EVRENİN VAR OLMASI NEDENİ ÜZERİNE

EVRENİN VAR OLMASI NEDENİ ÜZERİNE

 

Evrendeki işleyişi anlamaya çalışan Einstein, 20inci yüz yılın en ünlü fizik âlimidir. Einstein, yaptığı çalışmalarla cevabını bulabilmeyi çok istediği soruyu şöyle açıklar: “Tanrı’nın bu dünyayı nasıl yarattığını merak ediyorum. O’nun, dünyayı yaratırken düşündüklerini bilmek istiyorum, gerisi teferruattır.”

Ünlü bir fizikçi olduğu için Einstein’la çok kişi mülâkat yapar. Bu söyleşilerde Einstein,  “evrenin var olma nedeni nedir?” diye kendisine sürekli sorduğunu söyler. Bütün insanlara da şu tavsiyeyi yapar: “Hepimiz, bizlerin ve kâinatın neden var olduğu sorusuna ilişkin tartışmaya katılmalıyız. Bu sorunun cevabını bulacak olursak, bu durum insan aklının en büyük zaferi olacaktır. Çünkü o zaman Tanrı’nın aklının ne olduğunu öğrenebiliriz.”

Takdir edileceği gibi bu sorular çok zorlu sorulardır. Ayrıca Einstein’ın “cevabını bulursak, bu, insan aklının en büyük zaferi olacaktır” dediği soruya, gerçek cevabı bizim vermemiz mümkün değildir. Çünkü bizim aradığımız cevap, Tanrı’nın bizzat Kendisinin ne düşündüğüdür. Hâlbuki bırakalım Tanrı’nın ne düşündüğünü, eşimizin veya iş ortağımızın bile ne düşündüğünü biz bilemeyiz.

Karşımızdaki şahıs, herhangi bir davranışı için, bizlere, kendisinin gerçekleştirdiği ve hoşumuza gitmeyen olayla ilgili olarak, başlangıçta ne düşündüğünü söylerse söylesin, söylediklerinin doğruluğu hakkında tereddüt ederiz. Çünkü karşımızdakinin, nefsine uyup yaptığı hatayı veya düşüncesizce yaptığı davranışını gizlemek için yalan söylemesi ihtimalinin olduğunu düşünürüz. Bu şekilde düşünmemizin muhtemel sebebi, benzer durumlarda bizim kendimizin de nefsimize uyarak benzer yalanı uyduracağımıza inanmamızdır.

Elbette Tanrı ile O’nun yarattığı insanlar aynı yapıda olamaz. Bizler nefis taşıyoruz ve sıklıkla nefsimize uyarak yanlış yapabiliyoruz. Fakat Yüce Yaradan için, böyle bir nefse uyma diye bir durum düşünülemez. Çünkü O, hepimizin ve evrenin yaratıcısıdır. O’nun, insanların hoşuna gitmesi veya insanların beğenisini geçici de olsa kazanması için fikir beyan edeceğini iddia etmek mümkün değildir. O’nun ne bize ne de başka bir şeye ihtiyacı yoktur.

Dolayısıyla biz, Tanrı’nın ne düşündüğünü bilemeyiz. Ancak, O’nun vahyi olan kutsal kitaplarından bazı düşüncelerini öğrenebiliriz. Eğer, bizim kafamızdaki soruya tam karşılık gelen net bir açıklama bulamazsak, kutsal kitaplarını irdeleyerek tahmin yürütebiliriz. Bizim yapacağımız tahminlerin gerçeği yansıtacağını söylemek mümkün değildir. Fakat mümkün olduğu kadar aslına yakın tahmin yürütmemiz mümkündür. Daha az hata ile gerçeğe yaklaşabilmek için, kutsal kitaplarının bütününde bize aktarmak istediği anlayışlar üzerinden fikir yürütebiliriz.

Öncelikle kabul etmemiz gereken şey, O’nun bütün yaratışları, Yüce Yaradan’ın Kendi takdiridir. Nitekim Fussilet Suresinin 41/12inci ayetinde evrenin yaratılışından bahsettikten sonra, ayetin son cümlesi şöyledir: “…İşte bu, hep O, aziz ve her şeyi hakkıyla bilenin takdiridir.”

Diyelim biz bir makine yapsak, o makineden beklentilerimiz olur. Bizim makineden beklentilerimiz, o makinenin sorumluluğu olarak addedilebilir. Eğer bizim yaptığımız makineden bir beklentimiz olmazsa, yani makinenin bir sorumluluğu olmazsa, o makineyi yapmanın bir anlamı olmaz. Eğlence olsun diye, uzun uğraşlardan sonra bir makine yapılmaz.

Bu durumda bizim irdelememiz gereken, Yüce Yaradan’ın, kâinatı ve insanları yaratırken ki beklentisinin ne olabileceği hususudur. Bir insanın, yaptığı makineden beklentileri olduğu gibi, üretilen makinenin de onu kullanandan beklentilerinin olacağını bilerek irdelememizi yapmaya gayret edeceğiz.

Bu sitede yayınladığımız “Evrenin Yaratılış Sebebi Üzerine Düşünceler” başlıklı makalemizde bu hususta irdeleme yapmıştık. Bu yazımızda, bazı açılardan eski makalemizin aynısını, bazı bakımlardan da farklı bir irdeleme yapmaya gayret edeceğiz.   

Kâinatın yaratılışının sebebi, sanki insanı yaratmaya karar vermenin bir sonucu gibi. İnsanın yaşayabileceği ortamın şartlarının sürekliliğini sağlayabilmek için, sadece dünyayı ve dünyanın bağlı olduğu güneş sistemini yaratmanın yeterli olmadığını artık biliyoruz. Sadece bizim güneş sistemimizin içerisinde olduğu samanyolunu yaratmanın da yeterli olmadığını, bilim insanlarının yeni ulaştıkları bulgular sayesinde anladık. Bilim insanları, dünyanın mevcut şartlarının sürekliliğini sağlamak için, bizim içerisinde olduğumuz samanyolu gibi binlerce samanyolu sistemine ihtiyaç olduğunu ifade etmekteler.

Peki, evrenin milyonlarca samanyolu sisteminden oluşacak şekilde muazzam büyüklükte olmasının bir nedeni olabilir mi? Bu sorunun cevabını bugün bilimsel açıdan bilemiyoruz. Belki ileride yeni bulgulara ulaşınca, daha net cevap verebiliriz. Bu soruya vereceğimiz cevap, daha çok tahmin olacaktır. Bilimsel bir gerçeklik şeklinde olmayacaktır.

Muhtemel bir cevap şöyle olabilir. İnsanların sahip oldukları akla güvenerek, kendisini çok büyük göreceğini bilen Yüce Yaradan, trilyonlarca güneş sistemini oluşturarak, bu muazzam üst zekâ karşısında, insanı haddini bilmeye yöneltmek istemiş olabilir. Kâinatın muazzam büyüklüğüne ilaveten, muazzam bir hesap ve simetri uygulaması olduğunu gören insan, kendisinin küçüklüğünü idrak edebilecektir.

Peki, Yüce Yaradan, neden insanları yaratmaya karar vermiştir? İslâm mutasavvıfları, Allah’ın “bilinmek istediği” için insanları yarattığını söylerler. Ancak, eğer insanları yaratmasının tek amacı bilinmek olsaydı, insanlardan önce yarattığı melekler yeterli olurdu. Çünkü onlar da Yüce Yaradan’ı biliyorlardı. Hem de her isteğini derhal ve sorgulamadan yapıyorlardı.

Eğer, yaratmadaki amaç, yarattıklarının Kendisine “kulluk” etmesi olsaydı, Cinleri yaratmış olmakla yetinirdi. Onlar da “kul” konumunda idiler.

İnsanları yaratma isteğinde, muhtemelen başka sebep veya sebepler olabilir. Belki de evreni yaratmasını, insanı da yaratarak anlamlandırmak istemiş olabilir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, kâinatın sistemini, insanların yaşayacağı yeryüzünün sistemini uzun süre muhafaza edecek yapıda yaratmıştır. Tanrı, insanlara Kendi vasıflarından bazı yansımalar vererek, diğer yaratmalarını anlamlı hale getirmiştir.

Peki, insanların yaratılması, insanlar için iyi bir şey midir?

Bu soruya daha gerçekçi cevap verebilmek için, yaşamadığımız için bilemeyeceğimiz ve tarihte kalmış düşünceleri değil, bizzat kendimizin gözlemlerini irdelemeliyiz. Hemen her insan, yaşamanın güzel bir şey olduğunu düşünür. Bazı istisnai durumlar hariç, her insan daha uzun süre yaşamak ister. Hâlbuki aynı insan, birçok acılar çekmiş, sıkıntılı bir yaşam sürmüştür. Ama yine de kendisine sorulduğunda daha çok yaşamak ister. Hayatındaki bazı maddi sıkıntılara rağmen, hastalandığı zaman doktorun tedavi etmesini istemeyen insan yok denilebilir. İnsanları intihara sürükleyen sebeplerin büyük çoğunluğu, insanların birbirlerine zulmetmesi veya kendi iç dünyasında kendisinin oluşturduğu sıkıntılardır. Bir kısmı da tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmasıdır. Yoksa Tanrı’nın insana zulmetmesi söz konusu değildir. Yüce Yaradan, intihar etmeyi de yasaklamıştır. Zaten intihar olaylarının sayısı da, insanların sayısı ile karşılaştırıldığında ihmal edilebilir bir rakamdır.

Demek ki, Yüce Yaradan’ın insanları yaratması, yaratılan insanlar için güzel bir şeydir. Elbette her güzelliğin de bir bedeli olacaktır. Çünkü Tanrı, insanlara Kendi vasıflarından yansımalar verirken, aynı zamanda yeryüzünde Kendisinin halefi olma sorumluluğunu da yüklemiştir.

Einstein’ın  “evrenin var olma nedeni nedir?” sorusunu şimdi tekrar soralım. Ve yaptığı tavsiyeyi hatırlayalım:  “Hepimiz, bizlerin ve kâinatın neden var olduğu sorusuna ilişkin tartışmaya katılmalıyız. Bu sorunun cevabını bulacak olursak, bu durum insan aklının en büyük zaferi olacaktır. Çünkü o zaman Tanrı’nın aklının ne olduğunu öğrenebiliriz.”

Bizler, Tanrı’nın aklını tam bilemediğimizi belirterek bazı tahminlerde bulunduk. Fakat Yüce Yaradan’ın bize olan tavsiyelerini dikkate alırsak, en azından Tanrı’nın aklının mantığını kavrayabiliriz. Çünkü Tanrı, bizlere, Kendi özelliklerinden yansımalar verdiği için, O’nun tavsiyelerine uymamız, O’nun mantığını kavramamız anlamına gelir.

Tanrı, tavsiyelerini yaparken insanların huzur içerisinde yaşamalarını sağlamak istediğini ifade ediyor. Bazı insanların, bazı insanlara zulmetmesini istemediği için, bizleri iki ayrı ortamda yaşatacağını söylüyor. İkinci ortamdaki hayatımızda nasıl yaşayacağımızı, ilk hayatımızdaki tavrımızın belirleyeceğini net bir şekilde vurguluyor. Yeryüzü ortamındaki yaşamımızın, daha sonra nakil olacağımız ahiret ortamına göre çok kısa olduğunu haber veriyor. Asıl hayatımızın ahiret olduğunu sıkça hatırlatarak, yeryüzü hayatımızda Kendisinin gösterdiği yolda yürümemizi sağlamaya çalışıyor. İnsanlık Yüce Yaradan’ın tavsiyelerine ve O’nun yeryüzündeki halefi olma yükümlülüğüne uyduğu müddetçe huzur içerisinde yaşar. Görevlerini yapmayıp tersine davrandıkça, huzurunu kaybeder. Ahiret hayatında ise hiç huzur bulamaz.

Bu sitedeki birçok yazımızda Yüce Yaradan’ın insanlara yaptığı tavsiyeleri irdelemeye çalıştık. Bu tavsiyelerin bazıları için, nefsani isteklerimize uymuyor diyebiliriz. Ama hiçbirisi için, bu bizim mantığımıza uymuyor diyemeyiz. Mantıklı bir şekilde düşündüğümüzde, Yüce Yaradan’ın mantığının bizim mantığımızla uyuştuğunu gözlüyoruz. O’nun yasakladığı şeylerin, bizlerin zararımıza olduğu için yasaklandığını anlıyoruz. O’nun sevmediği davranışların, bizlerin de, bize yapılmasını istemediğimiz davranışlar olduğunu fark ediyoruz. O’nun bizden uymamızı istediği kuralların, insanlığın huzuru için çok gerekli olduğunu yaşadıkça anlıyoruz. Bizler de çocuk sahibi oldukça, Tanrı’nın kullarına bakışıyla, bizim çocuklarımıza bakışımızın benzerliğini gözlemliyoruz. Daha önce kimsenin başaramadığı yepyeni bir eser oluşturduğumuzda, herkesin bizi yüceltmesini beklerken, kâinatı yoktan var eden Tanrı’nın, Kendisinin yüceliğini kabul etmemizi istemesini daha iyi anlıyoruz.

Demek ki, nefsimizin isteklerine değil, mantığımıza ve vicdanımıza uyduğumuzda, Tanrı’nın mantığı ve vicdanıyla, bizimkinin benzer yapıda olduğunu, net bir şekilde kavrayabiliriz. Ama yine de, bütün gerçeği biz bilemeyiz. Gerçeğin tamamını, sadece fiili gerçekleştiren olarak Yüce Yaradan bilir.

Allah’ım, bize verdiğin ilim ve hikmeti artır.

Bu yazı KUR'AN ÜZERİNE kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir