof Jeremy Bentham (1748-1832), “Mutluluğun Hesabı” başlığıyla düşüncelerini kaleme aldı. Filozof, ateist yani Tanrıtanımaz bir fikre sahipti. İnsanları, çıkarlarını azamileştirmeye çalışan canlılar olarak görüyordu. Fikri böyle olunca, zikri de öyle oldu. Teorisini, faydacılık temeline oturttu. Belki ateist anlayışta olduğu için, dinden arındırılmış hukukun, insanlara eşitlik sağlayacağına, dolayısıyla insanları huzura kavuşturacağına inanıyordu. Belki de, bu fikre inandığından dolayı, ateist olmuştu. Her ne sebeple olursa olsun sahip olduğu bu inancı nedeniyle hedefi, elbette, bu dünya mutluluğuydu. Dolayısıyla mutluluğu, somut bir anlayış olarak algıladı. Bu sebeple, somut olan her şey gibi, mutluluğun da ölçülebileceğini savundu. Bir şey ölçülebildiğine göre, ölçülebilen o şeyi, yani mutluluğu, aklımızı kullanarak geliştirebiliriz diye düşündü.

Günümüzde bazı uzmanlar, insanların mutlu olmaları için, çikolata yemelerini tavsiye ediyorlar. Bu uzmanlara göre mutluluk, bir hormon salgılama meselesinden ibarettir. Dolayısıyla, uzmanlara göre, çikolata yeyince veya çikolata ile kaplanmış bir şeyler yeyince, mutlu olmamızı sağlayacak hormon salgılanacağından, kendimizi mutlu hissedecektik.

Bilindiği gibi, çocuklar masumdurlar. Ancak bu masumiyetle birlikte ısrarcıdırlar. Bilhassa, kendi faydalarına olduğunu düşündükleri hususlardaki isteklerinde ısrarcıdırlar. Bu ısrarlarını sonunda istediklerini elde edemezlerse, üzülürler ve ağlamaya başlarlar. Eğer istediklerini elde ederlerse veya başka bir nedenle ağlarken, hemen anında değişiverirler ve gülmeye başlarlar.

Peki, bu durumda, birbirine zıt duyguları oluşturan hormonlar, anında nasıl oluşmakta ve diğerini kovabilmektedir. Acaba, emri beynimiz mi veriyor? Yoksa çikolata örneğinde olduğu gibi, çikolata yeyince, hormon kendiliğinden salgılanıyor ve bu hormon beynimizi etkileyerek, bizim mutlu olmamızı mı sağlıyor.

Bir insanın arzu ettiği bir arabayı aldığında hissettiği mutluluğu düşünelim. Aynı insanın, maddeten veya manen bir garibana yardımcı olduğunu varsayalım. Yaşlı veya fakir bir insana yardım etmesi, karşısındakini mutlu eder. Yardım ettiği şahsın mutlu olduğunu görmek, yardım edeni mutlu eder, ona huzur verir. Bu durumda, araba alınca yaşadığı mutluluk ile yaşlı bir insana yardım edince yaşadığı mutluluğu nasıl karşılaştırabileceğiz? Bu ikisini nasıl ölçeceğiz?

Her insan hediye aldığında sevinir. Mutluluk duyar. Mutluluğun ölçülebileceğini iddia edenlere göre, vücudumuzda bir mutluluk hormonu salgılanır. Eğer, hediyeyi veren şahıs, hediye verdiği kişiye “buna şu kadar para verdim, ona göre…” derse, hediyeyi alanın mutluluğu anında hüzne dönüşür. Bu durumda, mutluluk hormonunun salgılanması devam ederken, anında hüzün veren hormonun salgılanması nasıl olmaktadır? Bu salgılanmalar kendiliğinden mi olmaktadır yoksa beynimiz mi emir vermektedir?

Bir insan kendi el emeğiyle yaptığı bir şeyi hediye ederse, hediye alanın mutluluğu, para ile satın alınmış hediyeden duyduğu mutluluktan çok fazla olur. Bu durumda, maddi değeri belki de daha düşük olan bu hediye sebebiyle salgılanan hormon miktarı nasıl artmaktadır? Yoksa beynimiz mi bizim daha mutlu olmamızı emretmektedir? Veya kalbimiz mi olaya müdahale etmiştir?

Bir insan, yakın çevresindekilere yardımcı olursa, kendini mutlu hisseder. Ama sadece tanıdığı şahıslara değil de, genel anlamda insanlığa hizmet ettiğini düşünürse, çok daha mutlu olur. Aradaki bu fark nasıl oluşmaktadır? Aradaki bu farkı nasıl ölçebiliriz?

Bu gibi sorulara somut cevaplar veremiyorsak, mutluluk ve hüzün gibi duyguların, manevi yönü olan soyut hisler olduğunu kabul etmemiz gerekir. Nitekim insanın hayatı anlam kazandıkça, mutluluğunun da arttığını gözlemleriz. Bu gerçeği kavramak için, başkalarının hayatlarına bakmamıza gerek yoktur. Kendi yaşamımızı incelediğimizde bu gerçeği bizzat yaşayarak görürüz.

Sadece kendi hayatımızdaki dalgalanmaları irdelediğimizde bile, mutluluğun ölçülemeyeceğini, ölçülemediği gibi, parayla da satın alınamayacağını, dolayısıyla maddi bir yönünün olmadığını anlarız.

Bu yazı YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir