AHİRET DÜŞÜNCESİ OLMAZSA, İNSAN HAYATI FACİAYA DÖNÜŞÜR

AHİRET DÜŞÜNCESİ OLMAZSA, İNSAN HAYATI FACİAYA DÖNÜŞÜR

 

Yüce Yaradan, kulları olan insanları başıboş bırakmamıştır. Hz. Âdem’den itibaren, insanlara yardımcı olmak için sürekli peygamberler görevlendirmiştir. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar kaç peygamberin geldiği bilinmemektedir. Fakat Müslüman âlimlerin tahminleri 124.000 civarında olduğu şeklindedir.

Demek ki, Allah, insanlara, kendi akıllarıyla bilemeyecekleri hususlarda da yardımcı olmuştur. İnsanların, akıllarını kullanarak ulaşamayacağı hususlardan en birisi, ahiret hayatı konusudur. İnsanlar bu konuda bazı fikirler yürütebilirler, ama gerçeğe ulaşma ihtimalleri çok azdır.

Bilindiği gibi Budizm ve Hinduizm, insanların akıl, vicdan ve iradelerini kullanarak oluşturdukları bir dini öğretidir. Bu öğretilerde, insanları güzel işlere yönlendirmek için, doğum ve ölümün çevrimli olduğu iddia edilmiştir. Her insanın geçmişte başka hayatlar yaşadığı ve gelecekte de başka vücutlarda dünyaya doğacağına inanılmıştır. Öğretinin sistemi, bu anlayış üzerine bina edilmiştir.

Bu öğreti dinleri hakkında bildiklerimizi çok kısa olarak paylaşarak, konuyu izah etmeye çalışalım. Budizm’deki hedef Nirvana’ya (Nibbana) ulaşmaktır. Doğum ve ölüm çevrimli olduğundan, öldükten bir sonraki doğumundaki hayatının kalitesini belirleyecek olan şey, mevcut yaşamındaki davranışlarındır. Bu hayatında nefsinin peşinde koşmuş isen, bir sonraki hayatında cezalandırılmış olarak bir hayat süreceksin. Eğer nefsine hâkim olur, güzel işler yaparsan, bir sonraki hayatında bunun sefasını süreceksin, huzurlu bir hayatın olacak. Ama asıl mutluluğu ve huzuru bulacağın hayat Nirvana olarak tanımlanmıştır. Nirvana her insanın ulaşmak isteyeceği en mutlu ve en huzurlu hayattır. Nirvana ile doğum son bulmaktadır. Bir daha dünyaya geliş olmayacaktır.

Doğum ve ölüm çevrimli olmakla birlikte, sayısı belli değildir. Dolayısıyla belki de, mevcut yaşadığın hayat Nirvana’dan önceki son hayattır. O halde, Nirvana’ya, yani en mutlu ve huzurlu hayata ulaşmak için, son şansını kullanıyor olabilirsin. Bu şansını iyi değerlendir. Nefsine hâkim ol. Güzel işler yap. Nirvana’ya kavuş.

Bu anlayış, Yüce Yaradan’ın bizlere aktardığı, doğum, ölüm konusu ve ahiret anlayışı ile uyuşmamaktadır. Fakat insanları, nefsine hâkim olarak güzel işlere yöneltme açısından temel mantık konusunda uyuşmaktadır. Hem Buda’nın kendi fikriyle ulaştığı anlayışta hem de Allah’ın bize aktardığı sistemde, sebep ve sonuç ilişkisi benzemektedir. Her iki halde de, mevcut yaşamında iyi şeyler yaparsan mükâfatlandırılacaksın, kötü işler yaparsan cezalandırılacaksın.

Hinduizm de benzer anlayışlar üzerine oluşturulmuştur. Hinduizm anlayışında insanlar, evrenin düzeni içerisinde belirli bir yer işgal ederler. İşgal ettikleri yerlere “kast” denilir ve dört ayrı kast vardır. Kast, aslında bizim anladığımız anlamda “sınıf” demektir. Mevcut yaşam içerisinde, bir sınıftan diğerine geçiş yapılamaz. “Dharma” adı verilen komik düzen içerisinde uyumlu yaşayan her insan, bir sonraki doğuşunda bir üst sınıfta hayat sürecektir. Eğer mevcut yaşamında konumuna itiraz eder, düzeni bozmaya çalışırsa, bir sonraki hayatında bir alt basamaktaki yaşama düşer. Eğer en zaten mevcut halde en alt basamaktaki kastta ise, dünyaya bir hayvanın vücudunda gelir.

Dolayısıyla, mevcut yaşamdaki konumuna sabretmek gerekir. Düzeni bozmamak ve sınıfına itiraz etmemek gerekir. Uyumlu yaşarsa, bir sonraki yaşamında bir üst sınıfa geçecektir. Hinduizm’deki en üst kast, mevcut yaşamında zaten her şeyin hâkimi olduğundan, dünyada cenneti yaşıyor gibidir. Yani Budizm’deki gibi, bu dünyada çile çekip, Nirvana’ya ulaşmaya çabalamaya gerek yoktur.

Hinduizm’deki en üst sınıfın, alttakileri boyundurukları altında tutabilmeleri için buldukları yöntem, ahiret anlayışıyla benzeşmektedir. Alt kasttakiler emirlere uyarlarsa mükâfatlandırılacaklar, emirlere karşı gelirlerse, cezalandırılacaklardır.

Şimdi biz kendi içimizden düşünelim. Eğer ahiret hayatı olmasaydı, insanlığın hali nasıl olurdu diyerek fikir yürütelim. Ahiret fikri olmasa idi, meydan zalimlere kalırdı. Dünyadaki mücadele, zalimler arasındaki güç savaşı halinde geçerdi. Güçleri az olanlar birleşerek, güçlü zalimlere karşı savaşırlardı. Ancak savaşlarda sıkça taraf değiştirmeler olurdu. Çünkü tek amaç, kendini kurtarmak olurdu. Güçsüz insanlar için dünya bir cehenneme dönerdi. Ama zalimler için de, benzer şekilde cehennem olurdu. Her zalim insan veya gurup, nereden geleceği belli olmayan ve her an olabilecek saldırı beklemekten, onlardan önce davranmak için çabalamaktan dolayı hayatını yaşayamazdı.

Bizim çok kısa olarak aktardığımız bu fikir yürütmenin çok daha fazlasını okuyucuların yapacağına inanıyorum. Okuyucularımızı, iki milyon yıldan eski tarihlerde var oldukları düşünülen Sapiens’ler konusuyla bağlantı kuracak şekilde fikir yürütmeye çağırıyoruz. Bilindiği gibi Sapiensler, aklı olan varlıklardır. Ama onlarda ahiret fikri olmadığı düşünülmektedir. Nitekim Kur’an’da Yüce Yaradan “Ben halefimi yaratacağım” deyince melekler itiraz etmişlerdir.

Bakara Suresi 30: Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.

Meleklerin itirazlarından anlaşılan, daha eski devirlerde yaşayan Sapiens’ler kan döküp bozgunculuk yapmışlardır. İlk peygamber Hz.Âdem olduğuna göre, muhtemelen 30 çeşit diye anlatılan Sapiensler, yok olmuşlardır. Kuvvetle ihtimal, bunlarda ahiret fikri oluşmamıştır. Dolayısıyla bunların bir kısmı birbirlerini yok etmişlerdir. Bir kısmını ekolojik şartlar yok etmiştir.

Sapiensler konusunda fikir yürüten bazı bilim insanları, en son olarak 70 bin yıl önce başlayan Homo Sapienslerin varlığından bahsederler. Homo Sapiens, “akıllı insan” anlamındadır. Bilim insanların iddialarına göre, onlar da eskiden yaşayan Sapienslere benzemektedir. Tek farkları olarak, besin zincirinde yukarıya fırlamalarını ifade ederler.

Muhtemelen Melekler de, tam olarak bilim insanlarının iddia ettikleri gibi olmasa da, akıllı varlıkların yaşadıklarını bildiklerinden ve onların yaşam hikâyelerinden etkilendiklerinden itiraz etmişlerdir. Aslında bu itiraz, bizim anladığımız şekliyle değil, serzeniş şeklindedir.

Yüce Yaradan, peygamberleri aracılığıyla ahiret fikrini bizlere aktarınca, durum değişmiştir. Bazı insanlar, zalimlere karşı hak ve adalet mücadelesi yapmışlardır. Ahiret hayatındaki Cennete kavuşmak isteyenler, bu hedeften aldıkları cesaretle ciddi mücadeleler vermişlerdir. Böylece insanlık, birbirini yok etmeden günümüze kadar ulaşmıştır.

Ahiret hayatının bir başka anlamı daha vardır. Ahiret hayatında, bu dünyadan mazlum olarak gidenlerin intikamı alınacak ve zalimler ahirette cezalandırılacaktır. Eğer bu inanç olmasaydı, mazlumlar da yaşadıkları hayattan bıkarlar ve bazı zalimlerle birleşerek, onlar da zalimleşirlerdi. Böylece dünya yaşanmaz hale gelirdi. Ama böyle olmadı, güçsüz olan mazlumlar sabrettiler.

Yukarıda bahsettiğimiz fikirlerimizin bir kısmıyla bağlantılı olduğu için, bu sitede daha önce “Tito’dan Tarihi İtiraflar” başlığı altında verdiğimiz, Tito’nun sözlerinin bir kısmını tekrar hatırlayalım:

“Ben öldükten sonra toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükâfat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir söyleyin bana? Ha yoldaşlarım kalbine gömülecekmişim veya alkışlanacakmışım neye yarar?

Mazlumca gidenlerle, zalimce gidenlerin hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını alamadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlarla yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette…

Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı… Yoksa insan teselliyi neren bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı…”

 

Bu yazı Dini, Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.