KÂR EDERKEN ÖVÜNENLER, ZARAR EDERKEN DÖVÜNEMEZLER

KÂR EDERKEN ÖVÜNENLER, ZARAR EDERKEN DÖVÜNEMEZLER

 

Bu sitede ekonomik buhranlar üzerine çeşitli makaleler yazdık. Buhranların sebepleri hakkındaki fikirlerimizi okuyucularımızla paylaştık. Ekonomik durgunluk başlayınca, ortamın krize dönüşmesine neden olan tetikleyici uygulamalardan bahsettik.

Ekonomik durgunlukların buhrana dönüşmelerini tetikleyen etkenlerden, önemli iki tanesini kısaca aktardık. Bunlardan biri hükumet politikaları, diğeri bankaların tavırları idi. Her ikisinin ortak yönleri, kâr ederken kendi hanelerine yazmaları, zarar söz konusu olduğunda başkalarını suçlamalarıdır. Bu ikilinin bir başka ortak tarafları, ekonomik durgunluk dönemlerinde, kaderlerinin birbirlerinin tavırlarına bağlı olmalarıdır.

Bankalar, ekonominin çarklarının iyi döndüğü günlerde, yüksek kazançları hedeflerler. Kazançlarını azamileştirmek için daha riskli alanlara girerler. Daha çok faiz alabilmek için riskli müşterileri arayıp bulurlar. Verdikleri kredilerin miktarları, kendi öz sermayelerini defalarca katlayacak kadar çoktur. Topladıkları mevduat miktarlarından da fazladır. Bankaların işlemleri şeffaf olmadığından, verdikleri kredinin, topladıkları mevduatlarından ne kadar çok olduğu bilinememektedir. Ancak bu tavırları bile, diğer riskli işlerinin yanında risksiz gibi kalmaktadır.

Bankalar, kurdukları finans kuruluşları ve borsa şirketleri aracılığıyla çok daha riskli alanlara yatırım yapmaktadırlar. Bu finans kuruluşları, kendi öz sermayelerinin 30-40 katı civarında kâğıt riski alsalar bile, önlerine “durun bir dakika” diyecek bir denetim mekanizması çıkmamaktadır. Denetimsizliğin verdiği rahatlıkla, bunlar, daha çok kazandırdığı için çok riskli kâğıtlar olan türev ürünlere yönelmektedirler.

Türev ürünlerin ne olduğunu, “Borsalar Dünyanın En Büyük Kumarhaneleri Olma Yolunda” başlıklı makalemizde anlamaya çalışmıştık, ama yine de tam kavrayamamıştık. İşte, dünya üzerinde en fazla 5-10 uzmanın anlayabildiği söylenen bu türev ürünlere, öylesine yüksek miktarlarda yatırım yapıyorlar ki, inanılmaz! Bir örnek verirsek, 2007 yılında ABD’de Bear Stearns adlı finans kuruluşu, borsadaki kendi hisse değerlerinin toplamının 35 kat fazlası türev ürün riski taşıyordu. Toplam riski 13,4 trilyon dolar idi. Yani, toplamda, ABD’nin GSYİH rakamı kadar büyük riske girmişlerdi.

O dönemde, bu kuruluşa dışarıdan bakanlar, başarılarını gıpta ile izliyordu. Kurumun yöneticileri, gururla övünüyorlardı. Varlıklarının 35 katı oranında ve ABD halkının çalışmasının toplamına eşit miktarda iş yapmışlardı.

Bazı bankalar, büyüklüklerine güvenerek, ekonomik buhran öncesinde kanunsuz işlemler yaptılar. Terör guruplarının ve kanunsuz iş yapan şirketlerin paralarını akladılar. Böylece yüksek kazanç sağladılar. Bu tavırları, terör guruplarının suçlarına ortak olma anlamına gelmekteydi. Fakat bu işlemleri tespit edilen bankalar, eğer batmasına izin verilmeyecek kadar büyük ise, ceza da almadılar. Yargıyı temsil eden hâkimler, kanunları dikkate almadılar. Konuya, sosyal ve siyasi açıdan yaklaştılar. Ceza verdikleri takdirde, bu bankaların kötü tanınacağı ve halkın paralarını çekmek isteyeceğini düşündüler. Halkın tepkisinin, sadece o bankanın batmasına değil, sistemin çökmesine sebep olabilir diye korktular. Dolayısıyla, hukuk açısından değil, ekonomi ve siyaset açısından karar verdiler.

Ceza almayanlar veya çok az ceza ile kurtulanlar, sadece bankalar değildi. Aldıkları kararlarla yalnızca toplumu değil, kendi bankalarını bile zarar ettirirken kendileri kazanmaya devam eden yöneticiler de, birkaç göstermelik uygulama dışında, ceza almadılar.

Daha küçük ölçekli bankalardan bazıları da, aynı yanlış işlere bulaştılar. Fakat bunlar akıllı davranarak, ceza almamak için, diğer bankalarla bağlantılı işlemler yaptılar. Böylece kendileri batarsa, diğerlerinin de batacağı korkusunu oluşturarak kurtulmaya çalıştılar.

Diğer taraftan, üretici şirketlerin zor kazandıkları veya zarar ettikleri dönemlerde, bankalar ve bağlı kuruluşları yüksek kârlar açıklamaya devam ettiler. Bu durumun sebeplerinden biri, yukarıda anlattığımız ortamlardır. Diğer bir sebebi ise, bankaların kendi müşterileri üzerinden, işlem bazında para kazanmalarıdır. Bankalar kredi kartları, pos cihazları, bankamatikler ve internet üzerinden yapılan her işlemde yüksek kârlar elde etmektedirler.

Bankaların, bu yanlış ve halkı sömüren davranışlarına rağmen, ekonomik buhranlar sırasında, bazı bankaların kurtarılmaları, onları daha cesur yapmıştır. Bu husustaki bazı örneklerimizi “Ekonomik Buhrandan Ders Alındı mı” başlıklı yazımızda aktarmıştık.

Eğer, gelmesine kesin gözüyle bakılan, sadece geleceği süre için farklı zaman birimleri söylenen ekonomik krizde, yine aynı hatalara düşer ve sorumsuzca hareket eden bankaları kurtarmaya çalışırsak –ki buna hükumetlerin maddi güçleri, para bassalar dahi yetmeyebilir- bankalar, insanları kandırmaya devam ederler. İnsanlar da, onlarla birlikte ve daha yüksek kâr elde edebilmek için risk almayı sürdürürler. Bankalar batmayıp kurtarılınca, onlarla birlikte hareket eden küçük sermaye sahipleri de kaybetmemiş olurlar. Risk almalarına rağmen hiç kaybetmeden kazanan bu gurup, “açıkgöz” insanlar olarak görülürler ve başkaları tarafından örnek alınırlar. Bu sebeple, risk almayı hedefleyen insan sayısı hızla artar. Oluşacak bir sonraki buhranda, hiçbir hükumet, sayıları artan bu küçük yatırımcı gurubun zararını karşılayamaz.  Sonuçta, bir sonraki krizin altında, bütün dünya insanları olarak hepimiz birlikte kalırız. Bu sonuç, riskli yatırımlara girmeyen insanların da zarar etmelerine vesile olur. Çünkü bankaları kurtarmak için, vatandaşların vergileri harcanır.

Bilindiği gibi, türev ürünler, Warren Buffett’in deyimiyle, finansal kitle imha silahı haline gelmişlerdir. Çünkü finans kurumları mudilerini yanlış bilgilendirmektedir. Bu nedenle masum olarak kabul edebileceğimiz küçük yatırımcıların, bu türev ürünler yüzünden, gelecekte zarar çekmelerine izin verilemez.

O halde yapılması gereken, hep birlikte batmadan önce tedbir alınmasıdır. Eğer önceden alınan bu tedbirlere uymayan bankalar, maliyeciler ve avukatlar birlikte hareket ederek insanları aldatmayı sürdürürlerse, oluşacak bir ekonomik durgunlukta batmayı hak etmiş olurlar.

Finans kurumları “biz batarsak ekonomi batar” düşüncesinde oldukları ve insanları buna inandırdıkları için, rahat hareket ediyorlar. Bunlar, siyasetçilerin büyük çoğunluğunun, halkın ekonomik sorunlarına çözüm üretemediklerini de, sevinerek, görüyorlar. Dolayısıyla politikacıların, kendilerine yani finans kurumlarına mahkûm olduklarını biliyorlar. Bu gerçek, onların daha pervasız davranmalarına sebep oluyor.

Konuya bir başka açıdan bakalım. Eğer toplumun zarara uğramasından hiç kimse sorumlu tutulamıyorsa, kimseye ceza verilemiyorsa, suçun, hem uyguladığımız ekonomik sistemde hem de siyasi sistemde ve yöneticilerde aranması, kaçınılmaz olur.

Bu nedenle, yeni bir ekonomik buhranın olması durumunda, kararlı davranarak, iki guruptan da kurtulmayı başarmak gerekir. Hukuk ve halk, sahtekâr bankacılardan, finans kurumlarından, bunların yöneticilerinden ve hırslı siyasilerden kurtulmayı başaramazsa, belki onlar kurtulurlar ama bütün sistem çöker. Hepimiz çöken sistemin altında kalırız.

Eğer halkın ve hukukun, bunları cezalandırması, suçluların batmasına izin vermesi veya yeni bir sistem kurması gerçekleşmezse, kabahat, tamamen demokrasi ve özgürlük anlayışının üzerinde kalır. Sonuçta, bütün insanlık perişan olur.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir