AKLIMIZA TAKILAN SORULAR

AKLIMIZA TAKILAN SORULAR

 

Bilimin henüz cevaplayamadığı bazı soruları kendimize sorarak, cevaplarını nerede aramamız gerektiğini araştıralım.

Canlı olmak ne demektir?

Canlı bir varlık, cansız bir varlıktan nasıl ortaya çıkmaktadır?

(Kurutulmuş sebze tohumları, kurumuş ekin taneleri, meyve çekirdekleri gibi cansızlardan, canlı bir varlık nasıl oluşuyor?)

Canlı bir varlık, içsel hedeflere ve niyetlere nasıl sahip oluyor?

İçsel hedefleri yokmuş gibi görülen hayvanlar bile, daha doğar doğmaz, neleri yiyip neleri yemeyeceklerini, hangi hayvanların dost, hangilerinin düşman olduklarını nasıl bilebilmektedir?

Yediğimiz sıradan bir yumurta, canlı bir civciv haline nasıl dönüşebiliyor?

İdrar yollarıyla atılan yapışkan bir sıvının gözle görülmesi mümkün olmayan zerresinden, canlı bir çocuk nasıl oluşmaktadır?

Üreme kabiliyeti olmayan ilk yaşam biçimlerinden, üreme kabiliyeti olan yaşam biçimleri nasıl doğmaktadır?

Eğer yaşamın üreme kabiliyeti olmasaydı, farklı türlerin ortaya çıkması nasıl mümkün olurdu?

DNA ve RNA’daki kodlar, nasıl oluşmaktadır?

Canlılardaki bu kodlar neden vardır?

Gözle görülmesi mümkün olmayan bir hücre, kendi başına, bilgi depolama, işleme ve kopyalama sistemi olarak nasıl görev yapabilmektedir?

Hücredeki bu bilgilerin kaynağı nedir?

Bilgi işleme mekanizması nasıl var olmuştur?

Biyologlar, neden asıl sorularla ilgilenmeyip, kimyasalların etkileşimiyle ilgilenmektedir?

Biyologların cevaplaması gereken bir sorunun, “bir şey, nasıl belirli bir amaca yönelik olabilir” şeklinde olması gerekmez midir?

Biyologların cevaplaması gereken bir diğer soru, “bir madde, sembol işleme yoluyla nasıl yönetilebilir” olmalı değil midir?

Yaşamın varlığının temeli olan genetik bir mekanizma, zaman içerisinde, değişebilmeyi, mevcut bilgisini depolayıp çoğaltarak iletebilmeyi nasıl yapmaktadır?

Maddi bir evren, nasıl oluyor da birbirine bağlı olağandışı özelliklerle yaşamı destekleyen bir yapıya sahip oluyor?

Yaşam nasıl oluyor da, anlama ve yaratabilme kabiliyeti olan insan dediğimiz bir varlığı oluşturabiliyor?

İnsandaki akıl nasıl var olabiliyor?

İnsan yaşamında, bağımsız olarak hareket edebilme becerisi nasıl var olabiliyor?

İnsandaki, farkında olma kabiliyeti olan bilinç nasıl oluşabiliyor?

İnsandaki, anlamlı simgeleri ifade edebilme ve anlayabilme yeteneği olan kavramsal düşünme nasıl oluşabiliyor?

Birbirine düşman iki insan, nasıl birbirine âşık olabiliyor?

Birbirini öldürmek için çabalayan iki insan, bir anda, nasıl, kalplerinde birbirlerine karşı sevgi besleyebiliyorlar?

Birbirine düşman insanlar, kalpleri birbirine ısınınca, aynı amaç için birlikte içten gelen bir anlayışla, nasıl ölümüne mücadele edebiliyorlar?

Milyonlarca samanyolu sistemi barındıran büyüklükte karmaşık ve maddi bir evren, nasıl var olabiliyor?

Sınırlı veya sonsuz zaman içerisindeki kâinat, sebepsiz yere nasıl var olabiliyor?

Kâinatın sebepsiz yere var olması ihtimalinden bahsedilebilir mi?

Tanrı’nın sebepsiz yere var olması ihtimali ile evrenin nedensiz yere var olması ihtimalini birlikte düşünürsek, nasıl bir sonuca ulaşırız?

İnsanın kafasında beliren bir düşüncenin, sinirsel bir etkileşim olduğunu iddia etmek inandırıcı olabilir mi?

Ateistler, “Tanrı’yı kim yaratmıştır” sorusunu sormaktadır. Hâlbuki ebediyen var olan böyle bir “ondan önce mutlaka var olan bir şey olmalı” gerçekliği asla meydana gelmemiştir. Bu sebeple bir seçim yapmak gerekir. Tanrı veya evrenden hangisinin baştan beri var olduğuna karar verilmelidir. Çünkü biri en başından beri vardı.

Eğer seçimimizi “en başından beri evren vardı” şeklinde yaptıysak, böylesine muazzam ve simetrik bir hesap sistemine sahip olan bir evrenin, en başından beri var olmasının ve kurallarda hiçbir değişiklik olmadan milyarlarca yıldır varlığının devam etmesini nasıl açıklayacağız?

Hâlbuki Tanrı’nın, baştan beri olan ebedi varlığının, bizim görebileceğimiz kendi iç mantığı vardır. Nitekim evrendeki akılcılık, ancak en temel akılcılıkla temellendirilerek açıklanabilir. Nitekim bilimin günümüzde ulaştığı bulgular, doğadaki olağanüstü matematik düzen, genetik ve nöronal kodlar gibi olağanüstü akılcılığın, temel ve her şeyi kaplayan yapısını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, böyle bir akılcı yaratılışın, çok daha akılcı bir yaratan ile ilişkilendirilmesi, evrenin kendiliğinden oluştuğu iddiasına göre çok daha mantıklı değil midir?

Doğal seçilimden bahsetmek, doğada olup bitenin bir uyumu, yani bir mantığı olduğunu ve bu mantığı anlayabilecek akla sahip olduğumuzu varsaymak değil midir?

Eğer, kâinatı Tanrı yaratmışsa, O’nun yarattıklarını sürekli denetim altında tutması mantıklı değil midir? Bu mantığa göre Tanrı, insanları başıboş bırakmadığı gibi, evreni de başıboş bırakmamış olabilir. Evrenin başıboş bırakılmadığını, yani Evrenin, kökü Tanrı’nın aklında bulunan akılcılığını ve anlaşılabilirliğini gösteren şey, bilim insanlarına göre, doğa kanunları değil, simetridir. Simetri, bir nesne ya da sistemin, bir şekil değiştirme karşısındaki değişmezliğidir. Evrendeki bu simetri, evrenin sürekli denetim altında tutulduğunun bir göstergesi değil midir?

Antony Zee’nin düşüncesi olan; “bize rehberlik eden simetri olmasaydı, modern fiziğin başlaması mümkün olmazdı” ifadesinin geçerli olduğunu düşünüyor musunuz?

Eğer düşünüyorsanız, muazzam büyüklükteki evrendeki bu simetri, kendiliğinden nasıl oluşmuştur ve hiç bozulmadan milyarlarca yıldır nasıl devam etmektedir?

Fizikçi Gerald Schroeder’e göre; “bir kum yığınının temel fiziksel bileşenleriyle, bir dâhinin beynindekiler arasında aslında bir fark yoktur” ifadesi sizce de geçerli midir?

Eğer geçerli ise, maddenin bazı parçalarının, maddeye hiç benzemeyen yeni bir gerçeklik yaratabileceğini düşünmek boş bir inanç değil midir?

Bu durumda sübjektif bilincin kaynağı nedir? Bilinç ve bilinçaltının varlığı nasıl açıklanabilir?

Bizler insanlar olarak, bir saniye bile çaba sarf etmeden, nesneleri soyut biçimde düşünürüz. Onları ayırt ederiz. Nesneleri birleştiririz. Hayatımız bir anda film şeridi gibi aklımızdan geçer. Aklımızdan geçenler sadece sözler değildir, hatırladığımız her şey görsel olarak da geçer. Bizler, bir işi yaparken, aynı zamanda kısa sürede bir sürü planlar yaparız. Düşünceler zihnimizden şimşek gibi geçer. Bizlerin bu düşünme işlemimizin madde ile fiziksel bir bağı olduğunu, elektrik akımları olduğunu söylemek saçmalık olmaz mı?

Bizlerdeki “anlama” işlemini hangi organımız ve nasıl gerçekleştiriyor?

Beynimizin anlama kabiliyeti var mı?

Beynimizin anlama kabiliyeti varsa, anlamamıza ve plan yapmamıza yardımcı olurken, bunu bazı sinir hücrelerinin hareketiyle mi yapıyor?

Günümüzde insanlığın ulaştığı en güçlü bilgisayarlar olan süper bilgisayarlar, kendilerine verilen programlı işleri yapmaktan başka bir iş yapabiliyorlar mı?

Süper bilgisayarlar, yaptıkları işin farkındalar mı? Yaptıklarının şuurundalar mı? Yaptıklarını anlayabiliyorlar mı? Yaptıkları işin sonucunu yorumlayabiliyorlar mı? Yaptığı işlemin amacını bilebilirler mi?

Bilgisayarlarda müzik çalarız. Bilgisayarlar, kendilerinde çalınan müzikten zevk almak veya beğenmemek gibi, kendiliğinden bazı kararlar verebilirler mi?

Bir sivrisinek bile, kendi hayatını koruma ve neslini idame ettirme çabası gösterirken, süper bilgisayarların böyle bir özelliklerinin olması ihtimali var mı?

Bilindiği gibi, her insan farklıdır. Her insanın düşünmesi, algılaması, anlaması, niyet etmesi, iletişim kurması gibi davranışları birbirinden farklıdır. Yani her insan, farklı benliğe sahiptir. Peki, bu benliğimiz, yani biz, vücudumuzun neresindeyiz?

Vücudumuzdaki bütün hücreler değişirken, biz yani benliğimiz aynı kalıyorsa, benliğimizin fiziksel bir olgu olduğu söylenebilir mi?

Sinir hücrelerimiz bizim benliğimizi belirler mi?

Eğer sinir hücreleri belirlerse, sinir hücrelerimiz değiştikçe, benliğimiz niçin değişmez?

Bütün bu sorulara cevap veremeyince, benliğimizin olmadığını iddia etmemiz çok daha saçma olmaz mı?

Benliğimizin olmadığını iddia ettiğimizde,  bu duruma karar veren ve bütün bu soruları soran kim veya ne?

Bir insan kendi benliğini analiz edebilir mi?

Benliğimizi fizik veya kimya ile açıklayabilmemiz, bırakalım açıklamayı, tanımlamamız mümkün mü?

Fizik ve kimya, benliğimizi tanımlayamadığı halde, benliğimiz nasıl oluyor da, fizik, kimya ve biyolojiyi anlıyor, öğreniyor ve bilgilerini nasıl geliştiriyor?

Yaşam, bilinç, düşünme ve benlik fiziksel değil de, fizik ötesi ise, fizik ötesi nasıl oluşmaktadır?

Fizik ötesini oluşturmak için, yine fizik ötesi bir kaynağa ihtiyacımız olmaz mı?

Madde yani nesneler, kavramlar ve algılar oluşturabilir mi?

Sorduğumuz bütün bu sorulara, bütün insanlar olarak birlikte düşündüğümüz halde, sahip olduğumuz akıllar ile cevap bulamıyorsak, bu soruları cevaplayacak olan şeyin, muazzam bir üst akla sahip olması gerekmez mi?

Sadece sorduğumuz soruları değil, sorduğumuz sorulardaki oluşumları, örneğin, cansızdan canlı oluşturmayı başarabilen şeyin, çok daha muazzam bir üst akıl olması gerekmez mi?

Oluşturduğu bir hücreye, yani mikroskopla bile zor görülen bir canlıya, bilgi işleme, depolama ve kopyalama işlemini hiç aksatmadan yaptıran şeyin, çok daha fazla muazzam bir akıl olması gerekmez mi?

Bu yazı YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir