BİR YAŞAM BİÇİMİ OLARAK KUR’AN  

BİR YAŞAM BİÇİMİ OLARAK KUR’AN

 

Müslüman mütefekkir ve devlet adamı Aliya izzetbegoviç bu konuda şöyle diyor: “Kur’an, edebiyat değil, hayatın kendisidir. O’nu bir düşünce sisteminden ziyade, bir yaşam biçimi olarak görmeye başladığımız vakit, O’nu okumaktaki zorluk ortadan kalkar.”

Yaptığı uzun araştırmalardan ve yaşadıklarından hareketle bu fikre varan İzzetbegoviç’in bu düşüncesine katılmamak mümkün değil. Biz de, bu fikre katılmakla birlikte kendi araştırmalarımız ve yaşadıklarımızdan hareketle, şöyle bir ilave yapmak isteriz: “Kur’an’ı bir yaşam biçimi olarak görüp O’nu uygulamaya çalıştıkça, huzura ulaştığımızı farkederiz.“

Hayvanlar, gerçek hayatta yaşarlar. Onlara içgüdüleri yön verir. Bu sayede hayatta kalma mücadelesi verirler. Bu mücadele sırasında yaptıklarından vicdan azabı duymazlar. Çevrelerinde var olan şeyler, onlar için sadece o şeydir. Başka anlam yüklemezler.

İnsanlar ise, çoğunlukla, gerçek hayatta yaşamazlar. Kendi kafalarında bir hayal âlemi oluştururlar. Böylece, içinde bulundukları gerçek ve asıl hayatı bırakır, hayallerindeki dünyaya inanırlar. Bazı insanlar, güya daha fazla özgürlüğe ulaşmak için çabalarlar. Fakat bir bakarlar ki, kendilerini, hurafelerinden, yanılgılarından oluşturdukları zindanlara hapsetmişlerdir. Bu hurafeler ve yanılgılar, sadece din temelinde değildir. Din anlayışında hurafeler olduğu gibi, zenginlik, yöneticilik gibi alanlarda da hurafe üretilmektedir.

İzzetbegoviç’e göre, Yahudi tarihi, dünyadaki ekonomik gelişimin tarihidir. Bu sebeple Yahudiler, her zaman maddi ilerlemenin hamilleri olmuşlardır. Bu açıdan bakılınca Eski Ahit, aşırı gerçekçidir ve dünyevidir. Yahudi anlayışta Mesih, intikam alan, adaleti icra eden dünya hükümdarı bir kişi olarak görülmekte ve bu özelliklerinden dolayı övülmektedir.

Hıristiyanlık ise, neredeyse bu anlayışın tam zıddıdır. İzzetbegoviç, Eski Ahit’in bu aşırı gerçekçi yapısının üstesinden, Yeni Ahit’in yine aşırı derecedeki idealizminin gelebileceğinin düşünüldüğünü tahmin etmektedir. Hıristiyanların peygamberi olan Mesih İsa, acı çeken biridir. İnsanları kurtarmak için yine acı çekmeye hazırdır. Hıristiyanlığın bu idealizmi hakkında, Aziz Pavlus’un mektuplarından örnekler vermiştir. Bu sözlerin özeti niteliğinde olanı şöyledir: “Hayatı kazanmak isteyen, onu kaybetsin.”

İşte Kur’an, Yahudi ve Hıristiyanlığın, değişim sonucu, ulaştığı bu iki anlayışı birleştirerek, sentezini yapmıştır. Kur’an hem insanın kendisine, hem de insanlara hitap etmiştir. Bir taraftan, insan ruhunu yükselterek, bir insanın kendi içinde ve kendisi karşısında nasıl yaşaması gerektiği hususunda yol göstermiştir. Diğer taraftan, .dünyada ve diğer insanlar arasında nasıl yaşaması hususunda tavsiyelerde bulunmuştur.

Kur’an ayetlerinin iniş sırasına bakılınca, mistisizm olarak başlayan İslâm’ın, toplum ve devlet hayatı anlatımlarıyla devam ettiği görülür. Dolayısıyla İslâm, bu dünya hayatı ile ahiret arasında denge kurar. Bu dengeyi, beden ile ruh arasındaki birleştiriciliğiyle yapar. Bir insanın huzurlu olması, bedeninin talepleri ile ruhunun görüşleri arasında denge kurmasına bağlıdır.

Halk arasında Hz. Muhammed’e atfen söylenilen bir söz olan “yarın ölecekmiş gibi ahiret için, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışın” özdeyişi, peygamberin yaşantısına uygun düşmektedir. Bizler de bu anlayışla çalışırsak, huzur buluruz. Eğer, yarın ölecekmiş gibi sadece ahiret için çalışırsak veya hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çabalarsak, huzur bulma ihtimalimiz çok zayıftır.

Bedeninin arzuları ile ruhunun görüşleri arsında den ge kuran kişi, kendisiyle barışık olur. Kendisiyle barışık olan toplumla barışık olur. Aşırılıklardan kaçınır.

Kur’an’a göre, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmeti ortada yürüyen bir ümmettir. Böyle kurgulanmasının nedeni, bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olmaları isteğidir.

Bu sitede yayınladığımız “Yaşamın Anlamı Üzerine Düşünceler” başlıklı makalemizde kendimize bazı sorular sorarak cevabını aramıştık. Tolstoy’un da bir kısmını sorduğu sorularımızdan bazıları şöyleydi:

“Niçin yaşıyorum? Niçin arzuluyorum? Niçin çalışıyorum?”

Ve ya “Hayatımda kaçınılmaz olan ölümümle yok olmayacak bir anlam var mıdır?”

Kendisine birçok soru soran Tolstoy’un cevabını biri bize de yol gösterecek niteliktedir. Tolstoy, Ölüm korkusunu bırakıp hayatı Allah’a bağışlayınca, taş gibi yüreğin uysallaştığını, yumuşadığını ve boyun eğdiğini anlamış.

Eğer bizler, iç dünyamızda doğru yola girmeyi yani hidayeti arzularsak, Yüce Yaradan bizim destekçimiz olacağını beyan etmektedir.

Muhammed Suresi 17: “Hidayeti kabul edenlere gelince: Allah, onların muvaffakiyetlerini artırmakla ve kendilerine korunma yollarını (takvalarını) vermektedir.”

Bu yazı KUR'AN ÜZERİNE, YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir