ADALET İÇİN, FİKRİ YÜKSEKLİK, İRADE VE FİZİKİ GÜÇ GEREKİR

ADALET İÇİN, FİKRİ YÜKSEKLİK, İRADE VE FİZİKİ GÜÇ GEREKİR

 

Adalet fikrini, 1789 Fransız Devrimi öncesine kadar, sadece fikir insanları dile getiriyorlardı. Ülkeleri yöneten kralların veya sultanların adaletle hareket etmelerini talep ediyorlardı. Bu isteklerin çoğunda da, mevcut sultan veya krala yönelik bir söylem olmuyordu. İsim belirtmeden genel olarak bahsediliyordu.

Kral veya sultan adaletsiz davranırsa, ne yapılması gerektiği hususunda bir fikir belirtilmiyordu. Nitekim Yusuf Has Hacib’in, Kutadgubilig adlı eserinde bu sıkıntıyı yaşadığı açıkça görülür. “Türk için adalet esastır, devlet adalettir.      Adalet sarsılınca Türk devletleri parçalanır” diyerek adaletli davranış için gayret ederken, çözümün nasıl olacağını bilemediği, 5203 numaralı beytinden anlaşılıyor. “Halk bozulursa onu beyler düzene koyar; eğer beyler bozulursa onları kim düzeltir?” diye bizlere soruyor.

1789 Fransız Devriminden sonraki dönemde, adalet istekleri, toplumsal hareketlerle ifade edilmeye başlandı. Adalet talepleriyle bir araya gelen kitleler, adaleti üç başlık altında ele aldılar. Bunlar; hürriyet, eşitlik ve kardeşlik idi. Günümüzde de kitleler, aynı talepler için hareket etmektedir. Demek ki, insanlık adalet hususunda ciddi bir mesafe kat edememiştir. Böyle olmasının birçok sebebi vardır.

Önce, özgürlük konusunu irdeleyelim. Takdir edileceği gibi, bir fikrin olgunlaşması için, o fikrin önce insanın kendi ruhunda tutunması gerekir. Kendi düşüncelerinde hür olmayan bir insanı düşünelim. Bu kişinin özgürlük isteklerinin ne anlamı olabilir? Kendi fikrinde hür olmayanların yapacakları özgürlük isteklerinin, üst yönetimdeki bazılarına karşı takınılan reddedici bir tavrın ötesine geçmesi çok zordur.

Bu sitede yayınladığımız “Kitle ve Halk Arasındaki Fark” başlıklı makalemizde görüleceği üzere, kendi özünde özgür olmadan özgürlük isteyen insanlar, aslında, bazı önderlerce yönetilen kuklalar durumuna düşerler. Dolayısıyla, gerçek anlamda özgürlükle bir ilgileri yoktur. Eğer ruhunda hür olmadan özgürlük isteyen bu kişi, kitleleri yönlendiren bir şahıs ise, o insan zaten özgürlük istemiyor, kitleleri kendine veya kendisinin de bağlı olduğu yere bağlamak istiyordur.

Adalet kavramının bir diğer ayağı eşitliktir. Eşitlik ilkesi, adaletin, uygulanması en zor olan kısmıdır. Bir kişinin eşitlik ilkesini uygulayabilmesi için, öncelikle kendi yaşantısında bu konuda titiz davranması gerekir. Kendi özel yaşamında veya iş hayatında eşitlik konusuna yeterince dikkat etmiyorsa, o şahıs, daha yetkili ve etkili bir konuma geldiğinde, eşitlik ilkesini uygulamakta çok zorlanır. Zorlanan bu kişinin toplum içerisindeki yetkisi ve etkisi arttıkça, eşitliği anlamsız olarak görmeye başlaması ihtimali de artar. Mevki olarak veya maddeten kendisinden daha güçsüz olan insanlarla eşti olduğunu kabul etmek istemez.

Adaleti oluşturan bir diğer ilke, kardeşliktir. Eşitlik ilkesinin daha rahat uygulanabilmesi, kardeşlik anlayışıyla doğru orantılıdır. İnsanlar arasındaki kardeşlik duygusu geliştikçe, eşitlik kavramına bakış anlam kazanır. Ancak bu kardeşlik duygusunun mümkün olduğu kadar kalpten gelmesi gerekir. Bir insana, kalpten gelmeden, dil ile kardeş deniliyorsa, ona eşit birey olarak baktığını söylemesi inandırıcı olmaz. Bazen, kalpten gelen kardeşlik anlayışlarında da, eşitlik ilkesini kötü yönde etkileyen şartlar olabilir. Örneğin, kardeşler arasında var olan, yaş, boy, makam, mevki, zenginlik, kabiliyet gibi farklar, eşitlik anlayışını zedeleyebilir. İşte, bütün bu sebeplerden dolayı, insanlara kardeş olarak bakmaya, önce kendi ruhunda başlamak gerekir. Aksi takdirde söylemler, istismara açık hale gelir.

Fransız Devriminden günümüze kadarki devrimlerin hiçbirisinin hürriyet, eşitlik, kardeşlik söylemleri yeterince sonuç alamadıysa, bunun birinci sebebi, insanın fikren yükselmemesidir. Bu husustaki düşüncelerimizi, bu sitede yayınladığımız, ruhen yükselmekle ilgili makalemizde sizlerle paylaşmıştık. Ruhen yükselmeyi, ancak, gerçek anlamdaki tek Tanrı inancına bağlı din anlayışı sağlayabilir. İlâhi kaynaklı gerçek dinle bağlantılı olmayan dünyevi söylemler, sadece tiyatro sahnesinde geçerli olacak sonuçları oluştururlar.

Dolayısıyla hürriyet, eşitlik ve kardeşlik duyguları din temellidir. İnsanlar, kendilerini yaratan Yüce Yaradan’a karşı da, birbirlerine karşı da, yaratılıştan gelen bir hürriyet anlayışına sahiptirler. İnsanlara bu hürriyeti veren, tek olan Tanrıdır. Diğer taraftan, Yaratılan her insan, Tanrı nezdinde eşitliğe sahiptir. Bu eşitliği bozan, insanların kendilerinin sergileyecekleri davranışlarıdır. İnsanların farklı özelliklerde yaratılmış olmaları başka şeydir, başlangıçta günahsızlık açısından eşit olmaları başka şeydir.

Her düşüncenin bir sömüreni olduğu gibi, dinin de sömürenleri vardır. Fakat dini hislerin sömürülmesi, adaleti sağlayan unsurların din temeline dayandığı gerçeğini örtemez. Adalet anlayışı, uhrevi olmayıp sadece dünyevi olursa, adaletin sağlanması çok zor olur. Yukarıda gördüğümüz gibi, kendi ruhunda yer bulmayan bir anlayışı, dışarıya karşı gerçek anlamda uygulamak mümkün değildir.

Adaleti sağlayabilmek için gerekli bir başka şart da, güçlü olmaktır. Ancak bu güçlülük, sadece fiziki ve maddi açıdan olursa, çoğu zaman sonuç alınamaz. Hattâ bazen, sahip olunan maddi güç, adaletsizliğin dayanağı olur. Güçlü olan kişilerin adaletli davranmaları için ihtiyaçları olan şey, iradedir. Ancak, insani iradesini, adaletli olma yönünde kullanabileceği gibi, kendi nefsinin istekleri doğrultusunda ve adaletsizce de kullanabilir.

Yüce Yaradan, yarattığı insanlara irade vermiştir. Bu iradenin hangi yönde kullanılacağı, dayandığı kaynağa bağlıdır. İrademizi güzel yönde kullanmamızı sağlayacak kaynak olmazsa, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, irademizi nefsimize uydurmamız mümkündür. Tek olan Tanrı, insanlara verdiği iradeyi güzel yönde kullanabilmeleri için, ayrıca vicdan vermiştir. Anadolu Selçuklularının esnaflarının piri sayılan Ahi Evran’ın dediği gibi, kişi vicdanını kendisine gözcü yaparsa, iradesini adaletli davranış yönünde kullanmış olur.

Demek ki, Yüce Yaradan, adaleti uygulayabilmemiz için gerekli olan irade ve vicdanı her insana vermiştir. Fikren ve ruhen yükselmemizin yollarını da, her zaman insanlara iletmiştir. Adaleti uygulayabilmemiz için ihtiyacımız olan güç de, tek olan Tanrı’ya karşı içten gelen bir inançtan ve Yüce Yaradan’ın bize verdiği özgürlük anlayışından kaynaklanırsa, adaleti sağlamamız kolaylaşır.

O halde, adaleti sağlamayı kolaylaştırmak için yapmamız gereken tek şey, Yüce Yaradan’ın bize verdiği akıl, vicdan ve iradeyi, yine tek olan Tanrı’nın insanlara verdiği eşitlik ve özgürlük kavramları doğrultusunda kullanmaya çaba göstermemiz ve bu anlayıştaki insanlarla güç birliği yapmamızdır.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir