DİNDE TEBLİĞ VE MİSYONERLİK ANLAYIŞI

DİNDE TEBLİĞ VE MİSYONERLİK ANLAYIŞI

 

Tebliğde amaç, kendisini kurtaran dini anlayışla ilgili bildiklerini başka insanların da daha huzurlu olmaları için onlara anlatmaktır. Fakat tebliğ sadece “anlatma” değildir. Anlatan kişi, anlattıklarını kendi yaşamıyorsa, yapacağı tebliğin hiçbir faydası olmaz. Nitekim peygamberler anlattıkları hayatı kendileri yaşamasalardı, tebliğlerinin bir anlamı kalır mıydı?

Tebliğ, sadece anlatmaktır. Kendisine yeni fikirler tebliğ edilen kişinin, öğrendiklerine paralel olarak değişmesi veya gelişmesi, o şahsın kendi bileceği iştir. Kabul ettirmek için zora başvurmak yanlıştır.

Eski Türk Dini anlayışında başkalarına tebliğ inancı yoktur. Günümüzdeki kabile dinlerinde de tebliğ anlayışı yoktur. Budizm ve Hinduizm de tebliğ anlayışı vardır.

Semavi dinlerden olan Yahudilikte tebliğ, sadece soy olarak kendi halkından olanlara tebliğ ile yükümlü olduklarını düşünmektedirler. Çünkü kendilerini          kutsal halk olarak görmektedirler. Onların anlatımlarına göre bu husus Hz. Âdem’e kadar dayanmaktadır. Eğer Hz. Âdem günah işlemeseydi, bütün insanlar İsrail (Yahudi) olacaktı. Âdem’in günahı yüzünden, insanlığın çok büyük bir kısmı, Yahudi olma            onurunu kaybetti. Dolayısıyla Yahudi olma onuru sadece küçük bir gurupla sınırlı kaldı.            Onlara göre, zaten Tanrı isteseydi, diğer insanları da Yahudi yapardı, Tanrının uğraşmadığı bir iş için onların uğraşmaları mantıksız idi.

Reformist Yahudilerin de bu konudaki bakış açıları benzer anlayıştadır. Reformist Yahudiliğin öncülerinden Moses Mendelssohn’a göre Tevrat (Torat) sadece Yahudi halkının Tevrat’ıdır. Yahudi olmayan diğer halklar, kendi dinleri veya gelenekleri ile kurtuluşa erebilirler. Yani kurtuluş, bir dinle sınırlı değildir. Bu sebeple, Yahudiliğin dışarıdan insanları kendi dinlerine kazanmaya çalışmalarına gerek yoktur.

Diğer büyük dinler olan Hıristiyanlık, Müslümanlık, Budizm ve hattâ Hinduizmde tebliğ vardır. Hıristiyanlıktaki tebliğ anlayışı, sonradan değişmiş ve günümüzdeki misyonerlik anlayışına dönüşmüştür. Bu anlayışın dayanağı Matta İncilidir. Matta 28inci bölüm 19-20 de şöyle denilmektedir: “İmdi gidin bütün milletleri Hıristiyan (Nasrani) yapın. Onları Baba (Tanrı), Oğul (İsa) ve Kutsal Ruh ismiyle vaftiz edin. Size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin.”

Aslında bu cümleler, tebliğ ruhuyla da yorumlanabilir. Nitekim bir süre böyle yorumlanmıştır. Ancak sonradan yorumlar değişmiştir. Başka insanları kendi inançları olan Hıristiyanlığa kazanmak için her yol mubah görülmüş ve böylece misyonerlik anlayışına geçilmiştir. Misyonerler, tebliğin yanında, sahip oldukları dini düşünceyi, anlayışı ve ideolojiyi de, kendilerini görevli saydıkları inanç ve kurumlar uğrunda benimsetme misyonuna sahip insanlar haline gelmişlerdir.

Müslümanlıkta ise tebliğ ile birlikte irşat anlayışı vardır. İrşat, zaten Müslüman olanların bilgilerini ve görgülerini artırmak amacıyla yapılır. Bakara Suresi 119: “Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin.”

Bu görev anlayışı sadece peygambere yönelik değildir. Nitekim Ali İmran Suresi 104üncü ayette, sonradan gelecek nesillere de hitap edilmektedir: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.”

Ayette net olarak açıklanmasına rağmen cihat anlayışını kendilerine göre algılayanlar, zaman zaman tebliğin ötesine geçmişler ve insanları Müslüman olmaya zorlamışlardır.

Budizm’in kurucusu Buda, öğrencilerine, öğrendikleri hakikati başkalarına öğretmelerini tavsiye etmiştir. Benzer anlayışın Manicilik’te de olduğunu, Hindistan’a ve Çin’e bu amaçla düzenledikleri seyahatlerden anlıyoruz. Hinduizm’in ilk dönemleri hakkında net bir bilgi olmamasına karşın, modern yorumlarda dini öğretilerin bütün insanlara ilan edilmesine önem verildiği görülmektedir.

Bilindiği gibi Marksizm, dini afyon olarak nitelemiştir. Ama kendisini takip eden önderler, kendi ideolojilerini bir din gibi algılamışlar ve bütün insanlara tebliğ etme gereğini duymuşlardır. Sadece tebliği yeterli görmeyerek insanları zorlamışlardır.

Günümüzdeki küreselleşmiş dünyamızda, tebliğ dışında bir davranışa yer yoktur. Tebliğdeki başarı, örneklikle sağlanabilir. Çünkü hem Yüce Yaradan, hem de Buda, bizden sadece tebliğ etmemizi istemektedir.

Bu yazı Dini, Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.