BAŞKALARININ GÜNAHLARINI YÜKLENMEK

KUR’AN’A GÖRE BAŞKALARININ DA GÜNAHLARINDAN YÜKLENECEK OLANLAR

(Not: Bu yazı Şubat 2014 tarihinde yayınlanmıştı. Silindiğinden son paragraf eklenerek aynen yayınlıyoruz.)

Yüce Yaradan sadece aklı olanları sorumlu tutmuştur. Her insan önce kendinden sorumludur. Allah peygamberlerini bile, “siz onlara gözcü değilsiniz, sizin göreviniz tebliğdir.” diyerek onların da, kendilerinden sorumlu olduklarını açıkça belirtmiştir.

Ancak Nahl Suresi 25. Ayette şöyle der: “Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak yüklendikleri gibi, ilimsizlikleri yüzünden saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.”

Yukarıdaki ayet, Allah’ı inkâr edenler için gelmiştir. Çünkü inkârcıların ileri gelenleri kendi menfaatleri zedeleneceği için halkı yanlış yönlendirmişlerdir.

Nitekim Hz. Muhammed’in tebliğe başladığı dönemde bölgede, Allah’a inanan guruplar vardı. Bunlar Hıristiyanlar, Yahudiler ve az sayıda Hz. İbrahim’in getirdiklerini savunan Haniflerdi. O dönemlerde Tevrat ve İncil’de geleceği bildirilen peygamber de bekleniliyordu. Ayrıca İslâmiyet, bütün insanların eşitliğini, kadınların haklarının olduğunu vurguladığı için, ilim sahiplerinden başka putperest kölelerin, fakirlerin, kadınların, helal kazanç peşinde koşanların da kısa sürede ve çatışmasız Müslümanlığı kabul etmeleri ihtimali kuvvetliydi.

Fakat insanlar Müslüman olup sorgulamaya başlarlarsa, toplumun ileri gelenleri halkı kandıramayacaklar, zenginliklerini ve konumlarını koruyamayacaklardı. Bu sebeple sürekli olarak halka baskı yapmaya çalıştılar. Baskılara direnenler çoğalınca yalanlarla halkı yanlış yönlendirdiler.

Günümüzde siyasilerin ve siyasetçilerin emrindeki bürokratların yaptıklarının inkârcıların davranışlarından farkı var mı? Onların da birçoğu Müslümanları yanlış yönlendirmiyorlar mı? Kendi menfaatlerini korumak için insanlara bilerek yalan söyleyip onları başkalarının üzerine salmıyorlar mı?

Halk İslâmiyet’in hükümlerine göre hareket etse, kendilerine uygulanacak en hafif cezanın recm edilmek olduğunu bildiklerinden halka yaptıklarının tam tersini söylemiyorlar mı?

Peki, önderlerinin her söylediğine inanarak başkalarına iftira atan ve yanlış davranışlarda bulunan halkın bunun sonucunda oluşan günahları ne olacak?

Gelelim konunun bir başka boyutuna. Her türlü hak yemeyi ve hatta ihaneti yapıp, halka tam tersini söyleyerek insanları birbirine düşürenler Müslüman olarak mı ölürler?

Türklerde ilk başlarda Maturidilik anlayışı vardı. Ama sonraları giderek Eşarilik anlayışı ağır geldi ve Maturidilik neredeyse kalmadı. Maturidi, imanın kalben tasdikini yeterli görür, salih amel işlemeyi şart koşmaz. Salih amel işlemeyenlerin dinden çıkmayacaklarını, sadece günahkâr olacaklarını söyler.

Fakat Maturidi’nin döneminde (öl.944) şimdiki gibi Beytülmal’ı talan eden, devletine ve milletine ihanet ederek dış devletlerle anlaşan, bütün bunları sakladığı gibi tam tersini söyleyerek insanları yanlış yönlendirenler yoktu. Dolayısıyla Maturidi’nin bu yorumu normal insanlar içindi.

Eşarilik imanın şartı olarak kalple tasdiki yeterli görmez. Ameli olmayanın imanı olmaz der. Yapılan işler imanın ilk şekli şartıdır. İmanın kaynağı vahiydir. Vahye uymayarak tersine davranan dinden çıkar.

Maturidi’ye göre, şu an mümin olan bir Müslüman kişi ölürken kâfir olursa, küfür üzere ölmüş olur. Yani o kişinin geçmişi Müslümandır. Hâlbuki Eşari’ye göre küfür üzere ölen kişi, hiç Müslüman olmamış kabul edilir, ömür boyu ve daima kâfir yaşamış kabul edilir.

Şimdi, düşünelim. Kişi Allah’ın yapma dediklerini yapıyor. Yüce Yaradan’ın Benim huzuruma kul hakkıyla gelme ikazını duymazlıktan gelip, şahsi ikbal ve menfaati için insanların haklarını ve Beytülmal’ı yiyor. Hatta kendi menfaati uğruna yabancılarla milletinin aleyhine anlaşmalar yapıyor. Bu yaptıkları yetmezmiş gibi, halka tam tersini söyleyip onları başkalarının üzerine kışkırtıyor. Bütün bunları yapan insanın Allah’a inanıyorum demesinin nasıl bir anlamı olur?  Bu durumda hangi sıfata sahip olacaklarını, savunageldikleri Eşariliğe göre kendileri yorumlasalar acaba ne derler?

 Unutmayalım! Allah’ın rahmeti geniştir. Yeter ki, tövbe edip dönsünler, halktan özür dilesinler, cezalarına razı olsunlar ve bundan sonra salih amel işlesinler.

Meryem Suresi 60-61. Ayetler: “Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman’ın, kullarına gıyaben vaat ettiği ’Adn’ cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun vaadi kesinlikle gerçekleşir.”

Yoksa başlarına ne geleceğini Enbiya Suresi 1. Ayet anlatıyor: “İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.”

Ayet insanlara sesleniyor. Dolayısıyla başkalarının günahlarını yüklenme sorumluluğu bütün insanlar için geçerli. İster Allah’a inanan Müslüman, Hıristiyan, Musevi gibi guruplardan olsunlar, isterse Budizm ve Hinduizm gibi öğretilerin takipçisi olsunlar, ister tamamen inkârcı olsunlar, sonuç değişmez. Anlaşılan o ki, her insan, ilimsizlikleri yüzünden yolundan saptırdıkları her insanın günahının bir kısmından sorumlu tutulacaktır.

Bu yazı Dini, KUR'AN ÜZERİNE kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.