AKIL YÜRÜTEREK HÜKÜM ÇIKARMA ÜZERİNE

AKIL YÜRÜTEREK HÜKÜM ÇIKARMA ÜZERİNE

 

İnsanlar, bir karara varabilmek için, akıl yürütürler. Çoğunlukla da, o anda akıllarına gelen fikirlerin yönlendirmesiyle hareket ederler. Bu makalemizde, yapacağımız akıl yürütmelerin, bizi doğru yola iletebilmesi için, temellerinin neler olması gerektiğini irdelemeye çalışacağız. Konuyu incelerken, Kur’an’da var olan çok fazla sayıda misalden üç tanesini ele alarak açıklamaya çalışacağız.

Nuh Tufanı başladığında, Hz. Peygamber, oğlunun gemiye binmediğini görür. Ona gemiye binmesini söyler. Gemiye binmezse boğulacağını vurgular. Fakat gemiye binmek istemeyen oğlu, kendince bir akıl yürütür. Yürüttüğü akıl ile suların, dağın yüksekliğine ulaşamayacağını düşünür. Sonunda hükmünü vererek, kendisini sulardan koruyacağını düşündüğü dağa doğru koşmaya başlar. Fakat boğulur.

Akıl yürütme hususunda Kur’an’da gördüğümüz bir başka örnek, Hz. İbrahim ile ilgilidir. Hz. Peygamber, genç yaşta iken, kavminin taptığı putları kırar. Fakat putların en büyüğünü kırmadan bırakır. Ertesi günü putların kırıldığını gören halk, bunu kimin yaptığını sorgulamaya başlar. Hz. İbrahim, insanlara büyük putu göstererek “belki bu yapmıştır” der. Halk, putlara inanmakta ve onları canlı gibi düşünmektedir. Bu nedenle, akıl yürüterek, en büyük putun diğerlerini ortadan kaldırarak tek kalmak istemiş olabileceğini mantıklı bulur. Ama sonradan puta bakınca, bir heykelin bunu yapamayacağı şeklinde aklı yürütürler. Putlara olan inançları bile bu şekilde akıl yürütmelerini engelleyemez. Sonunda yaptıkları bu akıl yürütmeye göre hükmederek, Hz. İbrahim’e ceza verirler.

Kur’an’dan bu konuda vereceğimiz bir başka örnek, Hz. Yusuf ile ilgili anlatılanlardır. Hz. Yusuf’u kardeşleri bir kuyuya bırakır giderler. Su almak için gelen kervancı, onu esir olarak satar. Mısırlı bir adam onu alır evine getirir. Yusuf, gençlik çağına gelince çok yakışıklı olur. Yüce Yaradan, ona ayrıca ilim ve hükmet verir. Mısırlının eşi (Züleyha), ondan murad almak ister. Yusuf karşı çıkarak kapıya koşar. O sırada içeriye kocası Aziz girer. Züleyha, kocasına “Yusuf bana fenalık yapmak istedi” der. Yusuf, suçlamayı reddeder. Sorunu çözmek için, bir bilge akıl yürüterek şöyle der: “Yusuf’un üzerindeki giysisine bakın. Eğer gömleği ön taraftan yırtılmışsa, kadın doğru söylüyordur. Eğer Yusuf’un gömleği arkadan yırtılmışsa, Yusuf doğru söylüyordur.”

Bilge insanın yaptığı bu aklı yürütmeden sonra, Yusuf’un doğru söylediği hükmüne varılır.

Yukarıda verdiğimiz örnekleri kısaca irdelemeye çalışalım.

Nuh Tufanı sırasında, oğlu akıl yürütürken, sadece kendi salt aklını kullanıyor. Uzun zamandır insanları uyardıktan sonra, karada gemi inşa etmeye başlayan babasına güvenmiyor. Sular her taraftan fışkırmaya başlamasına rağmen, babasının anlattıkları ve geminin yapılması ile suların kaynamasının bağlantısını kuramıyor. Gemidekilerin biniş sebepleri üzerinde durmuyor. Gemiye bindiği takdirde, bir kaybının olmayacağını düşünemiyor. Salt akıl ile akıl yürüttüğünden, muhtemelen, geminin de batacağını düşünüyor. Sonunda kendisine kalan tek çözüm yolu, yüksek bir yere çıkmak olarak kalıyor. Yürüttüğü akıl, manevi bir temele oturmadığından, boğuluyor.

Hz. İbrahim olayında, insanlar başlangıçta, bir heykelin diğerlerine bir şey yapamayacağı şeklinde akıl yürütüyorlar. Salt akıllarıyla yaptıkları bu akıl yürütmeleri, aslında, doğru. Fakat “sadece birer heykel olan putlara tapmanın yanlış olacağı” konusunda aynı salt aklı yürütmeyi yapamıyorlar. Çünkü inançlarının temeli yok. İnançları, atalarından kalma rutin bir alışkanlıktan başka bir şey değil. Dolayısıyla, yürüttükleri akıl, manevi bir hakikate dayanmadığından, yanlış inançları devam ediyor. Bu nedenle yanlış hüküm veriyorlar.

Hz. Yusuf olayında, bilge kişi akıl yürütüyor. Onun yürüttüğü akıl da, salt akıl. Ama sorgulanan olay tamamen dünyevi bir konu olmasına rağmen, özünde insan psikolojisini barındırdığından, yani, kısmen manevi bir temele dayandığından, bilge kişi doğru hükme varıyor.

Kur’an’da, şeytan konusunda da geniş açıklamalar vardır. Yüce Yaradan’ın emrine rağmen, şeytan, Âdem’e secde etmez. İtiraz ederken “onu balçıktan yarattın, beni ise, ateşten (nurdan) yarattın, dolayısıyla ben daha değerliyim” diye akıl yürütür. Bu akıl yürütmesi sonucu, Âdem’e secde etmemeye karar verir. Diyelim ki bir doktordan, onu yetiştiren annesi, okumamış bir kişiye saygı göstermesini istedi. Doktorun “ben daha bilgiliyim” diye itiraz etmesi ile şeytanın itirazı, benzer salt akıl mantığına dayanır.

Şeytan, kendisini de yaratan Tanrı’nın isteğine, kendince yürüttüğü akıl ile karşı çıktığı için, cezalandırılır. O da, kendisinin insanlardan daha değerli olduğunu göstermenin yolunun, onları kandırmak için, Allah’tan izin ve süre istemek olduğu şeklinde akıl yürütür. İstediği izin ve süre verilir. Ancak Yüce Yaradan, “insanlardan kim sana inanır ve seninle beraber hareket ederse, hem seni ve şürekânı, hem de o insanları cezalandıracağım” diyerek izni verir.

İşte bizim akıl yürütmelerimizin dayanağı, ilâhi bir temel olmazsa, şeytani bir temel olursa, şeytanla birlikte cezalandırılacağız demektir. Bu cezalandırma, sadece ahirette değil, bu dünyada da olabilir. Bu sebeple, akıl yürütürken, dikkatli olmalıyız. Bazen, rasyonel davranmaktan kaçınacağımız ortamlar olacaktır. Bu ayrımı yapabilmek ve mümkün olduğunca şeytana aldanmamak için, Yüce Yaradan’ın bize verdiği vicdanımızı kullanmaya çalışmalıyız. Çünkü rasyonellik, genelde, nefsimizin etkisi altındadır. Rasyonel akıl yürütmelerimiz, salt akıl yürütmedir. Aklı erdirme şeklinde değildir. Bu nedenle, bir yerde tıkanır. Salt akıl yürüttüğümüz sırada, bazen sebepleri ve gayeleri kavrayamayız.

Bize akıl, vicdan, irade ve nefis veren Yüce Yaradan, bizim bütün hallerimizi en iyi bilendir. Bu sebeple, bize verdiği aklın, vicdanın ve iradenin bazen yetersiz kalabileceğini bildiğinden, bizlere rehberler göndermiştir. Bu rehberlerin, vahiy yoluyla bize getirdikleri en önemli unsur, imandır. İman olmadan, sebep ve gayeler hakkında yürüteceğimiz fikirler, çoğu zaman askıda kalır.

Eğer aklımızın bittiği yerde, imanımızı devreye sokabilirsek, önümüze çok sayıda kapıların açıldığını görürüz. Dolayısıyla iman ile desteklenmiş akıl yürütmelerin, bizi daha doğru ve güzel sonuçlara götüreceği açıktır.

Bu yazı YAŞAM kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir