MAAŞLARDAKİ FARKLAR

MAAŞLARDAKİ FARKLAR, ÜLKEDEKİ EŞİTSİZLİĞİN GÖSTERGESİDİR

 

Maaşlar arasındaki farklar, iki şekilde kendini gösterir. Biri, en yüksek görevlerdeki yöneticilerin aldıkları ortalama maaşlar ile asgari ücret arasındaki farktır. Diğeri, aynı işi yapan ve aynı özelliklere sahip insanların, çalıştıkları değişik kurumlarda farklı ücret almalarıdır. Bu ikinci fark, insanların pek dikkat etmedikleri bir husustur. Bu sebeple, eşitsizliğin göstergesi olmasına rağmen, biz burada bahsetmeyeceğiz.

Maaşlar arasındaki farkların en çok olduğu kalkınmış ülke ABD’dir. Aslında bazı ülkelerdeki farklar, ABD’dekinden daha fazladır. Fakat oralarda net bilgi almak ve istatistik tutmak çok zor olduğundan, güvenli bilgilerin alındığı ülkeler esas alınacaktır.

ABD’deki maaş farkları her geçen yıl artmaktadır. Neredeyse arada uçurum oluşmuştur. 1965 yılında ABD’de, şirket üst yöneticisi olan ve günümüzde CEO olarak nitelenen insanların aldıkları ortalama ücretler, işe yeni giren bir işçinin 24 katı fazla idi. 2010 senesine gelindiğinde aradaki fark tam on misli arttı. Şimdi CEO’ların ortalama maaşları, tipik işçilerin eline geçen ortalama ücretlerin tam 243 mislidir.

Bu fark çok korkunç bir rakamdır. Ortalama bir CEO, tipik bir işçinin 20 yılda kazandığına, sadece bir yılda ulaşmaktadır. Diğer bir açıdan bakılınca, 243 işçi çalıştıran bir şirketin CEO’su çalışan bütün işçilerin toplamı kadar maaş almaktadır.

Peki, CEO’lar şirketleri yönetirken bu ücretlerini hak edecek şekilde başarılı yönetiyorlar mı? Genel anlamda başarılı olduklarını iddia etmek çok güç. Bu konuda fikir sahibi olmak için, borsada hisseleri alınıp satılan şirketlerin bilançolarına bakmak bize yol gösterici olacaktır. Şirketlerin açıklanan kârlarının büyük bir kısmı, üretim ve satış gelirlerinden değil, sair gelirler adı altında elde edilen kazançlardır. Demek ki, CEO’lar şirketlerine iş alanlarında pek bir katkı yapmamaktadırlar. Borsaya bildirilen kârların miktarının, şirketin borsadaki hisselerinin değerini düşürmemek adına gerçek rakamlar olduğu dikkate alındığında, CEO’ların katkılarının çok daha az olduğu anlaşılır.

CEO’ların şirketlerine daha çok katkı yaptıkları sektörlerin başında finans gurubu gelmektedir. Bu faydalarının önemli bir kısmını doğrudan CEO’lar yapmamaktadır. Hepimizin izleyerek gördüğümüz gibi, CEO’ların zarara soktuğu büyük finans kuruluşlarının batmasına izin vermeyen devlet, şirketi kurtarınca CEO’lar sanki başarılı imişler gibi görünmektedir. Yani CEO’lar, yalnızca işler iyi giderken değil, kötü giderken de kazanmaya devam etme imkânına sahiptirler.

Anlaşılan o ki, şirketlerin kârları, zannedildiği gibi CEO’ların firmanın işleriyle ilgili alandaki performansına bağlı değildir. Hem hatalı bir ekonomik sistemin uygulanması hem de neredeyse hatayı ödüllendiren bir sistemin varlığından dolayıdır.

CEO’ların, şirketlerinin kazançlarını artırmalarının sebeplerine somut bir örnek verelim. Bir Havayolu şirketi, akaryakıt fiyatlarının düşmesinden dolayı kâra geçebilir. Fakat akaryakıt fiyatlarındaki düşüşte şirketin CEO’sunun hiçbir dahli olmamasına karşılık, yapılan kâr onun hanesine yazılmaktadır. İşin ilginç yanı, artan bu kazançtan alt kademelerde çalışan işçiler aynı oranda faydalanmamakta, kârın önemli bir bölümü üst yönetimin maaşlarına yansımaktadır.

Bilindiği gibi, devletin çok düşük faizle, bazen ise sıfır faizle verdiği kredileri, genellikle büyük şirketler kullanırlar. Bu çok ucuz krediler de, şirketin kârını artırır. CEO’lar, bu kazancı da kendi hanelerine yazarlar. Hâlbuki bu kârların nedeni devletin uygulamasıdır. Aynı şartlarda kredi alan ve aldığı ucuz parayı işine yatıran 20 yaşındaki bir genç de benzer kârları elde edebilir. Bu net gerçeğe rağmen, CEO’lar kazancın sebebini kendi dehalarına bağlarlar ve kazançtan aslan payını alırlar. Şirketin diğer çalışanlarına düşen pay ise çok az olur.

Bu maaş farkları yalnızca CEO’lar ile alt kademe arasında görülmemektedir. OXFM’ın verdiği bilgilere göre, ABD’de eğitimli yöneticilerin maaşları 1978 yılından 2016’ya kadar %997 artarken, tipik bir işçinin maaşı sadece %10,9 artmıştır.

Çok sık görüldüğü gibi CEO’lar, muhasebe sistemlerini dürüst olmayan yöntemlerle değiştirebilirler. Yukarıda borsada hisseleri işlem gören şirketler konusunda ifade ettiğimiz gibi, şirketleri gerçekte az kazansa bile, kendileri çok kazanmayı sürdürürler. Hâlbuki şirketin alt kademelerinde çalışanların, böyle muhasebe oyunları yapma imkânları yoktur.

Ekonomik olarak kalkınmış ülkelerden İngiltere’de de, maaşlar arasındaki eşitsizlik, her geçen gün artmaktadır. Neredeyse Birinci Dünya Savaşının sonrasındaki kargaşa ortamının eşitsizlik rakamlarına ulaşmıştır. İngiltere’de maaşlar ve gelirler arasında görülen en büyük farklar, Kraliçe Victoria döneminde oluşmuştur. İngilizlerin meşhur söylemi olan Victoria dönemi zenginliklerinden, sadece üst tabaka faydalanmıştır.

Bu durumun en önemli göstergesi 1815-1914 arasındaki göçlerdir. Bu dönemde yaklaşık 20 milyon insan İngiltere’yi terk etmiştir. Bunların çok küçük bir bölümü görevli gidenlerdir. Büyük çoğunluk, okyanustaki her türlü ölüm ve korsanlık tehlikelerine rağmen ülkesini terk etmiştir. 1900 yılında İngiltere’nin nüfusunun 41 milyon olduğu düşünülürse, göçlerin azameti daha iyi anlaşılır. Eğer zenginlik tabana yayılsaydı bu insanlar macera peşine bu kadar fazla düşmezlerdi.

Bizim tarihten bu örneği vermemizin nedeni, aynı durumun, başka ülkelerde günümüzde de devam ediyor olmasıdır.

Tahmin edileceği gibi, gelir dağılımındaki eşitsizlik, servet dağılımındaki eşitsizliği de tetiklemektedir. Eğer, sadece anlık eşitsizliklerdeki fark artsaydı, tehlike daha az olurdu. Fakat maalesef, hayat boyu yani kalıcı eşitsizlik de anlık eşitsizlik kadar yüksek hale gelmiştir. Bu durum insanların gelecek umutlarını kötü yönde etkilemektedir. İnsanların geliri daha yüksek olan üst basamaklara çıkma şansları giderek azalmaktadır.

Bazı ülkelerde tüketim eşitsizliği, gelir eşitsizliğinden daha düşüktür. Bunun muhtemelen iki sebebi vardır. Birincisi, kayıt dışı gelirler çoktur. İkincisi, kolay borçlanma imkânı vardır. Bilindiği gibi, her iki durum da ülke ekonomisi için tehlike anlamına gelmektedir.

Eşitsizliği azaltacak tedbirler konusu başka bir makale konusu olduğundan ileride ele alınacaktır.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir