BİLİM İNSANLIK İÇİN REHBER MİDİR?

BİLİM İNSANLIK İÇİN REHBER MİDİR?

 

Bu sitede, bilim konusunun çeşitli konularla bağlantılarını ele alan, 9 ayrı makale yayınladık. Bu yazımızda elden geldiğince farklı bir pencereden bakmaya çalışacağız. Burada aktaracaklarımızın bir kısmı, önceki makalelerimizin satır aralarında ifade edilmiş olabilir. Ama bu yazımızda konuyu derli toplu bir şekilde ele alarak, başlıktaki soruya dikkatleri çekmek istiyoruz. Bilhassa salgın hastalıkların dünyamızı kavurduğu, bilimin henüz salgın hastalığın bir çeşidinde bile çaresiz olduğu bir ortamda, daha derin düşünmeye ihtiyacımız var.

Bilimcilerin bazıları, bilime, kendilerine göre hedefler seçiyorlar. Seçtikleri bu hedeflerin çoğu, aslında, bilimi kapitalizmin emrine vermek anlamına geliyor. Bilindiği gibi, bazı bilimsel araştırmaların tekniğe dönüştürülmesi sonucunda, tabiatta var olan meyve çeşitlerine, aşılanmış birkaç ara meyve türü eklenmiştir. Teknolojideki gelişmeler sayesinde, tarım ürünlerinin istihsalindeki verimlilik artmıştır. Bilimsel araştırmaların tekniğe uygulanması sayesinde elde edilen bu gelişmeleri çok büyüten bazı bilimciler, bilimin yepyeni ürünler yaratabileceğini ve insanlığın beslenme sorununu çözeceğini düşünüyorlar. Bilime, hedef olarak, nüfusu hızla artan insanlığın beslenme sorununun çözümünü gösteriyorlar.

Bilime gösterilen bu hedef yanlış olduğu gibi, bilime böyle bir sorumluluk vermek de hatalıdır. Çünkü böyle hedeflerin peşinde koşması durumunda bilim, insanlığa yapması gereken faydayı sağlayamaz. Bu hedefe yönelen bilim, insanlara değil, kapitalizme hizmet etmekten kurtulamaz.

Biz yukarıda, bilime gösterilen hedeflerden, sadece genel bakış ile bağlantılı olan bir tanesini belirttik. Gerek bu hedefin, gerekse diğer bazı ara hedeflerin hepsinin, insanların nüfuslarının artmasına ve tüketim çılgınlığının devam etmesine vesile olması ihtimali çok kuvvetlidir.

Bilindiği üzere, yeryüzünün kaynaklarının bir sınırı vardır. Dünyamızda yaşayan insan sayısının hızla artması ve aynı anda tüketim hırsının körüklenmesi, sınırlı kaynakların tükenmesine ve tabiatın tahrif olmasına sebep olacaktır. Azalan kaynakların ve tahrip olunan doğanın başımıza ne gibi sorunlar açacağını kestirmemiz mümkün değildir.

Dolayısıyla, bu durumun insanlığın faydasına değil, zararına olduğunu görmek için, rakamları konuşturmaya ve istatistiklere bakmaya gerek yoktur. Bilime gösterilen, artan nüfusun beslenme sorununu çözme hedefinin, insanları rahatlatacağı açıktır. Nasıl olsa bilim bir çaresini bulur diyerek rahatlayan dünyamızda, nüfusun ve tüketimin artışı, muhtemelen, hız kesmeden devam edecektir. Nüfusta ve tüketimdeki hızlı artışın, insanlığın zararına sebep olacağını inkâr etmek pek mümkün değildir. Dolayısıyla, gösterilen bu hedefteki yanlışlık, bilimi yararsız hale getirebilecektir.

Bilimcilerin bir kısmı ise, bilime kendileri hedef seçmiyorlar. Onlar, aksine, hedef seçmeyi bilime bırakıyorlar. Diyorlar ki: “Bırakalım, bilim, hedeflerini kendi belirlesin ve gittiği yere bizi de götürsün.”

Böyle düşünen insanların yanıldıkları husus, bilimi, bir rehber gibi görmeleridir. Bilim, rehber olsaydı, kendine bir hedef belirleyebilirdi. Ama bilim, tabiatın işleyişini anlama çabasıdır. Doğada var olan şeyleri ve işleyiş kurallarını keşfetme gayretidir. Bilim, olayların nasıl cereyan ettiğini araştırmaya çalışır. Çoğu zaman, bir şeyi araştırırken, hiç aklına gelmeyen başka bir şeye ulaşır. Dolayısıyla, bilim insanı, araştırmaya başladığında ne sonuç alacağını bilemez.

Bu sebeple, bilimin kendisine hedef koyması diye bir şey söz konusu olamaz. Ama tekniğin önüne, hedef konulabilir. Çünkü tekniğin amacı, belirlediği hedefe ulaşıp sonuç almaktır. Bu hedefi seçen de, insanın bizzat kendisidir. Teknik, kendisi hedef seçemez. Teknolojiyi kullanan insan, kendisine bir yol seçer. Belirlediği hedefe gidebilmek için rehberlik oluşturur. Çünkü teknik, bilimin, tabiatı kullanmak ve doğada olmayan bazı şeyleri elde edebilmek için çaba sarf etmesi halidir. Bunu mevcutların yapılarını geliştirerek yapar. Teknik, doğa kanunlarına başkaldırarak, onu yenme çabasıdır.

Bilim ise, yanlışlama yöntemi ile gelişir. Başlangıçta, sabit hiçbir hedefe veya sonuca ulaşma isteği yoktur. Dolayısıyla nereye gideceğini bilemez. Daha önce ulaşılmış bir bilgiyi ispatlamaya uğraşmaz. Aksine yanlışlamaya çalışır. Çünkü amacı eski bilgiyi ispatlama olursa, yeni bir şeye ulaşma ihtimali tesadüflere kalır. Dolayısıyla bilim ilerleyemez.

Yazımızın başında belirttiğimiz, bazı ara meyve türlerini yetiştiren, tekniktir. Bilim, bitkilerin tabii olarak nasıl ürediklerini, nasıl büyüdüklerini inceler. Bitkilerin çevre şartlarıyla bağlarını araştırır. Onların çoğalmalarının veya ölümlerinin hangi şekillerde ve şartlarda oluştuğunu anlamaya çalışır. Yani tabiatın işleyişinin kuralları ve bağlantıları hakkında bilgi edinmeye gayret eder.

Bilimin ulaştığı bazı bilgileri, biraz farklı özelliklerde yeni bir ara ürün elde etme hedefine yönlendiren, tekniktir. Günümüzdeki teknoloji, maalesef, kapitalizmin hizmetindedir. Bilim ise, tekniğin kullanabileceği bilgileri topladığından, dolaylı olarak kapitalizmin hizmetindedir. Kapitalizmin hizmetine giren bilim, insanlığı bilgilendirme amacından uzaklaşır. Bilime, geçmişte, Katolik Kilisesinin amaçları doğrultusunda hizmet ettirilmişti. Bilimin geçmiş dönemde düşürüldüğü bu hatayı, günümüzde kapitalizme hizmet ettirilmek suretiyle tekrar etmemek gerekir.

Demek ki, bilimi, rehber olarak görmek, insanlığın faydasına değildir. Bilimin, kendiliğinden hedef belirleyeceği şeklindeki bir beklentinin gerçekleşmesini ummak, bilimin ne olduğunu bilmemek anlamına gelir. Hangi sonuçlara ulaşacağını bilmeyen ve sadece doğadaki işleyişin çok küçük bir kısmını keşfedebilmek için, insanlık tarihi boyunca binlerce yıldır uğraşan bilime, insanlığın geleceğini teslim etmek, mantıklı değildir. Eğer, insanlığın geleceğini bilime bırakırsak, bu teslimiyet, bize, bilimin her şeyi çözeceğine iman etmemize sebep olur. İnsanlık tamamen bilime teslim olur ve başka çözüm yolları aramayı bırakırsa, bilimin tabiat karşısında tıkandığı yer, insanlığın felâketini başlatır.

Bu nedenle, bilimin, insanlığın huzuru ve mutluluğunun hizmetinde olmasının yolunu açmak gerekir. Bunun için de, hem bilim bizi yönlendirmemeliyiz hem de kapitalizm bilimi yönlendirmemelidir. Bilim insanı, bilimi, sadece, tabiatın işleyişini anlamak için yapacağı kendi çalışmasıyla bağlantılı olarak yönlendirmelidir. Bunu da bizzat kendisi yapmalıdır.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir