BU DÜNYADAKİ AZAP ÜZERİNE 1

BU DÜNYADAKİ AZAP ÜZERİNE 1

 

Arap alfabesiyle Kur’an okumayı 12 yaşında öğrenmiştim. Çocukluğumda ve gençliğimin bir bölümünde Kur’an okumaktan anladığım şey, doğrudan Arapçasını okumaktı. Yüce Yaradan’ın sözleri olan Kur’an’ın tamamının Türkçesini, ciddi anlamda sorgulayarak okuyup irdelemeye, kırklı yaşlarımda başladım. Daha önce ya başkalarının anlatımlarını dinlemiş veya Türkçelerinin anlamlarını yeterince sorgulamadan ve bölük pörçük okumuştum.

Kur’an’ın tamamının Türkçe baskılarını ciddiyetle okudukça, ne anlatılmak istendiğini sorgulamaya başladım. Birçok ayeti, anlayabilmek için defalarca okuyordum. Ama yine de anlayamadıklarım oluyordu. (Aslında, halen daha anlayamadıklarım var.) Bazen de, tercümesini okuduğum şahsın aynı kitabında, sanki birbiriyle çelişen tercümelere rastlıyordum. Bunun üzerine, din bilgini olduğunu düşündüğüm insanlara sormaya kalkışmıyor, kendi kendime çabalıyordum. Allah’ın vasıfları, yarattığı kullarına rahmetinin çok geniş olduğu, zerrece şaşmayan adaleti gibi hususları kafamda canlandırıyor ve ayetlerdeki konuyu, kendim, bu açılardan tekrar irdeliyordum. Bu yöntemle ulaştığım fikirlerin bir kısmını, sizlerle de bu sitede paylaştım.

Bazı konularda da kendi kendime, Yüce Yaradan’ın, kullarıyla ilgili olarak Kur’an’ında bahsettiği konuların, yaşamımıza etkilerini gözlemliyordum. Yaptığım gözlemler sırasında, tek olan Tanrı’nın, Kur’an’da insanlarla ilgili olarak anlattıklarının bazılarını bizim kavramamızı sağlayacak nasıl bir sistem kurmuş olabileceğini düşünüyordum.

İşte, sistemin nasıl işlediğini merak ettiğim hususlardan birisi, aşağıdaki ayetlerde aktarılanlarla ilgilidir.

Rad Suresi 13/34: “Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha fecidir ve onları Allah’ın azabından koruyacak kimse de yoktur.”

Nahl Suresi 16/94: ”Yeminlerinizi aranızda aldatma ve fesada vasıta edinmeyin, sonra sağlam basmışken bir ayak kayar da Allah yolundan saptığınız için, dünyada kötü azabı tadarsınız. Ahirette de size büyük bir azap olur.”

Tevbe Suresi 9/74: “Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve Müslüman olduktan sonra yine kâfirlik ettiler. Ayrıca başaramadıkları cinayete de yeltendiler. Sırf, Allah’ın, Resulü aracılığıyla kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.”

Yukarıdaki ayetlerin muhatapları, tek olan Tanrı’yı inkâr edenlerle, Tanrı’nın varlığını dilleriyle kabul etmelerine rağmen, imanın kalplerine yerleşmediği insanlardır. Ben de, bu yapıdaki insanların sadece ahirette değil, bu dünyada da azap çekmelerini sağlayan nasıl bir sistem olabilir diye düşünmeye başladım.

Çünkü 16-17 yaş civarında iken, üç arkadaşımla birlikte o sırada 62 yaşında olan tanımadığım biriyle 4-5 saat süren bir sohbet yapmıştık. Bu sohbette dinlediklerimi birbirine bağlamamın ve gördüklerimin etkisiyle çevremdekileri yakından incelemeye başlamıştım. Bu yakından incelemelerim sonucunda vardığım sonuç, belirgin bir şekilde haram yiyenlerin bu dünyada cezalarını çektikleri idi.

Kur’an’ın tamamını defalarca okuyup yukarıdaki ayetleri gördüğümde, bu ayetlerin benim vardığım sonucu teyit ettiğini anladım. Bunun üzerine, tek olan Tanrı’nın nasıl bir sistem kurmuş olabileceğini düşünmeye başladım. Yaklaşık otuz yıl önce ulaştığım sonuçları dost sohbetlerinde anlatarak, tanıdığım insanlarla istişare ettim. Şimdi bu sonuçları sizlerle paylaşacağım. Ancak hemen söyleyeyim ki, gerçeği sadece Yüce Yaradan bilir. Benimkisi, mantık yürüterek yaptığım bir varsayımdır.

Biz haksızlık yaparak güç kazananların konumunu dışarıdan ve karşıdan gördüğümüz için, onlara imreniyorduk. Ama çok yakından inceleyince, mutsuz bir yaşam sürdüklerini görmüştüm. Dışarıya karşı tiyatro oynuyorlardı. Ama aniden karşılaştığımız bazı olaylarda gördüğümüz aile içindeki birbirlerine davranışları, huzursuz olduklarının göstergesiydi. Ayrıca iç dünyalarında mutsuz olduklarını, bazı samimi sohbetlerde veya ani gelişen olayların üzerine vardığımızda anlıyorduk.

Çok para kazanma veya yüksek makamlara çıkma hırsını taşıyan insanların bazı ortak özellikleri vardır. Bunlar, Tanrı’yı değil, nefislerini dinlerler. Zengin ve güçlü olduklarında, kendilerinin mutlu olacaklarını zannederler. Bu hayalleri sebebiyle, hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah görürler. Hedeflerine ulaşma mücadelesinde kendilerini zarara uğratanları düşman gibi addederler. Çok çalışırlar. Çevresindekilerden bir adım önde olabilmek için, eğlendikleri bazı ortamlarda bile iş düşünürler.

Şimdi bu anlayıştaki bir kişinin yaşamına yakından bakalım. Bu şahıs, hırslı bir iş insanı, hırslı bir mafya gurubu mensubu veya terör örgütü üyesi, hırslı bir devlet personeli olabilir. Yazının uzamaması için, kendim 47 yıldır doğrudan iş hayatında olduğumdan, bu camiadan örnek yürüteceğim. Vereceğim örnekler de, normal bir iş hayatı mücadelesi içindir. Bilerek ve zalimlik yaparak haram yiyenler irdelenmemiştir.

Ama sizlerin, hem diğer alanlar için, hem de bilerek haram yiyip zalimlik yapanlar için de aynı fikir yürütmeyi yaptığınızda, benzer sonuçlara, çok daha net ulaşacağınız kanaatindeyim. Çünkü ben, haksız kazanç için zalimlik yapanları yakından incelediğimde, normal zenginler gibi olmadıklarını, çok mutsuz ve sıkıntılı olduklarını gördüm.

Bu yazı YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.