MUTEZİLE MEZHEBİNE KUR’AN AÇISINDAN BAKIŞ 2
Mutezile Mezhebiyle ilgili makalelerimizin bu bölümünde, Mutezilenin inanç esaslarını irdelemeye çalışacağız.
Birinci esas, tevhittir. Tevhit, “Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olduğunu kabul etme” anlamına gelir. Mutezileye göre Allah’ın mahiyeti, O’nun zatının ta kendisidir. Allah, hiçbir şekilde yaratıkların sıfatlarıyla bir tutulamaz. Dolayısıyla Allah; insan, cin, melek, canlı ve cansız yaratılanlar dâhil hiçbir varlığa benzetilemez. Allah görülemez.
Mutezile, Allah’ın hiçbir varlığa benzetilemeyeceği ve görünmezliği fikrinden hareket ederek, Kur’an’ın da Allah’ın yarattığı bir mahlûk olduğunu savunmuştur.
Bizim yorumumuz: “Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olduğu” fikri, zaten imanın temelidir. Allah’a teslim olma anlamındaki İslâm anlayışının dayanağıdır. Allah’ın; insan, cin, melek, canlı ve cansız yaratılanlar dâhil hiçbir varlığa benzetilemeyeceği açıklamaları da Kur’an’a uygundur. Allah’ın, Kur’an’ında, Hıristiyanların, Hz. İsa ve Yahudilerin, Üzeyir hakkındaki düşüncelerinin yanlış olduğunu vurgulaması da bunu gösterir. Yani, Mutezilenin tevhit yorumu Kur’an’a uygundur.
Tevhit konusunda Kur’an’a uygun fikirleri savunan Mutezilenin, Kur’an’a, mahlûk olarak bakmasının sebebi ne olabilir diye irdeleyelim. Allah’ın görülemeyeceğinden hareket eden Mutezile, belki de, Kur’an’ın kitap olarak basılı halini esas aldığı için, görünür bir şeyin, Allah olmayıp, mahlûk olduğunu savunmuş olabilir.
Hâlbuki Kur’an, Allah’ın kelâmıdır, yani sözleridir. Sözler görünmezler. Sözler, düşüncelerin başkalarına aktarılış yöntemidir. Dolayısıyla Allah’ın düşüncelerinin bir ifadesi olan sözlerini, mahlûk olarak nitelemek anlamsızdır. Ama daha önemlisi, böyle bir konuyu tartışmaya açmak, abesle iştigalden daha beterdir.
Kur’an’a göre Allah, bir şeyin olmasını istediğinde, Onun sadece “ol” demesi yeterlidir. Allah’ın, yarattığı evrene müdahalesi, her an olabilir. Çünkü hüküm sahibi olan sadece ve sadece Allah’ın zatıdır. Bu müdahalelerle ilgili olarak, Kur’an’da çok sayıda misaller vardır. Kur’an’da bahsedilen Nuh Tufanı bunlardan biridir. Hz. Musa önderliğinde firavundan kaçan İsrailoğullarının geçişi sırasında denizin yarılması, firavun ve ekibi geçerken denizin kapanması gibi olaylar da, Yüce Yaradan’ın bize bildirdiği evrene müdahale edişinin küçük örnekleridir. Nitekim Kur’an’a göre kıyametin olması da, Yüce Yaradan’ın sadece “ol” demesiyle olacaktır.
Bu durumda, bütün bu müdahaleler ve kıyametin gerçekleşmesi için tek olan Tanrı’mızın sözü olan “ol” emirleri, mahlûk mudur? Ayrıca, ahiret hayatında huzuruna vardığımızda, Allah’ın kullarına bazı sorularının ve hitaplarının olacağını, Kur’an bahsediyor. Orada olacağı söylenen bu konuşmaları da mı mahlûk kabul edeceğiz?
Diğer yandan, Kur’an’a göre, Allah zamandan ve mekândan münezzehdir. Mekân (cismanilik) ve zaman biz kulları içindir. Bizim kullandığımız zamanın temelleri de, gezegenimizin hem kendi etrafında, hem de güneşin etrafında dönüşüne göre düzenlenmiştir. Aşağıda aktardığımız ayet, zaman konusunda bizi uyarmaktadır.
Mearic Suresi 70/4: “Melekler ve Ruh ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
Bizim için işleyen zaman ile Kur’an’a göre melekler için geçen aynı zaman değildir. Bizim ruhlarımızın da Yüce Yaradan’ın huzuruna giderken ki sürenin, bizim kabul ettiğimiz zamanda değil, Allah’ın melekler için oluşturduğu zaman kavramı içerisinde olacağı aşikârdır.
Yani zaman, izafidir. Nitekim biz insanların hareket hızımız ile cinlerinki çok farklıdır. Kur’an’da Saba melikesinin kıssalarının anlatıldığı ayetlerdeki (Neml Suresi 27/39), cinlerden bir ifritin hareket hızına, bizim yaptığımız uçaklar bile henüz yetişememektedir. Meleklerin hızı ise, bizim bilemeyeceğimiz bir oranda cinlerin hızıyla mukayese edilmeyecek kadar yüksektir.
Dolayısıyla, Allah’ın sözlerinin zamanı konusu, sadece biz insanlar ve yarattığı diğer kulları için bir anlam taşır. Bu nedenle biz de, kabullerimiz doğrultusunda fikir yürütürüz. Ama Allah indinde, zaman yoktur.
Sonuç olarak, Allah, tektir. Kendisi istemedikçe, görülemez. Onun indinde zaman yoktur. Yarattığı âlemlerdeki kulları arasında bile, zaman kavramı izafidir. Bu gerçeklerin ışığında konuya yaklaştığımızda, Kur’an mahlûktur tartışmasının, mantıklı bir temeli yoktur. Ayrıca, bu tartışmanın bir anlamının olmadığı gibi, insanlara bir faydası da yoktur.