SAVAŞLARI ÇIKARANLARIN YAPILARI ÜZERİNE

SAVAŞLARI ÇIKARANLARIN YAPILARI ÜZERİNE

 

Günlük sohbetler sırasında, hemen hiç kimse savaş yanlısı değildir. Hattâ savaş çıkaranları, barbar insanlar olarak nitelerler. Bunların barbar olarak niteledikleri kişiler; cahil, Tanrı’ya inanmayan, görgüsüz, zorba ve avam olarak gördükleri insanlardır.

Oysaki tarihin kaydettiği harplere baktığımızda, bu bakış açısının yanlış olduğunu görürüz. Bilhassa, dünyanın gördüğü en büyük harpler olan Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını incelediğimizde, bu anlayışın tam tersinin geçerli olduğunu anlıyoruz. Çünkü savaşları çıkaranlar, cahil veya köylü insanlar değildiler. Bunlar, şehirlerde ve medeni şekilde yaşadıkları düşünülen insanlardan oluşuyordu.

Bilinen tarihin en kapsamlı iki harbini çıkaranlar, Afrikalılar veya Asyalılar değildi. Bilindiği gibi, Avrupalı elitler, (Aristo’dan Karl Marks’a kadar) Afrikalıları ve Asyalıları insan olarak bile görmüyorlardı. Hâlbuki Afrikalı ve Asyalıların, savaş çıkarmaları için makul sebepleri vardı. Bu bölgelerde yaşayanlar, insan yerine konulmayarak ezilen insanlardı. Batı Avrupalıların nüfusu, ezdikleri Afrika ve Uzak Asya’nın toplamının beşte birinden daha az idi. Bilhassa Hindistan ölçeğinde ise, İngilizlerin, Hintlilere göre nüfusların oranı çok komik rakamlardı. (1857’de çıkan büyük Hint isyanı sırasında, 4.000 Hintliye karşılık sadece bir Birleşik Krallık mensubu vardı.) Dolayısıyla, ezilen ve sömürülen bu halkların, konumlarına isyan etmeleri makul karşılanırdı. Ama savaşı onlar çıkarmadı.

Savaşları, barbar denilen ve ezilenler çıkarmadığına göre, kimler başlattı? Her iki harbi çıkaranlar da, Batı Avrupa’nın yöneticileriydi. Bu idarecilerin bazı ortak özellikleri vardı. Çok büyük çoğunluğu Kiliseye gidiyordu. Tanrı’nın varlığına inanıyor ve Yüce Yaradan’a dua ediyorlardı. Çoğu, kendisini dindar olarak niteliyordu. Güzel giyiniyorlardı. Sık banyo yapıyorlardı. Pişmiş et yiyorlardı. (Avrupalıların, Atilla komutasındaki Türklere barbar demelerinin sebebi, Hun Türklerinin kurutulmuş et olan pastırma yemeleri idi.) Savaş çıkaranların hepsi, dış görünüşleri itibarıyla, en medeni görünümlü insanlardı.

Batı Avrupalı yöneticilerde görülen bu “medeni!” anlayış, daha sonra onları örnek alan bütün dünyaya yayıldı. Artık, bütün dünyada benzer anlayıştaki insanlar yönetimlere geldi. Günlük sohbetlerinde bırakın savaş çıkarmayı, kavga etmeyi bile çok yanlış bulan bu yöneticiler ve zenginler, tam ters davranıp savaş çıkarabiliyor ve maalesef, milyonlarca insanın ölümünden hiçbir üzüntü ve sorumluluk duymuyorlar.

Medeni görünüşlü bu insanların bazıları, geçmişte, yaptıkları hatalarından dolayı kendileri de zarara uğradılar. Fakat günümüzün medeni! yöneticileri, geçmişte bazı idarecilerin başlarına gelen sıkıntılardan ders almışlar ki, artık savaşların kendilerini vurmaması için başka yöntemler deniyorlar. Başka ülkelerin içlerini karıştırıyorlar. Terör guruplarını maddeten destekliyorlar. Dünyanın hangi bölgesinde bir kargaşa varsa, arkasında medeni görünüşlü insanlar var. Görünüşte, kargaşa çıkaranların önemli bir bölümü, cahil ve fakir insanlar belki, ama onları kışkırtanlar ve destekleyenler medeni görünüşlüler.

Demek ki, günümüzdeki kargaşa çığırtkanlarının ortak özelliklerinden birisi, edindikleri tecrübelerin ışığında, daha sinsice planlar yapmayı öğrenmiş olmalarıdır. Çıkan çok küçük çaplı savaş veya kargaşadan kendileri zarar görmedikleri gibi, şahsi kazançlarını daha da artırmayı öğrendiler. Tecrübeleri ve birbirleriyle dayanışmaları sayesinde, kargaşadan ve acılardan beslenmeyi başarıyorlar.

Bu yöneticilerin diğer bir ortak kabiliyeti, bulundukları makama yükselirken uyguladıkları yöntemlerdir. Daha yüksek mevkilere çıkabilmek için, insanlar arasındaki düşmanlıkları körüklemeye alıştıklarından, makamlarında kalabilmek adına, aynı oyunu oynamaları zor olmuyor.

Bu tavırları sergileyen günümüz yöneticilerinin bir başka ortak özellikleri de, halkın nabzını iyi tutabilmeleridir. Halk, hayatın normal akışındaki sohbetlerinde, savaşa karşı görünür. Ama kargaşa ortamlarında, olaylara bakışları farklılaşır. Böyle keşmekeş ortamlarında, halkın büyük çoğunluğu, siyasetçilerin içerisindeki efendi davranışta olanları değil, saldırgan bir tavır sergileyerek daha çok bağıranı haklı görür. Yaşadığı sıkıntılara çözüm bulamayan ve ezildiğini düşünen kişilerin çoğunluğu, muhtemelen, zorbalık veya savaş çığırtkanlıklarıyla tatmin olmaktadır. Kitle psikolojisi, bu anlayışı yaygınlaştırmaktadır. Bu tip insanlar bu tavırlarıyla, sanki kendisinin veya bağlı olduğu gurubun, rakiplerinden intikam aldığını zannetmekte ve bu sebeple, haz duyabilmektedir. Bilindiği gibi, savaş filmleri veya kin, nefret ve intikam konularını işleyen filmler, diğerlerinden daha çok ilgi görmektedir.

Kargaşa ortamlarıyla ilgili olarak, halkın düşüncelerini, Atilla Han şöyle ifade etmektedir:  “Zor günlerde ulus, her zaman en acımasız komutanın önderlik etmesini ister.” Dolayısıyla makamlarını korumak isteyen siyasi liderler de, kitlelerin bu yapısını çok iyi bildiklerinden, saldırgan tavır sergilemeyi adet haline getirmişler. Politikacıların çoğunluğu, kendisini destekleyen kitleyi kışkırtarak ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Savaş çıkaranların büyük çoğunluğunun, bir başka ortak tarafları, karınlarının tok, ama gözlerinin aç olmasıdır. İşin ilginç yanı, savaştırdıklarının ve savaşlarda ölenlerin çoğunluğunun ortak vasıfları, yöneticilerinkinin tam tersidir. Onlar, karınlarını zor doyuran, ama gözleri daha tok insanlardır.

Görüldüğü üzere, savaşları çıkaranların genel olarak ortak özellikleri, içleri ile dışlarının bir olmamasıdır. Yani, dürüst olarak tanımlanamamalarıdır. Onların gerçek tavırlarını bilenlerin, bu insanlar için, “namuslu insan” demeleri pek mümkün değildir. Kargaşadan beslenenlerin, çoğunlukla, tek bildikleri yol, şantajdır. İnsanları korkutma yöntemlerini, çok iyi bilirler. Makamlarını ve zenginliklerini korumak için, dünyayı kargaşaya sürüklemekten başka yolları olmadığını zannederler. Kalpleriyle göremeyen ve düşünecek zihinleri körelmiş olan bu insanların etkilerini azaltabilmek için, dünya genelinde ortak olan bir söze kulak verelim:

“Namuslular da, namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar.”

Fakat ilginç olan, namussuzların çoğunluğu cesur değildirler. Tıpkı Kur’an’da ifade edildiği gibidirler. Haşr Suresi 59/14: “Onlar, müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.”

Allah’ım, insanların içerisinden, Senin gönderdiğin delilleri anlayıp, gösterdiğin doğru yola girerek, güzel ameller işleyenlerin sayılarının artması için, onlara anlayış ihsan eyle.

Allah’ım, onlara, Senin aciz kulların olduklarını anlayabilmeleri için, zihin açıklığı ver.

Senin, her şeye gücün yeter.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir