EĞİTİM (ÖĞRETİM) İLE SİYASETÇİLER ARASINDAKİ BAĞ ÜZERİNE

EĞİTİM (ÖĞRETİM) İLE SİYASETÇİLER ARASINDAKİ BAĞ ÜZERİNE

 

Bir ülkedeki eğitimin kalitesinin düşük olmasının o devletin zararına olduğunu, konuyla bağlantılı olarak yazdığımız makalelerimizde, rakamlarla göstermeye çalıştık. Peki, devletler, kalitesiz eğitimden zarar görmelerine rağmen, acaba, sadece maddi imkânları yetersiz olduğu için mi öğretimin kalitesini yükseltme çalışmalarını ciddiyetle yapamazlar. Elbette, maddi gücün önemi vardır. Ancak, maddeten yeterli gücü olmayan nice devletler, eğitime verdikleri öncelik ve önem sayesinde, ülkelerinin kaderini değiştirmeye başlamışlardır.

Demek ki, maddi gücün etkisinden daha önemlisi, eğitimin önemini kavrayan ve kalitesini artırmayı hedefleyen zihniyet değişikliğidir. Konuya bu açıdan bakılınca, bir ülkedeki eğitimin kalitesi düşük ise, o devletin yöneticilerinin zihniyetleri, ülkenin değil, kendi menfaatlerinin peşinde demektir.

Liseyi bitirmiş vasat bir seçmeni düşünelim. Eğer, kaliteli bir eğitim almışsa, siyasetçilerin söylemlerinin mantık hatalarını görebilecektir. Dolayısıyla, bazı yalanları fark edeceklerinden onlara itibar etmeyecektir. Bu sebeple, kendi çıkarı peşinde koşan siyasetçiler, az veya kalitesiz eğitim görmüş ve düşünme kabiliyeti yetersiz olan insanları tercih edeceklerdir.

Bu tercihlerinin sebeplerini, çoğu ülkenin siyasetçilerinin bazı söylemlerinden anlayabiliriz. Birbirine benzeyen bu söylemlerin bazıları şunlardır: “kandırıldım”, “şaka yaptım”, “söylediklerime değil, gözlerime bakın”, “gözlerime bakın, ne dediğimi anlarsınız”, “dün dündür, bugün de bugün”, veya siyasetçinin yaptığını yanlış bulan mahkeme ve diğer kurumlar hakkında “sözde hâkim”, “sözde …” gibi tanımlar ülkelerin çoğundaki insanlara tanıdık gelebilir.

Eğer, okuryazar oranı %70’in üzerinde olan bir ülkenin siyasetçisi, böyle sözler sarfetmesine rağmen, görevinde devam ediyor ve oy oranında ciddi bir düşüş olmuyorsa, o devletin eğitim sisteminde ciddi bir sorun var demektir.

Ülkelerin çoğunluğundaki eğitim, yapboz tahtası gibi, deneme yanılma yöntemiyle kurgulanmaktadır. Dolayısıyla eğitim sistemleri çok bozuktur. Öyle ki, uyguladıkları bu eğitim sistemini onlara bir başka ülke dayatmış olsa, düşman devlet olarak addedilmeyi gerektirir. Yani ülkelerin çoğu, uyguladıkları eğitim sistemiyle kendi kendilerine yaptıkları kötülük, düşmanlarının onlara yapabileceğinden daha fazladır.

Maddeten kalkınmış ülkelerden ABD’deki eğitim sistemi, yukarıda bahsettiğimiz bozuk sisteme benzemektedir. Ancak ABD, zararını azaltmak için, üniversite eğitimine daha çok yatırım yapmaktadır. Böylece, ülkelerine dışarıdan gelecek beyinleri cezbetmeye çalışmaktadırlar. Dışarıdan gelenler, eğitim sistemindeki bozukluğun zararını azaltmaktadır.

Eğer bir devlet, eğitiminde güzel bir sistem kuramamış ise, o ülkenin maddeten güçlü olması da, okuryazar kesimdeki kalitenin düşük olmasını engellemiyor. Kişi başına düşen milli gelirin yüksek olduğu ülkelerin bazılarında ve çoğu devlette, okuryazarların üçte biri, bir mektup zarfının üzerini doğru yazamamaktadır. Üniversite mezunları da dâhil, okuryazar insanların en az yarısı, düzgün bir şekilde dilekçe yazamamaktadır.

Ortaokul mezunu olmuş insanların içerisinde, dünya haritası üzerinde kendi ülkelerinin yerini kolayca gösterebilenlerin sayısı, çoğu ülke için, hayal kırıklığıdır.

Ortaokul mezunu insanların ne kadarı, bir yiyecek maddesinin üzerindeki ikaz yazısını anlayabilmektedir? Bu uyarı yazısını anlayabilenlerin ne kadarı, bir ilacın kullanım kılavuzunu anlayabilmektedir?

Üniversite mezunlarının yüzde kaçı, büyük marketlerden aldıkları bir eşyanın kurulum kılavuzundaki anlatılanları kavrayarak, aldıkları eşyayı kendi başına kurabilir? Üniversite mezunlarının ne kadarı, evindeki basit tamiratları yapabilir?

Hâlbuki çocukların kapasitelerine bakıldığında, daha farklı bir durumla karşılaşmaktayız. Çocuklar, küçükken daha zekiler ve kavrayışları daha fazladır. Fakat maalesef, bu çocuklar eğitildikçe, okulda sınıf atladıkça, çok azı hariç, anlayışları ve kabiliyetleri ilerlememektedir.

Okullarda verilen eğitim seviyeleri düşük olunca, şirketler de ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bazıları, üniversiteden yeni mezun olmuş kişileri veya lise mezunlarını işe almak istemiyorlar. Bazı şirketler ise, işe aldıkları şahıslara, kendileri ayrıca eğitim vermek zorunda kalıyorlar. Çünkü işe almak için yaptıkları imtihanda, şirketin ihtiyacı olan beceriye sahip kişi sayısı çok yetersiz kalıyor. Şirketlerin imtihanda istedikleri hususlar, teknik ayrıntılar değil, basit hayat bilgisi olmasına rağmen böyle bir durumla karşılaşılmaktadır. Şirketlerin, işe aldıkları insanları eğitim için harcadıkları ek paralar, maliyetleri artırmaktadır.

Ülkelerin çoğundaki eğitimin hali maalesef olması gerekenden çok uzaktır. Bu durumun müsebbibi, sadece siyasiler değildir. Milli eğitim bakanlıklarının bürokratları, öğretmenler ve öğretmen sendikaları da sorumludur. Öğretmenleri yetiştiren üniversitelerin yetkilileri ve öğretim üyeleri de sorumludur. Öğrencilerin okudukları mekteplerdeki veliler ve kurullar da sorumludur. Anneler ve babalar ile birlikte, onların bilgilerini artırma yönünde gayret etmeyen medya gurubunun yetkilileri de sorumludur. Bilhassa televizyonda aileler ve çocukları için zararlı konuları işleyenler de sorumludur. Çocuklarla ilgili televizyon kanallarının yapımcıları ve yetkilileri de sorumludur. Bilhassa dememizin bir nedeni, çocukların, televizyon ve bilgisayarlarındaki çocuk programları karşısında geçirdikleri vaktin, okulda geçirdiklerine yakın olmasıdır.

Çocuklarının geleceklerini ve ruhi yapılarını düşünmeden boşanan ebeveynler de sorumludur. Parçalanan ailelerde, çocukların yükü, genelde, annelerin üzerine kalmaktadır. Annelerin bu yükü tek başlarına kaldırmaları mümkün değildir. Parçalanmış aileler, eğitimin kalitesi üzerinde olumsuz tesir yapmaktadır.

Bilhassa parçalanmış aileler ve bilinçsiz aileler, çocuklarını eğitmek için uğraş veremiyorlar. Kendilerine daha kolay geldiği için veya ayrılmış eşler çocuk üzerinde daha etkin olmak amacıyla, çocuklarının AVM’lerdeki eğlence ve alışveriş yerlerine götürüyorlar.

Anlaşılan o ki, kötü eğitim, toplumun çoğunluğunun sorumsuzca davranmasının bir sonucudur. Eğer ciddi bir neşter vurulmazsa, sorun, tavuk-yumurta misali kısır bir döngüye dönüşür. Toplum mu bizi kötü eğitiyor, yoksa geçmişte kötü eğitilmiş insanlar mı toplumu inşa ediyor tartışması bitmez.

Eğitimin bu makalede ele aldığımız tarafı, hayat mücadelesi için gerekli olan beceri ve bilgilerin öğretilmesi, menfaati peşinde koşan siyasiler tarafından kandırılmaması ile ilgilidir. Eğitimin diğer alanlarında başarısız olunduğu gibi, bu hususta da maalesef, dünya genelinde başarısız durumdayız. Sorunun çözümüne başlamak için menfaatini değil, ülkesini ve insanlığı düşünen önderlerin harekete geçmesi şarttır. Eğer, eğitim meselesinin çözümü, siyasilere veya günlük geçimi peşinde koşan insanlara bırakılırsa, hiçbir sonuç alamayız, kısır döngüden çıkamayız.

Bu yazı Gençlik kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir