OSMANLI DEVLETİNİN UZUN YAŞAMI ÜZERİNE 2

OSMANLI DEVLETİNİN UZUN YAŞAMI ÜZERİNE 2

 

Birinci bölümdeki yazımızda, Devletin uzun yaşamasına olumlu veya olumsuz yönde etki eden dış ortamları ele aldık. Bu makalemizde ise olumsuz iç sebepleri irdelemeye çalışacağız.

Ancak bizim düşündüğümüz iç sebeplere geçmeden önce, konumuzla bağlantılı olarak, Osmanlı Türk Devletini inceleyen tarafsız tarihçilerin ve Türkologların birleştikleri ortak noktaların önemlilerini vurgulamakta fayda var.

Türkler, Araplardan ve Farslardan etkilendiler. Ama onlar gibi olmadılar, Aksine onları etkilediler. Türklerin İslâm’a girişleri uzun zaman aldı. Belki de bu sebeple, Farsların yapamadığını yaptılar. Müslümanlığı Arap egemenliğinden kurtardılar. İslâmiyet’in evrensel din olmasına vesile oldular.

Yeni fikirlere, yeni bilgilere açık oldular. Jean Paul Roux’nun yazdığı gibi, “çevrelerinden aldıklarını önce aynen uyguladılar, sonra kendi kültürleriyle yoğurup geliştirdiler”.

Mazlumları ve mağdurları, kim olurlarsa olsunlar, korudular. Zalimlere karşı, kendi aleyhlerine olduğunu bildikleri halde, mazlumları korumak için mücadele ettiler. Zalimlere karşı korudukları insanların bir kısmı, devletin zayıfladığı dönemde onları arkalarından vurdular. Buna rağmen, mazlumları koruma anlayışından vazgeçmediler.

Müslümanların doğuya ilerlemeleri sırasında, 8.inci asrın ilk yarısında Türklere bir süre esir düşen Şumama bin el-Aşras, yaşadıklarını kaleme alır. Arap bilim insanı ve tarihçisi El-Cahız’ın bize aktardığına göre, Şumama, Türkler için şöyle yazar: “Eğer onların memleketlerinde peygamberler yaşayıp da bunların fikirleri kalplerinden geçse, kulaklarına çarpsa idi, sana Basralıların edebiyatını, Yunanlıların felsefesini, Çinlilerin sanatını unuttururlardı.”

Osmanlı Türk Devletinin tarihine bakılınca, Şumama bin el-Aşras’ın haklı çıktığı anlaşılır. Türkler; kültürleri, yeni fikirleri ve bilgilerini cesaretleriyle birleştirerek Dünyaya hükmettiler.

Konumuzla bağlantılı bu kısa bilgilerden sonra, Devletin yaşamını olumsuz yönde etkileyen iç sebepleri irdelemeye başlayalım.

Gerek Fatih Sultan Mehmet, gerekse Kanuni Sultan Süleyman döneminde açılan medreselerde dini bilgilerin yanında hukuk, edebiyat, matematik ve tıp bilgileri de öğretilirdi. Ancak 1580 li yıllarda İstanbul’daki, dünyanın en büyük rasathanesi yerle bir edildi. Sebebi ise, sofu din âlimlerinin, insanları, veba salgınının rasathaneden dolayı yayıldığı, çünkü orada melekleri gözledikleri yalanıyla kışkırtmalarıydı. Bu elim olay sonrasında dini guruplar, bilim insanlarına karşı daha cüretkâr davrandılar. Giderek medreselerde dini bilgiler dışındaki öğretiler çok etkisiz hale geldi. Harp teknolojisinde ve tıpta önder olan Osmanlı Devleti, bilimden uzaklaşmasının cezasını çok çekti. Pozitif bilimlerin her alanında, rakiplerinden geriye düştü. Bu durum gerilemenin temel sebebini oluşturdu. Dolayısıyla, devletin yaşamına ciddi anlamda olumsuz etki yaptı.

Bir başka neden, fetih heyecanının kalmamasıdır. Devletin sınırlarının ulaştığı genişlik, yöneticilerin doyum noktasına ulaşmasına sebep oldu. Yöneticiler kendi zevklerinin peşine düşmeye başladılar. Devletin yönetimini ve orduların komutanlığını sadrazamlara bıraktılar. Bu uygulama savaşlardaki başarıları giderek azalttı. Bu uygulamanın sonucunda 1595 te, Arnavut asıllı Sadrazam Sinan Paşanın 89 yaşına gelmiş olmasına rağmen, paraya aşırı düşkünlüğünden dolayı yaptığı hata sonucu, Akıncı sınıfı yok olma noktasına geldi. Dolayısıyla askerlerdeki fetih inancı çok büyük darbe aldı.

Fetihlerin durmaya başlaması, devlet bütçesini olumsuz etkiledi. Bu soruna ilaveten, Padişahlar devletin yönetiminde ikinci plana düşünce, devletteki rüşvet çarkı genişledi. Adaletsizlik artmaya başladı. Bu durum devletin ömrüne olumsuz etki yaptı.

Fetihlerin durmaya başlamasıyla bağlantılı bir başka sebep, Türk nüfusun sayısının sınırlı kalmasıdır. 1555 yılında İran’daki Safevi Türk Devletiyle yapılan Amasya Anlaşmasıyla sınırlar belirlenmiş ve neredeyse günümüze kadar değişmemiştir. Bundan daha önemli olarak, Orta Asya’daki Sünni Türkler ile Osmanlı Devletinin arasına giren Safevi Devletinin Şiiliği seçmesi sonucunda, doğu Türklüğü ile batı Türklüğünün irtibatının kopmasıdır. Dolayısıyla, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen göçler durma noktasına gelmiştir. Taze kuvvetler gelmeyince, fetihler olsa bile, oraları korumak için yerleştirilecek yeterince Türk tebaa kalmamıştır.

Olumsuz etkileyen bir diğer sebep, dış ortamdan etkilenen iç şartlardır. 1789 Fransız İhtilâlinin etkisiyle, milliyetçilik duygularının yayılmaya başladığını yazımızın birinci bölümünde ifade etmiştik. Devletin egemenliğindeki halkların ileri gelenlerinin bir kısmı bu milliyetçilik akımından etkilendiler. İsyan çalışmalarını başlattılar. Her terör gurubunun yaptığı gibi, isyancılar içte birliği sağlamak amacıyla, önce kendi soydaşlarını korkutmaya yöneldiler, . Bir kısım önderler de, bunu fırsat bilerek kendi soydaşlarını maddeten ezmeye başladılar.

Önceki yıllarda, Osmanlı devleti yöneticileri, halkı ezen insanları, üzerlerine kuvvetler göndererek cezalandırırdı. Ama padişahların, yönetimi sadrazamlara bırakmalarından dolayı, devletteki rüşvet çarkı ve adaletsizlik, böylelerinin cezalandırılmalarını aksattı. Müslüman olmayan tebaada da var olan, padişahın kendilerini koruyacağı inancı, azaldı. Bu umudun azalışı, halkı isyancılara mecbur etti. Bu durum iç kargaşanın artmasına vesile oldu ve devletin yaşamına olumsuz etki etti.

Olumsuz etki yapan bir başka sebep, yönetim kademelerine gelen Türk kökenlilerin sayılarındaki azalmadır. Bu durum, Devleti için canını bile feda etmekten çekinmeyecek davranışların yerine, devleti değil, Akıncı sınıfının yok olmasına sebep olan Sadrazam Sinan Paşa gibi, kendi menfaatlerini daha çok düşünenlerin çoğalmasına vesile olmuştur. Sadrazamların rüşvet çarkına bulaştıklarının bir başka göstergesi yine Sadrazam Sinan Paşanın durumudur. Sinan Paşa, gerek padişah III. Murat ve gerekse III. Mehmet döneminde 4 defa sadrazamlıktan azledildi, toplam 5 defa geri sadrazam yapıldı. Demek ki, diğer sadrazamların durumları da aynı berbatlıktaydı.

Bu anlayıştaki yöneticilerin önemli bir kısmı, dış devletler güçlendikçe onların menfaatini kollayacak şekilde, onların adamı gibi çalışmışlardır. Dış devletlerin güçleri arttıkça, onların destekledikleri yöneticiler de, padişah karşısında güçlü hale gelmişlerdir. Dolayısıyla padişahlar bile etkisizleşmeye başlamıştır. Son dönem padişahların içerisinde en etkili olan II. Abdülhamit’tir. Ancak o bile, Mehmet Said Paşayı 5 defa sadrazamlıktan azletmiş. Hatta bir defasında üç ay hapse attıracak kadar kızmış olmasına rağmen, 6 defa geri sadrazam yapmak zorunda kalmıştır. Altı defa Sadrazamlık mührünü verdiği bu şahıs, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinde önemli rol oynamış ve sonrasında Meclis Başkanı olmuştur.

Dış devletlerin baskılarına dayanacak gücü olsa, kendisini ülkenin sahibi ve halkı da Allah’ın kendisine emaneti gibi gören bir padişah, ülkenin mührünü teslim ettiği bir insanı, neden 5 defa azledip, 6 defa tekrar aynı mührü geri versin? Normal şartlarda, böyle bir uygulamanın, sıradan bir memur için bile yapılması düşünülebilir mi?

Bir sonraki yazımızda, Devletin ömrüne olumlu yönde etki yapan iç sebepleri irdelemeye çalışacağız.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.