İSEVİLİK VE HIRİSTİYANLIK ÜZERİNE

İSEVİLİK İLE HIRİSTİYANLIK ARASINDAKİ FARKIN SONUÇLARI ÜZERİNE

 

Bilindiği gibi, hiçbir fikir ve hiçbir din, ilk çıkıştaki saf şekliyle kalmamıştır. Hepsi değişikliğe uğramıştır. Fikri akımlardaki değişikliklerin bir kısmı, geliştirilen düşüncelerin hayali nitelikte olmasından kaynaklanmıştır. Diğer değişimler, hayatın gerçekleri ve insanların nefsani davranışları sonucu oluşmuştur. Hayatın gerçekleri ile insanın nefsi birleşince, hiçbir dinin ve fikrin ilk saf halinde kalmasın mümkün olmamıştır.

Bir makale sınırları içerisinde, bütün fikir ve dinlerdeki değişimleri inceleme imkânı olmadığından, bu yazımızda, İsevilik ile Hıristiyanlığın arasındaki farkın sonuçlarını irdeleyeceğiz. Bir başka makalemizde, Marksizm ile komünizm arasındaki farkı inceleyeceğiz.

Diğer din ve fikirler dururken, İsevilik ile Hıristiyanlık arasındaki farkı irdelememizin üç sebebi vardır. Birincisi, aradaki farkın, Hz. İsa peygamberimizin vefatından hemen sonra başlamış olmasıdır. İkincisi, bu farkın, bilinen insanlık tarihinde, toplumsal çelişkilerin en çok görüldüğü olayları kapsamasıdır. Üçüncüsü, aradaki farkın, bilinen insanlık tarihinin en etkili olaylarını oluşturmasıdır.

Diğer ilâhi kaynaklı dinler, Musevilik (Yahudilik) ve Muhammedilik (Müslümanlık) olarak ifade edilebilir. Ancak bunlarda görülen değişimler, insanlık tarihi açısından, İsevilik-Hıristiyanlık arasında görülen farklılık kadar etkili olmamıştır.

Yukarıda, Müslümanlığın diğer adını Muhammedilik olarak ifade etmemin, önemli bir sebebi var. Günümüzde Müslüman denilince, sadece, Hz. Muhammed peygamberimizin getirdiği şeriata uyan, benim gibi insanlar akla gelmektedir. Oysaki bütün ilâhi kaynaklı dinlerin peygamberleri ve onun ilk inananları da, aslında, Müslümandır. Böyle olduklarını Kur’an’dan anlıyoruz. Aşağıdaki bazı Kur’an ayetleri, Müslüman sıfatının sadece, son peygamberimiz olan Hz. Muhammed’in ümmetine verilmesinin yanlışlığına düşmememiz için, bizlere yol göstermektedir.

Bakara Suresi 2/133: Yoksa siz de olaya şahit mi oldunuz; Yakup’a ölüm hali gelip çattığı zaman, oğullarına; “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” dediği zaman, oğulları; “Senin Allah’ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın Allah’ına, tek olan o Allah’a ibadet edeceğiz. Biz ancak O’na boyun eğen Müslümanlarız.” dediler.

Yunus Suresi 10/84: Musa dedi ki: “Ey kavmim! Siz gerçekten Allah’a iman ettinizse, O’na samimiyetle teslim olan Müslümanlardan oldunuzsa, artık O’na güvenin!”

Ali İmran Suresi 3/52: İsa onların inkârlarını hissedince: “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler: “Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah’a iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak Müslümanlarız.” dediler.

Demek ki, bütün ilâhi kaynaklı dinlerin peygamberleri Müslümandır. Dolayısıyla, Yüce Yaradan’ın peygamberlerinin getirdiği bütün dinlerin inananları, Allah’a teslim olan Müslümanlardır.

İsevilik ile Hıristiyanlık arasında, incelemeye değecek kadar büyük farkın oluşmasının sebebi, kurucularının farklı olmasıdır. İseviliğin kurucusu, Hz. İsa peygamberimizdir. Hıristiyanlığın kurucusu ise, Kilisedir. Hz. İsa’nın tarihi ile Kilisenin tarihi birbirinden çok farklıdır. Bu farkların neler oldukları hakkında, çok sayıda Batılı düşünür yeterince kitaplar yazmışlardır. Yazılan bunca eseri, özetlediğini düşündüğümüz cümleyi Nietzche şöyle kurmuştur: “Son Hıristiyan çarmıhta ölmüştür.”

Hıristiyanlık anlayışındaki değişimler veya günümüzdeki hatalar konusunda, biz de, bu sitede yayınladığımız çok sayıda makalemizde, düşüncelerimizi ifade ettik. Bu nedenle, bu kısa yazımızda, farklar hususuna değinmeyeceğiz. Aradaki farkın, İseviliğin ilâhi olmasına karşılık, Hıristiyanlığın, insani olduğunu vurgulamakla yetineceğiz. Konuyu irdeleyen yazarlar, şahsi din anlayışı ile teolojiyi birbirinden ayırmışlardır. Bu ayrımı net bir şekilde ortaya koyanlardan birisi de, Bertarnd Russell’dır. Russell’a göre, şahsi din vecdden, teoloji ise, matematikten gelir.

Bu yazımızın amacı, aradaki farkın sonuçlarına dikkat çekmektir. Ayrıca, farkı mümkün olduğu kadar azaltacak temeller üzerine fikir yürütmektir.

1492 keşiflerinden sonra Hıristiyanlık âlemi, dünyanın çok geniş kısmını fethetti. Çok az para ve güç harcanarak yapılan bu fetihlerin büyük kısmı, yerli halkın imhasıyla sonuçlandı. Gittikleri her yeni yere, Kilisenin Hıristiyanlık anlayışı, zorlama yoluyla da olsa, kabul ettirilmeye çalışıldı. Doğrudan fethedemedikleri yerlere ise, kötülük tohumları saçmak için gayret sarf edildi. Bütün bunlar olurken, Kilisenin -genel anlamda- ses çıkarmaması, bazen ise desteklemesi, İsevilik dini ile Kilisenin dininin ne kadar farklı olduğunun ve bu farkın insanlığa ne kadar büyük acılar yaşattığının göstergesidir.  

İnsanlığın geldiği bu durumun toparlanması için, hepimize sorumluluk düşmektedir. Fakat Kiliseninki elbette daha fazladır. Kilisenin de, bunu başarabilecek aklı, vicdanı vardır. Yeter ki, iradelerine daha çok hâkim olsunlar. Yeter ki, bilinen mevcut ilâhi kaynakları, kendi kalplerinin süzgecinden geçirsinler. Çalışmalarında ayrıntıya girmesinler. Diğer din mensuplarının bazılarının tarihte görülen hatalarına takılmasınlar. Ayrıntılara girmeden ve güvenilir bir kutsal kitap önderliğinde geliştirilecek fikirler üzerinde ortak kanaate varmak, daha kolaydır. “Şeytan ayrıntıda gizlidir” sözü boşa söylenmemiştir.

İncillerin güvenirliliği olmadığı hususu, genel kabul görmüş bir düşüncedir. Bu sebeple, Hz. İsa peygamberimizin görevlendirilme sebeplerini Kur’an’dan öğrenmemiz, en sağlıklı olandır. Kendisi de İsrailoğullarından olan bu yeni peygamberin gönderiliş sebeplerinden birini, Kur’an şöyle açıklar:

Maide Suresi5/46: “O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat’ı tasdik eden ve Allah’tan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil’i verdik.”

Bu ayet Musevilere yöneliktir. Kendilerine, Hz. Musa peygamberimize gönderilen kutsal kitap olan Tevrat’ı doğrulayan yeni bir peygamber gönderdiğini bildirmektedir. Bu peygamberi de, Hz. Meryem’in oğlu İsa olarak tanıtmaktadır. Bu yeni peygamberine de, içinde hidayet ve nur olan yeni bir kutsal kitabı, yani İncil’i verdiğini ifade etmektedir. Yüce Yaradan bu ayetinde, yeni peygamberi ile eskilerinin arasında bir fark olmadığını vurgulamaktadır. Bu sebeple Tevrat’a inananların, artık İncil’e inanmalarını istemektedir.

Yüce Yaradan, bir taraftan eskilerin İncil’e inanmalarını isterken, bir yandan da aşağıdaki ayetle, İncil ehline sorumluluklarını hatırlatmaktadır.

5/47: “İncil ehli de Allah’ın ona (Hz. İsa’ya) indirdikleriyle hükmetsinler. Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.”

İncil ehli ile kastedilen, Hz. İsa peygamberimizden sonra gelen ve onun yolunu takip ettiğini söyleyen şahıslar olmakla birlikte, hükmetme sözünden anlaşıldığına göre, dini temsil eden insanlardır. Demek ki “biz, Hz. İsa peygamberimizin yolundan gidiyoruz” diyebilmek için, Allah’ın ona indirdiği ile hükmedilmesi şart. Başka şeylerle hükmedenleri, Yüce Yaradan, fasıklar olarak tanımlıyor. Fasıklar, Allah’ın emir ve yasaklarına, bilerek uymayan ve günah işleyen kimselerdir.

Aşağıdaki ayete baktığımızda, yeni gelen kitabın ehlinin yani İncil ehlinin, Yüce Yaradan’ın Hz. İsa peygamberimize indirdikleriyle hükmetmedikleri anlaşılıyor.

Nisa Suresi 4/171: “Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.”

Ayetin içerisindeki uyarının ilginç yanı, bu yanlışlıktan dönmenin, kitap ehlinin kendi yararı için gerekli olduğu ifadesidir. Yani, kitap ehli, dini, kendi uydurdukları şekilde anlatmaya devam ederse, bundan zarar görecek olanlar, öncelikle kendileri olacaktır. Ancak, Allah’ın tek olduğuna ve O’nun bütün peygamberlerine inananlara, Tanrı üçtür diyen gurubun yanlış düşüncelerinden dolayı, bir zarar dokunmayacaktır.

Bu durum aşağıdaki ayetle net olarak ortaya konmuştur.

Nisa Suresi 4/152: “Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlar arasında ayırım yapmayanlara (Allah) pek yakında mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”

Demek ki, yanlıştan dönebilmek için, İseviliği kavramak gerekmektedir. İsevilik, her şeyden önce, sadece Hz. İsa’dan evvel gelenleri değil, kendisinden sonra gelecek peygamberi de kabul etmektir. Çünkü gelecek peygamberin müjdesini, bizzat Hz. İsa peygamberimiz vermiştir.

Saff Suresi 61/6: Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları! ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim).” demişti. Fakat onlara apaçık delillerle gelince “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.

Hz. İsa peygamberimiz, hem kendisinden öncekileri tasdik etmiş, hem de kendisinden sonra gelecek peygamberin müjdesini vermiştir. Dolayısıyla İsevi olmak, hem Hz. İsa’dan önce gelenleri, hem de sonra gelen peygamberi kabul etmektir. Ayetteki peygamberin ismi için ifade edilen Ahmed sözü, bir isim olarak değil, kelime manası ile değerlendirilirse,  gelecek peygamberin övgüye layık olacağı anlamı çıkar.

Hepimiz, yapacağımız çalışmalarımızda, kendilerine ilim verdiği ve bize göre mucize olan bazı olayları gösterdiği halde, inkâr etmeye kalkışacaklara, Yüce Yaradan’ın yaptığı şu uyarıya azami dikkati göstermeliyiz.

Maide Suresi 112inci ayette Havariler, Hz. İsa peygamberimize “Rabbin bize gökten sofra indirebilir mi” derler. Sonraki ayetlerde aktarılan ve Hz. İsa ile Havarilerin arasında geçen konuşmalardan sonra, Hz. İsa dua eder. Bu duaya Yüce Yaradan şöyle cevap verir.

115: Allah buyurdu ki: “Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım”.

Böylesine acı bir azaba uğramamak için, Hıristiyanlığı -başka bir şeye değil- İseviliğe doğru yaklaştırmaya çalışmak yeterli olabilir. Gerisi, sadece güzel düşünüp güzel işler yapmaktır.

Bu yazı Cemaat, Dini kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir