YAKLAŞAN DALGA ÜZERİNE 4
Mustafa Süleyman’ın eserini irdelemeye devam ediyoruz.
Sayfa 124: “Doğa olağanüstü etkili sonuçlara ulaşmak için uzun ve dolambaçlı bir yol izlerken, bu biyo-devrim, odaklanmış tasarımın gücünü bu kendi kendini kopyalayan, kendi kendini iyileştiren ve evrilen süreçlerin merkezine yerleşiyor.”
Yazar, tabiatın kendi kendini kopyaladığı, iyileştirdiği ve evrildiğini kabul ediyor. Ama olağanüstü sonuçlara ulaşabilmek için, uzun ve dolambaçlı bir yol izlediğini düşünüyor. Aslında, doğanın kopyalama ve iyileştirme için uzun ve dolambaçlı yol izlediği ifadesi, her zaman geçerli değildir. Doğa, insanların tabiatta yaptıkları tahribatı (örneğin, ozon tabakasının incelmesi gibi), kendisi tamir etmeye çalışırken uzun bir yol izliyor olabilir. Fakat doğanın bir parçası olan insan vücudu, yaralanmalar gibi bazı durumlarda, kendisini iyileştirme özelliğini makul bir sürede yapmaktadır. Ayrıca, vücudumuzun, uyku ve dinlenmeler sırasında iç organlarımızdaki bazı tahribatları onardığını bilim insanlarının açıklamalarından öğreniyoruz. Bizim yaptığımız ilaçlar, vücudumuzda var olan kendini iyileştirme sisteminin çalışma hızını artırmaktadır. Bu gibi nedenlerden dolayı biyo-devrim, sadece, doğada ve canlılarda var olan kopyalama, iyileştirme ve evrilme süreçlerini hızlandırmaya yaramaktadır.
Diğer yandan, halen, bizim kendi elimizle tahrip ettiğimiz tabiatı, iyileştirmekte başarılı olamadığımız da açıktır. Örneğin, küresel ısınma. Bilim insanlarının gayretleri, küresel ısınmanın hızını azaltabilmek içindir. Isınmayı geri döndürmeyi ve soğutmayı hedeflemeyi düşünemiyorlar. Düşündüklerinde, 2.000.000 metre çapında ayna yapmayı ve yerleştirmeyi başararak, dünyaya gelen güneş ışınlarının bir kısmını dünyaya değmeden gitmesini sağlasalar dahi, ısıyı en fazla iki derece düşürebileceklerini hesaplayarak vazgeçiyorlar. Dolayısıyla biyo-devrim, doğadaki kopyalama, iyileştirme ve evrilmeyi taklit ederken bile, yapabilecekleri, bizim faydalanabileceğimiz bazı canlılarla ilgilidir ve sınırlıdır.
Sayfa 124: “Bir ekip, Mycoplasma mycoides bakterisinin genomunun neredeyse bir kopyasını alarak, yeni bir hücreye nakletti ve o hücre de sonra çoğaldı.”
Hücrenin çoğalması, hücrede mevcut bulunan bilgi işleme sisteminin bir sonucudur. Yukarıdaki cümlede, sentetik hücrenin çoğaldığından bahsedilmiyor. Yazarın bahsettiği çoğalan hücre, kopyaladıkları hücredir. Yani bahsedilen başarı, mevcut olan bir sistemi kopyalamaktır. Genomda böyle bir özellik olmasaydı, nasıl başarabilirdik.
Sayfa 124-125: “ETH Zürih’teki bir ekip tamamen bilgisayarda üretilen ilk bakteri genomunu üretti: Caulobacter ethensis-2.0”
Yukarıdaki ifadede, bilgisayarda üretilen sentetik genomun, kendi kendini üretip üretmediği bilgisi yok. Sentetik üretilen bakteriler, tıpkı sentetik ilaçlar gibi, birçok hastalığın veya başka sorunlarımızın iyileştirilmesinde işe yarayabilir. Nitekim yazar da, sayfa 126-130 arasında bundan bahsediyor. Yaşlandıkça daha sağlıklı kalabileceğimizi anlatıyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bunlar, insanda var olan, beynimizdeki ve doğadaki canlılarda mevcut özellikler ve bunların örneklikleri sayesinde gerçekleşebilir. Bizim itirazımız, yazarın bu ifadelerini, bazı insanların, sıfırdan kendi kendisini üretebilen yepyeni bir canlı yaşam oluşturulacağı şeklindeki iddialarına mesnet yapmak yönündeki ham hayalleri içindir.
Sayfa 131: “Proteinler yaşamın yapı taşlarıdır. Proteinler her yerdedir, akla gelebilecek her forma girer, kemiklerimizi bir arada tutan bağlardan, antikorların kancalarına kadar sayısız hayati görevi yerine getirirler…Bir proteinin nasıl çalıştığını bilmek için sadece DNA dizisini bilmek yeterli değil. İş, onların nasıl katlandığını anlamakta. (Geleneksel) hesaplamalarla, belirli bir proteinin tüm olası şekillerini incelemek, bilinen evrenin yaşamından daha uzun sürebilir.”
Yukarıda anlatılanları tekrar özümsemeye çalışalım. Yetenekli Yapay Zekâ (YYZ) olmadan, “bir proteinin tüm olası şekillerini incelemek, geleneksel yöntemlerle evrenin yaşından daha uzun sürebilir” sözüne dikkat edelim. Milyarlarca yılda hesaplayamayacağımız şey, evrenin tamamı değil, gezegenimiz değil, canlılar değil, duygularımız ve hislerimizin nasıl oluştuğu değil, sadece ve sadece bir proteinin yapısını kavrayabilmek. Yani yaratılışın çok cüzi bir kısmının yapısını anlayabilmemiz için bile, milyarlarca yıla ihtiyacımız var. Yaratılışın muazzamlığını düşünebiliyor musunuz?
Yazar, ilerideki sayfada bunu DeepMind’ın çözdüğünü anlatıyor. Vücudumuzda var olduğu düşünülen 200.000.000 (iki yüz milyon) proteinin yapısını DeepMind yüklemiş. Yazı, bu yapıyı kavramamızda, yapay zekânın önemini gösteriyor. Bizim dikkat çekmek istediğimiz husus başka, Geleneksel yöntemlerle, sadece bir proteinin yapısını çözemiyorsak, yazarın aktardıklarından güç alarak, evrenin ve evrendeki canlı cansız varlıkların kendiliğinden oluştuğunu iddia etmek ne kadar mantıklıdır? Matematik işlemlerini ve karşılaştırmaları muazzam hızda yapabilen YYZ’lı bilgisayarların yapılması, evrenin kendiliğinden oluştuğunu göstermez. Aksine, karmaşık olmalarına rağmen anlaşılabilir yapıları, protein denilen bir şeyin bile sistemini ve ne kadar çok işe yaradığını görmemiz, bir muazzam üst aklın varlığına inanmamızın ne kadar mantıklı olduğunu anlatır.
Çünkü YYZ, sadece proteinlerin yapılarını anlamamızın hesaplama ve karşılaştırmalarını yaptı. Ama henüz sıfırdan protein veya onun görevlerini yapacak yeni bir şey yaratabileceğini iddia bile edeceğimiz bir temel bile yok.
Sayfa 135: “(Yazar gelecekle ilgili hayalini şöyle anlatıyor) Biyomakineler ve biyobilgisayarlar çağına hoşgeldiniz. Burada DNA iplikleri hesaplamalar yapar ve yapay hücreler işe koşulur. Makineler canlanır. Sentetik yaşam çağına hoşgeldiniz.”
“Makineler canlanır” denilince aklımıza gelen, “canlıdan maksat nedir” sorusudur. Bir insanın canlı olması ne demektir? Eğer canlıdan maksat; yaşaması, büyümesi, üremesi, düşünen bir beyne ve hisseden ruha sahip olması ise, yazar yanılmaktadır. Eğer, canlıdan maksat, “makineler, onlara yüklediğimiz programlar sayesinde emirlerimizi yerine getirdi, konuştu ve kopyaladığımız hücrelerle bakteriler üretti” ise, o zaman yazarın söyledikleri doğrudur. Ama bu durumda, yazarın bahsettiği canlı ve yaşam kavramının, gerçek canlı ve yaşamla hiçbir alâkası yok demektir.
Biz insanların yaptıkları, evrenin anlaşılabilir yapıda olan sistemini kavramaya çalışmaktır. Böylece, daha rahat ve sağlıklı yaşamamız için gerekli araçları, yine evrende ve gezegenimizde var olan malzemeleri ve sistemleri kullanarak veya işleyerek, yapmaktır.
Nitekim yazarın sayfa 145-149 arasında bahsettiği -bizim de çok önemsediğimiz- kuantum ve nükleer füzyon konuları da, kâinattan ve gezegenimizin varlıklarından, dönüşüm yoluyla faydalanma gayretleridir.
Sayfa 145: “Google’un, dış uzayın en soğuk kısımlarından daha soğuk bir sıcaklığa kadar soğutulan makinesi, kuantum mekaniği yaklaşımını kullanarak, geleneksel bir bilgisayarla on bin yılda alabileceği söylenen bir hesaplamayı saniyeler içerisinde tamamlıyordu… Kısa süreli bir füzyon reaksiyonu oluşturmak için hidrojen açısından zengin malzeme topaklarının lazerlerle sıkıştırılmasını ve 100 milyon dereceye kadar ısıtılmasını içeren bir yöntem üzerinde çalışıyorlar. 2022’de ilk kez net enerji kazancı ortaya çıkaran bir reaksiyon yarattılar; lazerlerce içeri verilenden daha fazla enerji üretilebilmesi kritik bir dönüm noktası oldu.”
Sayfa 149: “…ilhamını güneşten alan, uyuyan bir temiz enerji devi yatıyor; nükleer füzyon.”
Yazarın ifade ettiği gibi, evrendeki uzayın soğukluğu, güneş gibi kaynakların sıcaklığı ilham alınarak, yepyeni gelişmeler sağlanabilmektedir. Bu gelişmelerin, teknolojik dalgayı tahmin edilenden çok daha hızlı oluşturacağı açıktır. Güneşin örnek alınması, verdiğimiz enerjiden daha fazlasını alma çalışmalarında önemlidir. Görüldüğü gibi yapılanlar, evrende var olan sistemleri taklit etmeye çalışmaktır. Bu çalışmalarda da yine yeryüzünde var olan malzemeler kullanılmaktadır. Çok sıcağa ve çok soğuğa dayanıklı malzemeler yeryüzünde var olmasaydı, ilham almamız başarılı olamazdı.