İSLÂM’IN EKONOMİYE BAKIŞI ÜZERİNE

İSLÂM’IN EKONOMİYE BAKIŞI ÜZERİNE

 

Bu sitede yayınladığımız, “İslâmi Finansın Temelleri Üzerine” başlıklı ve dört seri olan makalelerimizde konuyu bazı açılardan irdelemeye çalıştık. Ayrıca, “İslâm’da Para Basımı” başlıklı yazımızda konuya farklı bir zaviyeden baktık. Bu makalemizde, meseleyi finansman açısından değil, ekonomi anlayışı penceresinden irdelemeye gayret edeceğiz. Bu incelememizi yaparken, mümkün olduğunca kısaca başlıklar halinde açıklamakla yetineceğiz. Çünkü okuyucularımızın, bizim her bir başlığımızın altını fazlasıyla dolduracağına inanıyoruz.

İslâm’da, kişinin diğer insanlarla ilişkisini, o şahsın, Allah ile olan irtibatı belirler. Ekonomi de hayatın bir parçası olduğuna göre, bir müminin ekonomiye bakışı, onun Yüce Yaradan ile olan kutsal ilişkisiyle sınırlanır.

Allah’a teslim olmuş bir tüccar, müşterisini aldatmaz. Velinimet bildiği müşterisine hile yapmaz. Tüccarın nefsi, ondan hile yapmasını istese ve müşterisini aldattığını kimsenin anlamayacağını düşündürtse de, yine de hile yapmamak için nefsine karşı mücadele eder. Çünkü mümin tüccar, göğüslerin içerisinde gizli kalanlar dâhil her şeyi bilen Allah tarafından sürekli takip edildiğinin şuurundadır.

İster tüccar olsun ister olmasın, İslâm’ı içine sindirmiş bir kişi, gösteriş için tüketmez. Yaşamak için ihtiyacı olduğu kadarını tüketmeye çalışır.

Mümin bir tüccar, çığırtkan bir pazarlamacı gibi davranmaz. Aşırı reklâm yapmaz. İş yerinde oturur ve vakur bir eda ile müşterisini bekler. Şehirlerin nüfusları aşırı arttığı ve dünya küreselleştiği için, mecburen reklâm yapsa bile, aşırıya gitmez. Gerçekleri yansıtmayan reklâm yapmaz. Reklâm yaparken rakiplerini kötülemez.

Mümin bir imalatçı, insanların ihtiyacı olmayan ve insanlara faydalı olmayan bir şeyi üretmek için çabalamaz. İnsanlara zarar verecek üretimleri yapmaz. İnsanların faydasına olmayan bu ürünlerin imalatından, daha fazla kâr elde edeceğini bilse dâhi, üretmez.

Allah’a teslim olmuş bir tüccar, karşı tarafın görmediği kusurlarla ilgili olarak müşterisini uyarması gerektiğine inanır. Kendi kendine “bana ne, malzeme müşterinin gözü önünde duruyor, hatasını kendi görsün” demeyip, maldaki kusuru müşterisine söyler.

Diğer taraftan, maldaki fiyat artışları veya düşüşleri sırasında, karşı tarafın zarar görmemesi için, gerçekleri saklamaz. Fiyat artışları hakkında karşı tarafı bilgilendirme hususunda, İmam Gazali’nin bir tavsiyesi vardır. Gazali, tavsiyesinin anlaşılabilmesi için kendince bir senaryo oluşturur. Bu senaryoda, bir şahsın şeker ticareti yaptığı varsayılır. Tüccar, elinde şeker kalmadığı için, kervanlarla diğer bir ülkeye şeker almaya gider. Gitmeden önce, kendi ülkesinde şeker fiyatları artmıştır. Gittiği ülkede ise, şeker fiyatları değişmediği gibi, diğer ülkedeki fiyat artışını da, şeker alacağı tüccar bilmiyordur. İşte bu noktada İmam Gazali diyor ki; “şeker alacağın ülkedeki tüccara, senin memleketindeki fiyatların arttığını söyleyeceksin. Yoksa kazandığın para helâl olmaz.”

İyi ki günümüzde dünya küreselleştiği için, fiyatlardaki değişimler çok kısa sürede her tarafa yansıyor. Yoksa İmam Gazali’nin bu tavsiyesine uymak, bilhassa ticaretle uğraşan insanlar için gerçekten zor olurdu.

Bir mümin, gerçekleştireceği üretim veya tüketimden önce, kendisine “nasıl yapacağım” sorusunu değil, “niçin yapmalıyım” diye sorar. Yapacağı iş, ilâhi bir gayeye hizmet ediyor mu veya insanlara faydası var mı diye sorgular. İlâhi bir gayeye hizmet eden bir şey, aynı zamanda insanlara faydalı olur. Bu sebeple, yapacağı işin, insanlara faydalı olmasına dikkat eder. Fakat insanların işine yaramayan ve sadece kendisine yararı olacak bir üretimi veya ticareti yapmaz.

Mümin bir tüccar, fiyatları artırmak için stok yapıp, fahiş kâr peşine düşmez. Yani “kazanç için kazanç” yöntemlerine başvurmaz. Onun için kazanç, kimseyi sömürmeden elde edilmelidir. Mümin için kazanç, insanlara Yüce Yaradan’ın gösterdiği şekilde hizmet edecek faaliyetlerin sonucunda gelen normal bir getiridir.

Fahiş kâr, her zaman stok yapılarak elde edilmez. Bazen normal şartlarda da uygulanabilir. Bilhassa bilgi veya mesleki görgüye dayalı çalışmalarda, fahiş kâr elde edilebilmektedir. Allah’a teslim olmuş bir üretici, bir meslek erbabı veya tüccar, hiçbir zaman normal kâr sınırını aşmaz. Çünkü bilgi, insanlığın ortak malıdır.

Mümin bir üretici, daha fazla kâr elde etmek için başkalarına zarar vermeyeceği gibi, tabiata da zarar vermez. Yeryüzü, Allah’ın, insana emanetidir. Çünkü insan, Yüce Yaradan’ın yeryüzündeki vekil yöneticisidir. Tabiata geri dönülemeyecek şekilde zarar vermek, Yüce Yaradan’ın vekâletine ihanet etmek anlamına gelir.

Mümin bir tüccar için birinci hedef kâr değildir. Asıl olan itibardır. İtibar, hem İslâm’a göre, hem de insanlık anlayışına göre, hayatın en önemli göstergesidir. İtibar, hem bu dünyada işe yarar, hem de ahiret yurdunda işe yarar. Ancak itibar sağladıktan sonra, bu itibarını fahiş kazanca tahvil etmeye kalkışan birisi, müminlikten ayrılmaya başlamış demektir. Nitekim itibarın ahirette de işe yaradığının farkında olmayan bazı marka olmuş ürün üreticisi, oluşturdukları itibarı aşırı kâra çevirmektedirler.

İslâm’da ekonomi, hayatın bir parçasıdır, ama bütünü değildir. Dolayısıyla iktisat, yaşamın tek yönlendiricisi olamaz.

Yukarıda bahsettiğimiz anlayışlar yaygınlaştıkça, insanlığın daha huzurlu olacağını söylememize yapılacak itirazın, sadece hırslı insanlardan geleceğine inanıyoruz.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir