TANRI KONUSUNDA BAZI SORULAR ÜZERİNE

TANRI KONUSUNDA BAZI SORULAR ÜZERİNE

 

Tanrı tahayyül edebileceğimiz bir varlık değildir. Her insanın parmak izini birbirinden farklı oluşturan bir Tanrı’nın, bizim düşünemeyeceğimiz sonsuz sayıda şekle bürünebileceği aşikârdır. Yine, Yüce Yaradan’ın yarattığı kar tanelerini incelediğimizde, benzer fikre ulaşırız. Kar tanelerinin desenleri, sahip olduğu simetrisi, tanelerin kendi içerisindeki uyumu ve birbirlerinden farklı olduğu dikkate alındığında, Tanrı’nın belli bir şekil içerisinde hayal edilemeyeceği açıktır.

İbni Arabi’ye göre, her insanın kafasındaki Tanrı mefhumu farklıdır. Tanrı, her şekle bürünebilir, ama herhangi bir şekle bürünerek bizlere görünmez. Görünecek olursa, biz Onu hep o şekliyle hatırlarız ve öyle kabul ederiz. Bu nedenle insanlar, Tanrı’yı herhangi bir somut şekilde görmek istemezler. Bu açıdan bakılınca, Hz. İsa adına anlatılan baba-oğul hikâyesine halkın kalpten inanmadığı, uydurulmuş olduğunu düşündüğü açıktır.

İnsanların büyük çoğunluğu, yaratıcı bir Tanrı’nın varlığını kabul ederler. Ama Tanrı’nın söylemleri ve uygulamaları hakkında kafalarında daima bazı sorular vardır. Biz bu soruların bazılarına, kutsal kitaplardan faydalanarak ve Yüce Yaradan’ın bize verdiği aklı kullanarak, bu sitede cevaplar bulmaya çalıştık. Bu makalemizde şimdiye kadar ele almadığımız bazı soruları ve fikirleri irdelemeye çalışacağız.

Soru: Tanrı, Kendi yarattığını nasıl yargılayabilir? Yarattığına nasıl kötü diyebilir?

Tanrı’nın yargıladıkları kimler diye bakalım. Yarattıklarından cansızları, bitkileri ve hayvanları yargılamıyor. Bu konuda bu sitede yayınladığımız “İslâm Mutasavvıflarında Evrimleşme Konusu Üzerine 2” başlıklı makalemizde bilgi aktardık. O makaledeki bir paragrafımız aynen şöyledir:

“Diğer yandan, Yüce Yaradan’ın, Kendisinin yarattığı hayvanları, maymunları ve domuzları bu şekilde kötülemesi düşünülebilir mi? Kendi yarattığı insanı bile eleştirirken, “insan çok zalim ve çok cahil” gibi açıklayıcı bir şekilde ve verdiği özgürlüğü yanlış kullandıkları için, beğenmediği özelliklerini bahseder (Ahzab Suresi 33/72). Tek olan Tanrı, bu eleştirisine rağmen, insanı, Kendisinin yeryüzündeki halefi yapmıştır.”

Tanrı, biz insanları yargılıyor. Çünkü bize, diğer varlıklardan farklı olarak akıl, şuur ve duyguyu çok daha kesif olarak vermiş. Alet kullanma, işleri çekip çevirme, konuşma ve irade kullanma gibi özellikler vermiş. Bizi yeryüzünün halefi yapmış. Bu vasıfları vermesine rağmen, bizlere özgürlük vermiş. Bununla da yetinmemiş, bizlere sürekli yol göstermiş. Çünkü bizlerin huzur içerisinde yaşamamızı istemiş.

Şimdi düşünelim. Biz, birilerine böylesine muhteşem şeyler değil de, sadece az bir para versek bile, sonra o kişi gelip bir daha isterse, ilk parayı ne yaptığını sorgulamaz mıyız? Bizlere böylesine muhteşem özellikler veren ve sürekli yol gösteren bir Tanrı’nın, biz insanları yargılaması, toplumun bütünü düşünüldüğünde, arzu edilecek bir davranış değil midir?

Diğer bir iddia, Tanrı, “neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söylemez. Şunu yap, bunu yapma demez. Böyle yapması, insanı yasaklaması ve kısıtlaması anlamına gelir” deniliyor.

Aslında Yüce Yaradan’ın bize verdiği akıl, şuur ve duyguyu kullanarak, doğru ve yanlışı, haksızlığı kavrayabiliriz. Tanrı bize bu yazlımı vermiş. Ama insanların huzur içerisinde yaşayabilmelerine daha çok katkıda bulunmak için, bu verdiği yazılımı yeterli görmemiş. Sürekli uyarıcılar göndermiş. Fakat insanlığın haline bakınca, böyle yapmasının, bizi pek kısıtlamadığı anlaşılıyor. Biz, özgürlüğümüzü kullanarak, kendi bildiğimiz yoldan gitmişiz. Yani insanların büyük bir bölümü, kendilerini, Tanrı’nın söylemleriyle kısıtlanmış hissetmemişler. Tanrı’nın, yol gösterirken bizi kısıtladığı iddiasını, bizim kendi çocuklarımıza yaptıklarımızla karşılaştıralım. Çocuklarımıza neden yol gösterdiğimizi bir düşünelim. Acaba, onları yasaklamak ve kısıtlamak için mi, yoksa onların gelecekteki iyilikleri için mi neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatırız.

Demek ki, bir insana neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemek onu yasaklamak ve kısıtlamak değildir. Ona yol göstermektir. Kısıtlama ve yasaklama olabilmesi için, bazı zalim insanların güçsüz insanlara yaptıkları gibi, Tanrı’nın da bizleri zorlayarak, zorbalıkla uygulatması gerekir.

Bir başka düşünce şöyle: “Tanrı’nın, kendisine itaat etmeyeni cehenneme göndermesi, bize verdiği özgür iradeyle çelişir. Tanrı’yı alaycı bir konuma düşürür. İtaat etmenin olduğu bir ilişkide, Tanrı ile insan arasında nasıl gerçek bir ilişki olabilir? Tanrı’nın, böyle bir cehennemi yaratmaktan ne gibi bir amacı olabilir? Cehennem kavramı, en aşırı gaddarlığın da ötesindedir.”

Tanrı, insanların huzur içerisinde yaşamalarına katkıda bulunmak için Kendisinin söylediklerine itaat edilmesini istiyor. Ama gösterdiği yolda gitmeyenlere, diğer insanlara zalimlik yapanlara ve Kendisini tanımayarak reddedenlere, bu dünyada istediklerini tastamam veriyor. Cezalandırma işlemini ikinci uzun hayatlarında yapıyor.

Böylece, bu dünyada mağdur olmuşların, hakkı yenmişlerin hesabını soruyor. Eğer, mazlum insanlarda böyle bir inanç ve beklenti olmasaydı, onlar için dünya hiç çekilmez olurdu.

Ayrıca, zalimlik yapacakları korkutup sayılarını azaltarak, iyilik ve kötülük yapacakların sayılarını artırarak, insanların daha huzurlu yaşayacakları bir ortamın oluşmasına katkıda bulunuyor.

Tanrı, cehennemi insanları en korkutacak şekilde tanımlamasına rağmen, dünyada bu kadar çok hak yeniyor, zalimlik ve gaddarlık yapılıyor. Peki, Tanrı, cehennemi daha az korkunç anlatsaydı veya cehennemi oluşturmasaydı, bunca zalimlik azalır mıydı? Yoksa dünya çekilmez bir hale mi gelirdi? Böyle bir dünyaya doğmayı kim ister? Demek ki, cehennemin tanımının iyi bir mantığı var.

Sorulan bir başka soru şöyle. “Eğer cehennemi adalet sağlamak için yarattığına inanılıyorsa, Tanrı ile iletişim kuramamamız yeterince adalet sağlamıyor mu?”

Hâlbuki Tanrı’yla iletişim kuramamamızın adaleti sağladığı ifadesi temelsizdir. Tanrı ile iletişim kuramamak her insanın kendi suçudur. Yeryüzünde Tanrı ile iletişim kurabilmiş insanlar her zaman olmuştur. Sayıları hakkında bir fikir yürütülemez. Ama böyleleri çevremizde de hep vardır. Dolayısıyla, Tanrı ile hiçbir insanın iletişim kuramadığı ve böylece iletişimsizlik üzerinde adaleti sağladığı söylenemez.

Diğer yandan, zaten adaletsizliği yapanlar, genelde Tanrı ile iletişim kuramayanlar oluyor. Ayrıca, cennet ve cehennem gibi bir sistem olmasaydı, bu dünya hayatının anlamı olur muydu?

Bu yazı KUR'AN ÜZERİNE kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.