BENİM ÇAĞDAŞIM OLAN NESİL ÜZERİNE

BENİM ÇAĞDAŞIM OLAN NESİL ÜZERİNE

 

Şu anda yaklaşık 74 yaşındayım. Bizim nesil diye bahsederken, benden yaklaşık on yaş büyük ve on yaş küçük gurubu anlatacağım. Aktaracağım irdelemelerim sadece Türkiye için değil, dünyamızın geneli için olacaktır.

Bilinen tarihte, gerek kültürel açıdan, gerekse teknolojik gelişmeler bakımından en hızlı değişim, bizim neslimizde yaşanmıştır. Bizler, bu hızlı değişime ayak uyduramadık. Değişimi kavrayacak vaktimiz bile olmadı. Dolayısıyla gerekli çözümlemeleri yapamadık. Kapitalizmin vahşi uygulamaları ve hızlı şehirleşme, bizim nesil içerisindeki güzel insanların da çoğunluğunu esir aldı. Çoğumuz, çocuklarımıza güzel bir örnek oluşturamadık. Atalarımızdan aldığımız insani değerleri, çocuklarımıza aktaramadık.

Bizim çocukluğumuzda, dünyanın önemli bir bölümünde, kültürün aktarımı sözlü olurdu. O dönemlerde ve öncesinde yayınlanan kitapların çoğu, sözlü olarak aktarılan kültürü tasdik eden eserlerdi. Ama kapitalizmin getirdiği kâr hırsı, kitapların yapılarını da değiştirdi. Buna ilaveten televizyon, şehirlerdeki yeni çevremiz ve mahalle baskısından kurtulmamız da etkisini gösterdi. Dolayısıyla, kültürün sözlü aktarım yöntemi, işe yaramamaya başladı.

Zorlu hayat şartları ve şehirlerdeki yan yana yaşadığımız zenginlerin çoğunun göze batan şımarık yaşam biçimleri, idealistliğimizi iyice törpüledi. Kanaatkârlığımızı yitirdik. Kısa sürede zengin olma peşine düştük. Sonuçta bizim neslin çoğu, kendilerini geliştirmek isterken, başkalaşma başladı. Bu başkalaşmamız çocuklarımıza da yansıdı.

İnsanlardaki bu başkalaşma, ilk ciddi etkisini siyaset kurumunda gösterdi. Bizim neslin siyasetçileri makamlarını sevmeye başladıkça, tek hedefleri, tekrar seçilmek oldu. Yeniden seçilebilmek için her yolu mubah görenlerin sayıları her gün arttı. Bu gelişmeler, ahlâklı ve zeki insanların siyasetten uzaklaşmalarına yol açtı. Siyaset içerisinde kalıp, ülkesine hizmet etmek isteyen ahlâklı ve bilgili insanları da, makamseverler dışladılar. Böylece siyasetçilerin ortalama ahlâk seviyeleri, halkın gerisine düştü.

Siyasetçiler kendi menfaatlerini artırabilmek için, yanlarına kendilerini destekleyecek guruplar aldılar. Önce kendi istediklerini yapacak bürokratları atadılar. Bunlar aracılığıyla, iş insanlarından kendilerine pay verenlere iş vermeye başladılar. Bu iş insanları aracılığıyla da, basın yayın işlerini ele aldılar. Gazetecilik ve muhabirliği, halkı doğru bilgilendirmek olarak görenler dışlandılar. Yerlerine iş insanının isteği doğrultusunda yazıp söyleyenleri yerleştirdiler. Sonunda siyasetçi-bürokrat-iş insanı-medya mensubu-üniversite mensubu ortaklığını oluşturdular. Siyasetçiler böyle yaparak, yıkılmaz bir menfaat birliği kurduklarını ve bu birlikteliklerini kimsenin yıkamayacağını düşünüyorlar.

Bu menfaat birlikteliği, bütün insanlığın güzel geleceğinin önündeki en büyük engeldir. Aslında bu engeli bertaraf edecek olan da, sayıları azalmış da olsa, bizim neslin fakirlik görmüş, dürüst, mücadeleye alışık ve cesur insanlarının, Yüce Yaradan’ın desteğini alacak çalışmalarıdır.

Bizim neslin yaşamı içerisinde, bozulan ve başkalaşan bir başka kurum da, aile yapısı oldu. Boşanmaların oranı her geçen gün artıyor. Evlilik dışı doğan çocukların ve halen evli olduğu erkekten değil başkasından çocuk sahibi olanların sayıları sürekli yükseliyor. Bilhassa şehirlerde, sülâle kavramı neredeyse kalmadı. Aileler, çekirdek aileye dönüştü. Çekirdek ailelerin bireylerinin bile, aynı ev içerisinde olmalarına rağmen, birbirleriyle iletişimleri yok. Herkesin ayrı bir akıllı cep telefonu, televizyonu veya bilgisayarı var. Her aile ferdi kendi dünyasında yaşıyor. Bütün bunlar manevi bir boşluk oluşturdu. Manevi boşluk; kumar, uyuşturucu, alkol, kolay para kazanma, cinsellik tutkusunu tetikledi. Bu tetiklemenin sonuçlarını, her gün televizyonlarda ve çevremizde görüyoruz.

Dünyada hiçbir devlet, felsefeleri ne olursa olsun, geleneksel aile yapısının bozulduğu ortamların getirdiği ağır maliyete katlanamaz. Bozulan aile yapısının da önemli etkisiyle, günümüzde her ülke, hem devletler olarak hem de fertler olarak, şirketlere ve bankalara borçlu durumdadır.

Diğer yandan, bizim neslin çocukluğu ve gençliği döneminde, aile yapıları dünyanın birçok yerinde, babanın hâkim olduğu aile olarak tanımlanırdı. Bizim neslin yaşamı sırasında bu tanım değişti. Çekirdek aileler artık, çocukların egemenliğinde. Babanın egemen olduğu aile yapısının bazı olumsuzlukları vardı. Bilhassa, çocuklarına karşı şuursuz ve mantıksız baskı uygulayan aile büyükleri, çocuklarının riyakâr olmalarına zemin hazırlıyordu. Şimdi ise, çocukların isteklerinin egemen olduğu ailelerde sorunlar, çok daha fazla olmaya başladı. Çocukların çoğu, cam fanus içerisinde “camekân çocuk” olarak yetiştiriliyor. Bu yetişme tarzı onları, hastalıklara ve hayat mücadelesine karşı dirençsiz yapıyor. Çocukları, asalak fertlere dönüştürüyor.

Aslında aile yapısındaki bu değişim, en çok bizim nesli ezdi. Bizim anne ve babalarımız, kendilerine ömür boyu bakmamızı beklediler. Bizlerin çoğu da, ayrı evlerde yaşamamıza rağmen, onlara bakmaya çalıştık. Ama çocuklarımızın çoğu, “madem iyi bakamayacaktınız, neden bizi dünyaya getirdiniz” anlayışındaydı. Dolayısıyla çocuklarımız, kendilerine bizim bakmamızı, hem de her isteklerini yerine getirmemizi bekliyorlardı. Sonuçta bizim neslin insanları, hem ebeveynleri hem de çocukları tarafından ezildiler.

Demek ki, gerek insan bedeninde ve gerekse toplumsal yaşamda, hem aşırı korumacılıktan ve aşırı sınırlandırmadan, hem de aşırı serbestlikten kaçınmak gerekir. Her konuda olduğu gibi, aile yapılarında da denge şarttır.

Bizim neslin yaşamı içerisinde, ailelerin çocuklarına bakışlarında bir başka değişim daha yaşandı. Bizim çocukluğumuz ve gençliğimizde, erkek evlatlar has evlatlardı. Ölünceye kadar evlatlardı. Ebeveynlerine, erkekler bakardı. Kız evlatlar ise, birçok yerde sayıya bile dâhil olmazlardı. Çünkü kızlar, evleninceye kadar evlatlardı. Bizim nesilde bu bakış açısı da değişti, tam tersine döndü. Bizim nesilde erkek evlatlar, evleninceye kadar evlat olarak görülmeye başlandı. Kız evlatlara ise, ölünceye kadar evlat olarak bakıldı. Dolayısıyla, has evlatlar, kız evlatlar oldular. Tabii ailelerdeki bu anlayış değişikliği, her aile için geçerli değildir. Her iki dönemde de, istisnalar olmuştur.

Bizim neslin çocukluk ve gençlik döneminde, insanlar üreterek kazanç sağlarlardı. Ama bizim çocuklarımızın çoğu ve bizim bir kısmımız, artık üretmeden kazanmanın peşindeyiz. Üretmeden tüketebilmek için, sanal ortamlardan para kazanmaya çalışılıyor. Sanal ekonomi, gerçek üretimin olmadığı ekonomidir. Aklın, mantığın, duyguların, duyarlığın yeri yoktur. Sanal ekonomi, insanlığın geleceği için çok tehlikeli hale gelmektedir. Böyle giderse, hem insanlar hem de devletler, hayali değer yaratıcılarının oyun alanı olmaktan ileri gidemeyeceklerdir. Bu nedenle, sanal yani hayali ekonomiyi, gerçek yani üreten ekonomiyle uzlaştırmak zorundayız.

Bizim neslin çocukluğunda, köy ve kasabalarda yaşayan insanların oranı, şehirlerde yaşayanlardan fazlaydı. Küçük yerleşim yerlerinin faydalı tarafı, “bir çocuğu, bütün köy yetiştirir” anlayışında olan insanların, hem aile içi hem de insanlar arası bağları ve duyguları güçlüydü. Şehirlerde yetişen insanların güzel tarafı ise, dolduruşa gelmeyen, araştıran ve sorgulayan yapılarıydı. Hızlı şehirleşme, hem kasaba hem de şehir hayatının güzelliklerini yok etmeye çalışıyor.

 Aslında bu durumu toparlayacak olanlar da, bizim neslin içerisinde gençliğinden gelen güzellikleri koruyabilmiş insanlardır.

Bizim neslin çocukluğu ve gençliğinde gelişmişlikten bahsedilirken, sadece maddi GSMH’DAN ve kişi başı elektrik tüketiminden örnek verilirdi. Güvenlik, huzur, güven gibi manevi bir GSMH’DAN bahsetmeye gerek görülmezdi. Ama vahşi kapitalizm anlayışıyla ekonomik kalkınmayı sağladıkça; güvenlik, huzur ve güven gibi insanlığın temel direkleri çürümeye başladı.

Dolayısıyla, gelişmişliğin göstergeleri arasında manevi GSMH’DAN bahsetmek ihtiyacı doğdu. Bundan sonra artık hedef, maddi kalkınma ve manevi gelişmenin birlikte yürümesi olmalıdır. Bunun da mücadelesini verebilecek olanlar, bizim neslin güvenilir insanları olacaktır.

Bizim neslin insanları, önce komünizmin dünyaya yayılma hevesinin etkisinde kaldılar. Bunlara karşı çıkan her ülkenin milliyetçileri de, onlara karşı mücadele başlattılar. Birbirleriyle mücadele eden her iki tarafın, bazı ortak yönleri vardı. Birincisi, fikirleri bırakıp, insanları militarizme yönlendirmeleridir. İkinci ortak yönleri, ülkelerindeki üretimi artırmayı tartışmayıp, bölüşmeyi tartışmalarıdır. Üçüncü ortak yönleri, sorunları, ülkelerinin varlıklarını ve insanlarının yapısını derinlemesine irdelemeyip, sığ düşünmeleri ve alternatif ciddi fikirler ortaya koyamamalarıdır. Dolayısıyla, her iki taraf da, ülkelerine faydalı olamamışlardır.

Bütün bunlara rağmen, insanlığı toparlayacak ve yeni nesillerin de geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak olanlar, bizim neslin, dünyanın her yerindeki dürüst, üretken ve mücadele gücü yüksek insanları ve onların hem biyolojik hem de manevi çocukları olacaktır.

Çünkü asıl olan, teknolojideki yenileşmelerin giderek daha da hızlanması değildir. Asıl olan, teknolojinin insana hizmet etmesine vesile olacak insanlık anlayışındaki iyileşmedir.

Allah’ın, insanlığın toparlanması için, bu güzel insanların çabalarına destek vereceğine ve önlerini açacağına inanıyorum.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.