ABD NİN KURULUŞU, İLKELERİ VE ÇELİŞKİLERİ

ABD NİN KURULUŞU, İLKELERİ VE ÇELİŞKİLERİ

 

ABD, ilk olarak doğu kıyı şeridindeki 13 eyaletin birleşerek, sömürgeci diye nitelendirdikleri Britanya’ya karşı isyan etmeleri sonucu kurulmuştur. Fakat eyalet sayılarını artırırken, kimi zaman kendileri de sömürgeci düşüncelerle hareket ettiler. Bu şekilde hareket etmedikleri iki vaka vardır. Biri, 1803 yılında Fransa’dan satın aldıkları, Louisiana bölgesinin katılımıdır. Diğeri ise, 1819’da İspanyollardan satın aldıkları Florida bölgesidir. Diğer bütün genişlemeleri, savaşlar yoluyla olmuştur. Yani, ilk onüç eyaletin dışındakiler, kendi istekleriyle birliğe katılmamışlardır. Bu dönemde, Meksika ile yaptıkları savaşlardan sonra fethettikleri yerlere ilaveten, 1853 yılında küçük bir bölge olan Gadsen’i, Meksika’dan satın almışlardır. Böylece savaşsız olarak ülkelerine dâhil etmişlerdir.

ABD yöneticilerinin başarısı, savaşlar yoluyla aldıkları eyaletler hususunu, halkın anlamasını önleyecek perdelemeleri çok güzel yapmalarıdır. Bilindiği gibi, ABD’de cumhuriyet yönetimi olduğundan, idarecilerin uymaları gereken bir Anayasaları vardı. Bu Anayasa, mevcut bölgenin yönetimi için hazırlanmıştı. Savaşlar sonucu fethedilerek sömürge haline getirilecek bölgelerin nasıl yönetileceği hakkında bilgi ve düzenleme yoktu. Sömürgeler, tam anlamıyla Amerikan eyaleti olarak kabul edilmiyordu. Bu sebeple, yeni fethedilen bölgelerde yaşayan halk Amerikalı olarak görülmedi. Amerikalı olmayanların yönetiminin ayrıntıları, Anayasada düzenlenmemişti. Bu sebeple, yaptıkları yanlışın anlaşılmaması için, 1776’da Thomas Jefferson’un hazırladığı Bağımsızlık Bildirgesinin arkasına gizlenmeye çalıştılar.

1812 ile 1842 yılları arasında, Birleşik Krallık ile savaşarak toprak kazanmaya devam ettiler. Yeni fethettikleri bu topraklar ile yeterince güçlendiklerini düşündüklerinde, Meksika’ya saldırdılar. 1846’da Meksika ile başlattıkları savaşların sonunda galip geldiler ve çok geniş topraklara sahip oldular.

Bu dönemlerde Fransızlarla savaşmamaya gayret ettiler. Muhtemel nedeni, Britanya’ya karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesi sırasında, Fransa’dan hem silah hem de asker desteği almış olmalarıdır.

Fransızların desteği olmasaydı, bağımsızlıklarını, en azından o dönemde, kazanmaları mümkün görünmüyordu. Nitekim Fransızların desteğine rağmen, bağımsızlıklarını kazanmaları, beklenmedik bir tabiat olayının lehlerine gelişmesi sonucu olmuştur.

27 Ağustos 1776’da, General Washington’un orduları, Britanya kuvvetlerine yenilmişti. İngilizler çevirme harekâtı başlattıkları için, Washington arada sıkışıp kalmıştı. Ordusunu kaybetme tehlikesi baş göstermişti. Fakat iki gün sonra 29 Ağustos’ta aniden koyu bir sis bastırdı ve uzun sürdü. Washington, bu koyu sisten faydalanarak, ordusunu bölgeden kaçırdı. Böylece, ABD ordusu kırılmaktan kurtuldu. Kendisini toparlayıp güçlenmek için zaman kazanmış oldu.

Yeni kurulan ABD, İngilizlere karşı bağımsızlıklarını kazandıktan sonra, içteki düşman olarak gördükleri Kızılderililere karşı mücadeleye giriştiler. Onlara karşı acımasızlıkta, adeta İngiliz ve Fransızlarla yarıştılar. Kızılderilileri yaşadıkları yurtlarından kovdular.

Bu dönemde 1823 yılında Başkan James Monroe, bir doktrin hazırladı. Bu doktrin, anti sömürgeci bir niteliğe sahipti. Ancak Amerikalılar, bu doktrini sadece tek yönlü olarak yürürlüğe koydular. O tarihlerde, ABD’nin güneyinde kalan bütün kıtada, başta İspanya ve Portekiz olmak üzere bütün Avrupalılara karşı isyanlar başlamıştı. İsyanların sonucunda bağımsız devletler ortaya çıkmaya başlamıştı.

Başkan Monroe ve ABD Kongresinin muhtemelen asıl amacı, Avrupalı devletlerin birleşerek Amerika kıtasındaki isyanlara müdahale etmelerini önlemeye çalışmaktı. Eğer böyle bir taktik düşünce olmayıp, bölge halklarının bağımsızlık mücadelelerinin kutsallığı düşünülseydi, Kızılderililere karşı çok daha farklı davranmaları gerekirdi.

1803 yılında, kuzey ve batı bölgelerinin, yani o dönemdeki ABD’nin toplam nüfusu, sadece 5 milyon olarak tahmin ediliyordu. Tanrı’nın bir lütfu olarak gördükleri geniş arazileri vardı. Fransa’dan satın aldıkları Louisiana bölgesine kimleri yerleştireceklerini bilemediklerinden, ülke dışından gelecek göçlere umut bağlamışlardı.

İşte, geniş boş arazilerin olduğu bir ortamda ve böyle bir doktrin yayınladıkları halde, Kızılderilileri yurtlarından kovdular. Hâlbuki Kızılderilileri birkaç eyalete toplasalardı. Onların da devlet kurmaları için yardımcı olsalardı. Onların devletlerini de birliğin içerisine alsalardı. Acaba 4 Temmuz 1776’da ilan ettikleri bağımsızlık bildirgesine uygun hareket etmiş olmazlar mıydı?

Yayınladıkları Bağımsızlık Bildirgelerinde şöyle deniliyordu: “Bütün insanların eşit yaratıldıklarına, Yaratıcıları (Tanrı) tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz.”

Ortada hem Bağımsızlık Bildirgeleri hem de Monroe doktrini dururken, Kızılderililere karşı davranışlarının sebebi, acaba onları insan olarak görmemeleri midir? Yoksa Kızılderililerde barut olmadığından, onlara karşı çok güçlü, ama Avrupalılara karşı daha zayıf oldukları için, bir taktik gereği mi bu bildirgeyi ve doktrini yayınlamışlardır? Bu soruların dürüstçe cevaplanması, yayınladıkları Bağımsızlık Bildirgesine ve Monroe Doktrinine uygun davranmaları, ABD’nin huzurlu geleceği için önemlidir.

İlk kurulan ve 13 eyaletten oluşan devlet, yeni fethettikleri ve satın aldıkları bölgelerin katılımıyla giderek güçlendi. Siyaseten, Avrupalıların kendilerine ve kıtanın kalan bölgesindeki halklara karşı birleşmelerini önlemeyi başardılar. Fakat bu defa kendileri, daha sonra, Monroe doktrinini bahane ederek, güneylerindeki bölgelere, Panama, Nikaragua, Venezüella’ya müdahale ettiler. Küba’yı destekleyerek İspanyollara karşı savaştılar. Küba’ya özgürlük kazandırdılar.

Kendileri Meksika’ya saldırdığında, yine Monroe doktrinini gündeme getirdiler. Böylece Avrupalıların, Meksika’ya yardım etmelerini engellediler.

Aslında Monroe doktrininde, kendileri açısından temel bir çelişki söz konusuydu. Kendileri bir Avrupa devleti olan Britanya’ya karşı bağımsızlık savaşı verirlerken, yukarıda bahsettiğimiz gibi, Fransızlardan hem asker hem de silah desteği almamış olsalardı, başarmaları mümkün olmazdı. Başarmalarının çok zor olacağı, General Washington’un aldığı desteklere rağmen, ordusunun İngilizler tarafından yok olmasını, tesadüfen oluşan ve uzun süren yoğun sis sayesinde kurtarmasından anlaşılmaktadır.

ABD yönetimi, kendi ülkelerindeki yerlilere ve kıtadaki diğer devletlere karşı olmasa bile, dış politika olarak Monroe doktrinine uzun süre sadık kaldılar. Fakat bu anlayışlarını Filipinler konusunda değiştirdiler. Asya bölgesinde olan Filipinlerin, İspanyollara karşı ayaklanmalarında onlara yardım ettiler. İspanyollar yenildi. Fakat bu defa, İspanyolların yerine Manila’da Amerikalı yöneticiler oturdular. Bunun üzerine halk bu defa, Amerikalılara karşı ayaklandı. İsyanlar uzun sürünce, ABD strateji değişikliğine gitti. Kalıcı Amerikan yönetimini ve insanlarını bir kısmını geri çekti. Bundan sonra sömürgelerinde bile, kalıcı Amerikan yerleşmesi olmadı. Böylece Monroe doktrinine uygun görüntü vermeye çalıştılar.

ABD’nin, başlangıçta yayınladığı Bağımsızlık Bildirgesine ve Monroe Doktrinine sadık kalıp kalmaması, hem kendilerinin hem de dünyanın huzuruna doğrudan etki edecektir.

Bu yazı Sosyal kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir