İSLÂM’DA KADIN’IN KONUMU

İSLÂM’DA KADIN’IN KONUMU

 

Bu sitede yayınladığımız, “İslâm’da Kadın Yönetici Konusu” ve “Türklerde Kadın” başlıklı yazılarımızda konuyu bazı açılardan irdelemeye çalışmıştık. Bu makalemizde biraz daha farklı bakışla ele alacağız.

Konuyu irdelerken tarihi açıdan daha gerçekçi değerlendirme yapabilmemiz için, Hz. Muhammed’in aldığı vahiylerden önceki durum hakkında kısaca bir bilgi sahibi olmamızda fayda var.

İslâm öncesinde, Arabistan’da, kız çocuklarına yapılan muameleleri, Kur’an şöyle açıklıyor:

Nahl Suresi 16/58: “Hâlbuki onlardan (önceki ayette bahsedildiğine göre, Allah’a kızlar isnat edenler) birine, kız doğum haberi müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir.”

59: “Kendisine verilen müjdenin kötülüğü, dolayısıyla kavminden gizlenir. Şimdi acaba o çocuğu zillet ve horlanmaya katlanarak saklayacak mı? Yoksa toprağa mı gömecek? Dikkat edin verdikleri hüküm ne kötüdür!”

Tekvir Suresi 81/8: Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,

9: “Hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye.

Kur’an’ın ifadelerinin doğru olmadığını savunanlar, o dönemi anlatan tarihçilerin bahsettiklerine bakabilirler.

Araplarla benzer coğrafyada yaşayan İsrailoğulları’nın da, “ataerkil” bir anlayışta olduklarını, çoğunluğunu insanların yazdığı Kitab-ı Mukaddes’in (Tevrat, Zebur ve İnciller) anlatımından anlıyoruz. Bu kitaplara göre, Hz. Davud’un haremi vardı. Hz. Süleyman’ın 300 cariyesi ve 700 hanımı olduğunu yazıyordu. Hâlbuki bu yazılanlar, Yüce Yaradan’ın peygamberlerine isnat edilen yalanlardan başka bir şey değildi. Yahudiler ve Hıristiyanlar bu yalanları, kendilerinin kadınlara karşı, onları aşağılayan bakışlarına destek bulmak için uydurmuşlardı.

Hıristiyanlar da, Aziz Pavlus’un, aşırıya kaçan kadın düşmanlığı çok etkili olmuştur. Aziz Pavlus’daki bu kadın düşmanlığının muhtemel sebebi kendisinin İsrailoğullarından olması ve onların kadına bakışlarına sahip olmasıdır.

Antik Helen’de kadına bakış, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan farklı değildir. Bir Helen yazar şöyle demektedir.: “Bize, bizlere çocuklar verecek eşler, bizleri okşayarak sevecek metresler ve bizleri eğlendirecek kibar fahişeler lâzım!”

Antik Helen’de ve Roma İmparatorluğunda, Gynaikonitis denilen fuhuş yapılan evleri engellemek mümkün olmamıştır.

İşte böyle bir ortamda inen ve son vahiy olan Kur’an, çok evlilik konusunda şöyle der:

Nisa Suresi 4/3: “Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir”

Ahzab Suresi 33/4: “Allah, bir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır…”

Demek ki İslâm, mücbir sebepler dışında, tek eşliliği tavsiye ediyor. Hem de kadının hiç önemsenmediği ve çok eşliliğin olağan görülüp, tek eşliliğin garipsendiği bir ortamda bu tavsiyeyi yapıyor.

Erkek ile kadın arasındaki evliliklerde de, karşılıklı rıza aranıyor. Bu durumun bir örneğini, Hz. Muhammed’in hayatında görüyoruz. Bilindiği gibi Hz. Muhammed, ilk eşi Hatice vefat edene kadar, tek eşli olarak yaşamıştır. Bu evlilik, Arabistan’daki çok eşli evlilik anlayışına rağmen, sürmüştür. Hz. Peygamber, sonraki yıllarda, savaşlarda şehit düşmüş arkadaşlarının yaşlı dullarıyla evlenmek mecburiyetinde kalarak, çok eşli hale gelmiştir. İşte bunlardan birinde, Roger Graudy’nin, Buhari’ye dayanarak aktardığı bir olay şöyle gelişmiştir. Hz. Peygamberin evlenmeyi düşündüğü hanımlardan olan Ümeyye binti el-Cevn, teklifi reddetmiştir. Bunun üzerine Hz. Muhammed, kendisini, ana babasının yanına ve çok kıymetli hediye de vererek geri göndermiştir.

Kadınlarla ilgili bir başka ayrıntıya geçmeden önce, günümüzdeki uygulamaları gözümüzün önüne getirelim. Bugün, medeni denilen maddeten gelişmiş ülkeler dahil, erkeklerin önemli bir kısmı, resmiyette tek evli, ama gayri resmi olarak çok evli konumundadırlar.

Kur’an’da kadınlarla ilgili olarak bir başka dikkat çekici nokta daha var. Kur’an’a göre, Hz. İbrahim’in eşi, Hz. Musa’nın annesi ve Hz. İsa’nın annesi, Allah’ın elçisi Cebrail aracılığıyla Allah’tan vahiy almıştır. Bu vahiyler, sırasıyla Hud Suresi 11/71-73, Kasas Suresi 28/7, Meryem Suresi 19/19 da anlatılmıştır.

Demek ki Yüce Yaradan, sadece erkeklere haber göndermemiştir. Bu ayetlerde peygamberlerin hanımlarından bahsedildiği için, bu anlatımın nedeni olarak peygamberler görülebilir. Bu şekilde düşünenler için Yüce Yaradan, Firavunun karısını da örnek göstererek, bu fikrin yanlışlığını ortaya koymaktadır.

Tahrim Suresi 66/11: “Allah, inananlara da Firavunun karısını örnek gösterdi. O şöyle demişti: “Rabbim! Bana yanında cennetin içinde bir ev yap, beni Firavundan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zalim toplumdan kurtar!”

Görüldüğü üzere, Kur’an kadın ve erkek arasında ayrım yapmaz. Ayetlerde “ey insanlar” veya “ey iman edenler” diyerek her iki cinsi birlikte belirtir. Ayrıca ifade ettiği zamanlarda da “iman eden erkekler, iman eden kadınlar” şeklinde beraber yazar.

Nisa Suresinin birinci ayetine göre, Yüce Yaradan, insanları tek bir nefisten yaratmıştır. Dolayısıyla, insanlar, ister kadın isterse erkek olsunlar, Allah nezdinde eşittirler. Farkımız, yapımız ve görevlerimizdir. Farkımız, Yüce Yaradan’ın gösterdiği yoldaki yürüyüşümüzdür.

Tevbe Suresi 9/71: “Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yargılayacaktır. Çünkü Allah azizdir, hakîmdir.”

Demek ki, İslâm’a göre erkek ve kadın bütün müminler, birbirlerinin dostları ve velileridirler. Ne sadece erkekler, kadınların, ne de sadece kadınlar, erkeklerin dostu ve velisidirler. Yani İslâm, hiçbir ayrımı istemez. Her türlü ayrıma karşıdır.

Bu yazı KUR'AN ÜZERİNE, Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir