BEDENLERİYLE YAŞAYANLAR HAYVAN, RUHLARIYLA YAŞAYANLAR İNSANDIR

BEDENLERİYLE YAŞAYANLAR HAYVAN, RUHLARIYLA YAŞAYANLAR İNSANDIR

 

Hayvanların bedenlerinin ihtiyaçları olduğu gibi, insanların bedenlerinin de ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları giderme yöntemleri arasında paralellik varsa, insan ile hayvan arasında da benzerlik var demektir. Bu ihtiyaçları giderirken oluşan zıtlık oranında insan ile hayvan arasında farklılık vardır. Bu fark ve zıtlık, ancak, insanlarda ruhun devreye girmesiyle meydana gelebilir. Konuyu daha net aktarabilmek için bazı örnekler verelim.

Hayvanlar da, insanlar da, karınlarını doyurmak zorundadırlar. Aç olarak yaşayabilecekleri süre çok sınırlıdır. Hayvanlar, yiyecek bulmakta zorlanırlar ve bulamazlarsa, bu sürede, aç kalırlar. Fakat yiyeceğe ilk ulaştıkları anda, hiç beklemeden hemen yerler. Aç kaldıkları sürenin sonunda yiyeceğe ulaşan hayvanlardan başka türlü bir davranış beklenemez. Çünkü hayvanlar, bedenleriyle yaşarlar. Onları yöneten salgılar ve hormonlardır.

İnsanlar da karınlarını doyurmak zorundadırlar. Bu nedenle kazandıklarından ilk payı yiyeceğe ayırırlar. Fakat insanı hayvandan ayıran farkın biri, karın doyurma yöntemi açısındandır. İnsanlar yiyeceğe ulaşmaları çok kolay iken, bazen, kendi iradeleriyle onu yemezler, aç kalmaya devam ederek oruç tutarlar. Yiyecekleri ellerinin altında iken, kendi istekleriyle oruç tutabilmeleri için, bedenleriyle değil, ruhlarıyla karar almaları ve uygulamaları gerekir. İşte, insanı hayvandan ayıran farklardan birisi, budur.

Hayvanlar da, insanlar da, çiftleşme ihtiyacı hissederler. Hayvanlar çiftleşme ihtiyaçlarını, buldukları ilk fırsatta, ortamına bakmadan gidermeye çalışırlar. Hayvanlardan, bu konuda başka türlü bir davranış beklenemez. İnsanlar ise, içlerinde bu isteği duymalarına rağmen, hemen harekete geçmezler, ortamın uygun olmasını beklerler. Kendilerine hâkim olmaya çalışırlar. İnsanların şehvet duygularına olan hâkimiyetleri, kararlarını ruhlarıyla verdikleri oranda artar. Çoğu zaman, bedenlerinin çok arzu ettiği bazı şehvet hislerini hiç tatmin etmezler. İşte, insanı hayvandan ayıran farklardan birisi de budur.

Hayvanlar, hoşlanacakları şeyler yapmaya çalışırlar. Kendilerine acı verecek her şeyden kaçmaya gayret ederler. Hayvanlardan, bu hususta başka türlü bir davranış beklenemez. İnsanların çoğu, bu uygulamanın tam tersini yaparlar. Hoşlandıkları şeylerden geri durmaya çalışırlar. Hattâ çok zaman, kendilerine sıkıntı verecek uygulamaları, tamamen kendi istekleriyle yaparlar. İşte insanlar arasındaki bu farklılık, insanların ruhlarıyla karar vermelerinin bir sonucudur.

Hayvanlar, sürüler halinde dolaşırlar. Bunun en önemli sebebi, böylece kendilerini güvende hissetmeleridir. Yaygın bir deyiş olan, “sürüden ayrılanı kurt kapar” sözü bu durumu anlatır. Sürü halinde olan insanlara da kitle denilir. Kitlelerin de, yönlendirme açısından, hayvanlara benzediği açıktır. Fakat insanlar, en azından hayatlarının bazı devrelerinde, kendilerini toplumdan soyutlayıp, inzivaya çekilmek isterler. Hayvanlarla insanlar arsındaki bu zıt davranışın sebebi, insanlardaki ruh halidir.

Hayvanların yavruları oyun oynarlar. Onların birbirleriyle oyun oynamalarındaki tek etken, biyolojik ihtiyaçlarıdır. Oyunları, tamamen içgüdüseldir. Bu içgüdü, aynı zamanda, biyolojik ihtiyacı gidermek için işlevseldir. Benzer şekilde, hayvanların yavru olmayanlarının aralarındaki oyunların da temelinde biyolojik ihtiyaçları vardır.

Çocuklar da, büyükler de oyun oynarlar. Fakat bu oyunların temeli biyolojik değildir. Oyunlarının temeli, ruhi düşünce ile ilgilidir. İnsanlar, genellikle, içlerinde hissettikleri manevi ihtiyaçlarını tatmin etmek için oynarlar. Oyun oynayarak bedenlerini geliştirmek gibi içgüdülere sahip değildirler. Dolayısıyla insanlar ve çocuklar, içgüdüsel olarak oynamazlar. Ruh hallerine göre davranırlar. O anda oynamak istemiyorlarsa, oynamazlar. Oyun isteklerinde biyolojik zorunluluk yoktur, ruhi serbestlik vardır.

Sonuç olarak, hayvanların hayatları basittir. İnsanların hayatları ise, karmaşıktır. Birinin hayatı diğerine benzemez. Hayvanların davranışlarını bedenlerinin ihtiyaçları belirlediğinden, hayvanlar masumdur. Günahsızdır. İnsanlar da, doğuştan masum doğarlar. Bizler de, aklımızı ve ruhumuzu kullanacak yaşa gelene kadar masumuzdur. Fakat aklımızı ve ruhumuzu kullanacak yaşa geldikten sonra masumiyetimiz biter, günahlar başlar. Bu günahlardan kurtularak tekrar masumiyete dönebilmemizin tek yolu, aklımızı ve ruhumuzu Yüce Yaradan’ın gösterdiği yönde kullanmaya başlamamızdır. Başka bir yolu yoktur. Bu dönüşü sağladıktan sonra masumiyeti devam ettirebilmemizin tek yolu, Yüce Yaradan’ın gösterdiği yolda yürümeye devam etmemizdir.

Bu yazı YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir