CARİ AÇIĞIN SEBEP VE SONUÇLARI

CARİ AÇIĞIN SEBEP VE SONUÇLARI

 

Cari dengenin sağlanabilmesi dış ticaret, hizmetler, yatırım gelirleri ve cari transferlerdeki dengeye bağlıdır. Ödemeler dengesi, bütün bunların dengesinin toplamından oluşur. Cari açık ise, genel anlamda, bir şahsın veya devletin, ürettiğinden çok harcamasıyla oluşur.

Ülkeler için cari açığın genel göstergesi, ihracatından çok ithalat yapmasıdır. Bu durumda ülkeler kayba uğrarlar. Fertler ve aileler için de aynı durum geçerlidir. Bir aile, üretip sattığından daha çok şey satın alırsa, bütçesi açık verir. Bu açığı kapatmak için, ya daha çok çalışıp üretimini artırması veya borç alması gerekir.

Devletlerin de vaziyetleri aynıdır. Devletler bu kaybı azaltmak için, birkaç yöntem uygularlar. Bunlardan biri, turizm konusudur. Turistleri ülkelerine çekmeye çalışırlar. Turistlere yapılan satışları, yani bir turistin o ülkede harcadığı paraları, ihracat olarak değerlendirirler.

Ülkelerin cari açıklarını azaltan bir başka unsur, o devletin iş adamlarının yurt dışında yaptıkları işlerden, ülkelerine getirecekleri para transferleridir. İş insanlarının getirecekleri bu paralar da, yurt dışına yapılmış ihracat gibi değerlendirilir. Ayrıca hizmetler sektörünün yurt dışındaki çalışmaları da, ihracat gibi görülür. Bütün bunlar ülkenin cari açığını, yani kaybını azaltır.

Devletler, bütün bu gayretlerine rağmen, cari açığı düşüremeyebilirler. Bu durumda önlerinde bir seçenek kalır. Paralarının değerlerini düşürürlerse, ihracatları artar. Buna karşılık ithalatları mecburen azalır. Dolayısıyla cari açık azalır.

Eğer bir ülkede cari açık, uzun yıllar devamlılık arzederse, ülkenin kaybı önlenemez hale gelir. Ülke, varlıklarını kaybetmeye başlar. Bu kayıp hem özel sektörde olur, hem de devletin varlıklarında gerçekleşir.

Özel sektörde, öncelikle sanayi şirketleri yabancılara satılmaya başlar. Sonra diğer alanlardaki şirketlerin hisseleri de yabancılara geçmeye devam eder. Daha sonra konutlar ve araziler de, yabancılara satılmaya başlar. Hattâ yabancıya satabilmek için, özel teşvikler verirler. Bu teşviklerin içerisinde vergi desteği gibi maddi unsurların yanında, vatandaşlık hakkı gibi manevi destekler de olabilir.

Sermaye payları giderek el değiştirir. Cari açık devam ettikçe, bu el değiştirmeler, ülkenin en ihtiyacı olan alanları da kapsamaya başlar. İletişim alanındaki firmalar yabancılara devredilir. Bankalar hisselerini, yabancılara satabilmek için gayret sarf ederler. Bununla da kalınmaz. Araştırma laboratuvarları da el değiştirmeye başlar. Varsa ilaç firmaları da bu değişimden nasibini alırlar. Cari açık devam ettikçe, artık hemen her alandaki şirketler, hisselerinin bir kısmını veya tamamını yabancılara devretmek zorunda kalırlar. Ancak, hisseleri el değiştiren şirketlerin büyük çoğunluğunun isimleri aynen kalır. Dolayısıyla halk, yabancılara satışları anlayamaz. O şirketlerin ürünlerini ve hizmetlerini, sanki eski yerli firma imiş gibi, satın almayı sürdürür.

Cari açığı kapatamayan ülkelerde, ilk önce devletin varlıkları yabancılara satılmaya başlar. Devletin sahip olduğu ve ticari yönü olan kuruluşlar ile fabrikalar el değiştirmede başı çekerler. Bunlar yetmedikçe, gemi limanları, havayolları limanları, karayolları, demiryolları gibi asli varlıklar da yabancıların eline geçmeye başlar. Hattâ bu alanlarda çalışan kuruluşları veya firmaları varsa, onlar da el değiştirir.

Cari açık sürdükçe, devletin bankaları, madenleri ve tabii kaynakları da yabancılara satılmaya başlar. Cari açık uzun süre devam ederse, yabancılar, devletin asli görevi olan alanlara da el atarlar. Eğitim ve sağlık işlerine de girerler. Halkın eğitimini ülkesine hizmet edecek şekilde sağlaması gereken okullar, yabancıların eline geçer. Vatandaşlarından hasta olanların şifa aradıkları hastaneleri de yabancılar işletmeye başlarlar. Yabancılara satıştan, savunma sanayinde üretim yapan devlet kurumları da nasibini alırlar.

Uluslar aşırı firmaların, son dönemlerde hızla çoğalmalarının ve kazançlarını katlamalarının en önemli sebebi, ülkelerin verdikleri cari açığın uzun süre devam etmesidir.

Peki, ülkeler neden verdikleri cari açığı uzun süre önleyemezler? Devletlerin cari açık vermelerinin bir sebebi, GSYİH’larının içerisinde hizmetler sektörünün payının, azalacağına artmasıdır. Hizmetler sektörünün doğası gereği, ihracat imkânı, sanayi ve imalat sektörüne göre daha azdır. Çünkü bilhassa kalkınma mücadelesi veren ülkelerdeki hizmetler sektörü; hazır yemek, toplu taşımacılık, çevre düzenlemesi, peysaj mimarisi, binaların temizliği gibi alanları kapsamaktadır. Bu tür hizmetlerin ihracat kabiliyeti, yok denecek kadar azdır.

Maddeten kalkınmış ülkelerdeki hizmet sektörünün yapısı, daha fakirlere göre biraz farklıdır. Teknik veya diğer müşavirlikler, hukuk hizmetleri, patent hakları, banka komisyonları gibi hizmet alanları da vardır. Ancak bunların yurt dışına açılabilmeleri ihtimali, hazır yemek gibi hizmetlere göre daha fazla olmasına rağmen, kazancı azdır. Belki yurt dışına açılan bu hizmetler, yurt içindeki sahiplerine daha çok kazanç sağlayabilir. Fakat yurt dışından ülkeye getirebilecekleri gelir, sanayi ve imalat sektörüne göre, çok azdır.

Bir devlette, hizmet sektörü gelişip imalat sanayi gerilemeye başladığı zaman, o ülkedeki araştırma ve geliştirme faaliyetleri de azalır. Eskiden kurulmuş olanlar da, yabancıların eline geçmeye başlar. Böylece ülkedeki, katma değeri yüksek imalat alanları yabancıların, katma değeri düşük imalat alanları ise, yerli firmaların olur.

Bütün bu gelişmeler, içinden çıkılamayacak bir kısır döngü oluşturur. Ülke her yıl cari açık vermeyi sürdürür. Çünkü artık, o ülkenin sermaye kârları, sürekli olarak yurt dışına aktarılmaktadır.

Devamlı cari açık veren devletlerin yöneticileri, bu durumu düzeltebilmek için, ekonomik bir tedbir alamadıklarını görürler. Ancak halkı kandırabilmek için, “yerli malı kullan” kampanyaları düzenlemeye başlarlar. Hâlbuki yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, hangi ürünün yerli malı, hangisinin yabancı olduğu birbirine karışmıştır.  Çünkü yabancılar tarafından satın alınan şirketin ismi, çoğunlukla, değişmemiştir. Dolayısıyla, ülkeyi yöneten siyasilerin halktan kullanmalarını istedikleri yerli malları, aslında yabancılara para aktarımına sebep olacaktır. Bu ortam, tarım ürünleri için de geçerlidir.

Zaten bu gerçekler, halkın bir kısmı için de anlaşılmaya başlandığı için, son yıllarda “yerli malı kullan” kampanyaları azaldı. Bu kampanyalar yerine, mağaza isimlerinde “yerli dil kullan” kampanyaları başladı. Fakat son dönemlerde çoğu ülkenin halkının, kendi memleketinin ürünlerine güveni azalmıştır. Bu nedenle halkın, yabancı markalara talebi artmıştır. Dolayısıyla, yerli markalar ve mağazalar da, yabancı isim kullanmak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Bunun sonucu olarak, son yıllarda başlayan “yerli isim kullan” kampanyaları da bir işe yaramamaktadır.

Demek ki, cari açık vermeyi tehlike olarak görmeyerek tedbir almaya kalkışmayan devletlerin, ekonomilerini toparlamaları ihtimali, her yıl azalmaktadır. Ekonomilerini kendi ayakları üzerinde durduramayan devletlerin, özgürce hareket etmeleri düşünülemez.

Uzun yıllardır cari açık veren ülkeleri bekleyen bir başka sorun daha vardır. Yerli diye bilinen şirketleri, bankaları ile ülkenin varlıklarının çoğu yabancıların eline geçtiğinden ve yabancıların tek amacı kâr olduğundan, ekonomik sıkıntının baş gösterdiği anlarda, iktidarlar, ülke içerisinde almak istedikleri bazı ekonomik önlemleri bile uygulatamazlar. Bilhassa, dünya çapında borç bulmanın zorlaştığı, turizmin gerilediği ortamlarda, cari açıklar çok daha tehlikeli hale gelirler.

Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir